Netanyahu’nun sonu mu?

23.09.2019 07:31 GÜNCEL
İsrail’de yapılan seçimlerde, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun zehirli teokrasisine dur denildi. Fakat şimdi siyaset düğümlendi ve Netanyahu’nun alt edilip edilmeyeceğini zaman gösterecek

SHLOMO BEN-AMİ

İsrail nihayet dindar-milliyetçi çukurdan kafasını çıkardı. 17 Eylül günü yapılan parlamento seçimlerinde (beş ayda ikinci seçim), Netanyahu’nun Likud Partisi, Ortodoks ve yarı-faşist gruplar koalisyon hükümeti kurmak için İsrail Parlamentosu’nda (Knesset) gereken 61 milletvekiline sahip olamadılar.
13 yıldır iktidarda olan Netanyahu için seçim yalnızca kısmen ‘milliyetçi siyasi’ projesi ile ilgiliydi. Asıl mücadelesi derhal yolsuzluk, rüşvet ve güveni kötüye kullanma suçlarından yargılanmaktan kaçmak için tekrar dokunulmazlığa kavuşmak üzerineydi.



LİKUD'UN SEÇİM OYUNLARI

Netanyahu kelimenin tam anlamıyla özgürlük mücadelesi veriyor ve bu yüzden kampanyası esnasında tüm hukuki ve ahlaki kuralları hiçe saydı. Bir defa Ürdün Vadisi’ni İsrail topraklarına katmak gibi patavatsız taahhütlerde bulundu ve bunun yaratacağı sonuçların hiçbir stratejik değerlendirmesi yapılmadı. Ayrıca Likud aktivistlerinin oy kullanma merkezlerine kamera koymasını mümkün kılacak bir yasa tasarısı ortaya koydu. Tasarı başarısız olunca Likud, muhalefetin seçim hırsızlığı yapma planlarında olduğunu öne sürdü. Bu esnada Başbakan’ın Facebok hesabı destekçilerine “İsrailli Araplar hepimizi yok etmek istiyor” mesajı veriyordu.

Dahası, Netanyahu halka İsrail’in en çok izlenen televizyon kanalını boykot etme çağrısı yaptı çünkü 2014 yılında 14 yaşındaki Filistinli bir çocuğu kaçırıp öldüren Yahudi aşırılıkçılar üzerine yayımlanan belgeselin ‘antisemit’ olduğunu iddia ediyordu. Aslında kendine yönelik soruşturmaya dair son detayları yayımlayan kanala engel olmaya çalışıyordu.

Çaresizce yeniden seçilmeye çalışırken Netanyahu ‘Bay Güvenlik’ imajını pekiştirmek için bölgede gerilimleri artırdı. Bir anda Suriye ve Irak’taki İran hedeflerine saldırdı. Saldırılar ordunun telkinlerine rağmen tüm detaylarıyla medyada yer buldu.



Üstelik, Netanyahu seçim sürecini tümden erteleyebilmek için Gazze’de Hamas ile topyekûn savaşa girmeyi dahi düşündü. Neyse ki General Aviv Kohavi ve Adalet Bakanı Avichai Mandelblit buna engel olarak yasal süreç takip edilmeden böyle bir hamle yapılamayacağını söylediler. Netanyahu Trump ile görüştü ve ABD-İsrail güvenlik anlaşması üzerine konuştu. Bu saçma plana İsrail’de tüm güvenlik birimleri karşı çıkmıştır çünkü anlaşma İsrail’in hareket özgürlüğünü kısıtlamak üzerine kurulu.

SİYASETTE ÇIKMAZ

İsrail’in son derece parçalı siyasi yapısı ve garip seçim sistemi maalesef nadiren kesin sonuçlar veriyor. Bu yüzden ülke şimdi siyasi bir düğümün içinde. Eski generallerin yönetiminde bulunan ve merkez sağ grupları bir çatıda birleştiren Mavi ve Beyaz Partisi neredeyse Likud kadar koltuk kazandı. Fakat İşçi Partisi ya da Demokrat Birlik ile işlevsel bir koalisyon kurması mümkün görünmüyor – Demokrat Birliğin içinde Ortak Arap Listesi de bulunuyor.
Bu partiler bir şekilde çoğunluk oluştursalar bile müthiş siyasi cesaret göstermeleri gerekir. Üç generalin Arap ve Siyonizm karşıtı siyasi öğelerle ve İslamcı gruplarla bir araya gelmesinden söz ediyoruz. Fakat Ortak Liste’nin koalisyon sürecinin dışına itilmesi ise büyük bir hata olur. Bu Arap fraksiyonlar İsrail’in yüzde 20’sini oluşturan kesimin iradesini temsil ediyor. Bu kesim şu sıralar büyük bir ‘İsrailleşme’ sürecinden geçiyor ve demokratik yönetişim üzerine kurulu bütüncül İsrail’in kurulması için çalışıyor.

İşleri daha da karmaşıklaştıran nokta ise, seçim sonrası ortaya çıkan düğümü çözebilecek kişinin Yisrael Beitenu partisinden Avigdor Liberman olması. Liberman tam bir siyasi kötümser; Arap düşmanı çıkışlarıyla ve işgalci tutumuyla biliniyor – kendi evini bizzat Batı Şeria’ya taşıdı. Partisi, koltuk sayısını son seçimde iki katına çıkardı. Bunu, aşırı sağcıları dışlayarak Likud – Mavi ve Beyaz partileriyle büyük koalisyon kuracağını söyleyerek yaptı. Mavi ve Beyaz partisi bu teklifi kabul etti fakat can alıcı bir koşulla: yargılanmanın eşiğindeki Netanyahu ile gücü paylaşmayacaktı.



Dolayısıyla bu seçimin anahtar sorusu şu: Netanyahu; evet mi, hayır mı? Mavi ve Beyaz partisi iradesini koruyacak mı? Likud partisinin üyeleri liderlerini koltuktan indirecek cesareti bulacak mı?

PRENSİPLER ÇİĞNENEBİLİR

İsrail siyasetçilerinin kendi prensiplerini çiğnerken gösterdikleri yaratıcılık hafife alınmamalıdır. Bu düğümden gerçekten Liberman’ın koalisyon teklifiyle çıkılabilir; bu, başbakanlık koltuğunun Gantz ile Netanyahu arasında paylaşılmasıyla yapılabilir. Gantz ilk iki yıl ülkeyi yönetirken Netanyahu yasal sorunlarıyla uğraşır. Sözünü ettiğimiz, önümüzdeki günlerde karşılaşabileceğimiz ‘yaratıcı çözümlerden’ yalnızca biri.

Seçimin İsrail’deki barış yanlıları için, hatta merkez soldakiler için bile zafer doğurmadığı açık. Kurulan hükümet can çekişen iki devletli çözüm sürecini ayağa kaldırmayacak. Bunun yerine, muhtemelen Gazze’de yeni askeri operasyonlar başlayacak. Bir yandan da muhtemelen Başkan Donald Trump’ın ‘yüzyılın anlaşması’ dediği ve Filistin ekonomisini güçlendirmeyi amaçlayan süreci başlatacak – Filistinliler ise muhtemelen tüm bunları hükümsüz sayacak.
Her hâlükârda seçimin sonucu rahatlatıcı etki yapacak ve siyasete taze kan gelecek. İsrailli seçmenler ülkenin yabancı düşmanı teokrasiye doğru itilişine dur dediler. Dahası, Netanyahu’nun bölücü nefret siyasetinin önünün kesilmesi de yadsınamayacak bir başarı.

İsrailli şair Nathan Alterman olsa bu süreci ‘yoksulların sevinci’ olarak tarif edebilirdi (en bilinen kitabının adı). Fakat ülke şimdilerde siyasi pazarlıklarla meşgul, bölgede tansiyon yükseliyor; coşkunun daha ne kadar süreceğini ve Netanyahu’nun siyaset dışı kalıp kalmayacağını zaman gösterecek.

Çeviren: Fatih Kıyman
Kaynak: Project Syndicate