birgün

26° AÇIK

Nüfusun tedip ve tenkili

GÜNCEL 29.12.2021 08:47
Abone Ol google-news

Türkiye’de toplumun bir kısmının muhtemelen çok aşina olduğu fakat büyük bir kısmının fazla haberdar olmadığı sözcüklerdir bunlar. Türk Dil Kurumu sözlüğünde Tedip; uslandırma, yola getirme, terbiye etme olarak tanımlanmış. Tenkil ise daha ağır içeriğe sahip: uzağa gönderme, herkese ibret olacak şekilde bir ceza verme, sindirme. Düşmanı veya zararlı kimseleri ortadan kaldırma. Anlaşılacağı gibi bu iki kavramın ortak anahtar kelimesi ise “düşman nüfus”!


Erken Cumhuriyet yılları resmi metinlerinde daha çok askeri operasyonlara gönderme yapmak üzere tedip ve tenkil hareketleri ifadesi çokça metinlerde karşımıza çıkar. Onlardan birisi Tarih Vakfı’nın yayımladığı Necmeddin Sahir Sılan arşivindeki bazı belgeleri içeren Kürt Sorunu ve Devlet: Tedip ve Tenkil Politikaları adlı kitaptır ki bu iki sözcük kitabın kapağına taşınmıştır.

Rapor, bilgi notu, telgraf vb. belgelerde ise tedip ve tenkil sözcükleri belki yüzlerce kez geçer. Bunlar içinde ilklerden biri ve en önemlisi Mustafa Abdülhalik Renda’nın 1925 tarihli ‘Tedkik Seyahati’ raporudur. Aynı öneme sahip olmak üzere sonuncusu da Reşat Hallı’nın Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar kitabıdır.

Gerek Renda ve gerekse Hallı, değişik seviyelerde kamu görevi yapmış kişilerdir. “Düşman”ı tedip ve tenkil etmeye yönelik politikalar dolayısıyla nüfus, ikisinin de ilgi alanındaydı. Renda, raporunda ilgilendiği bölgenin 1925’teki nüfusunu tespit etmişti. Buna göre Fırat’ın şarkında ve Bingöl dağlarının cenubunda bulunan Urfa, Mardin, Siverek, Diyarbakır, Ergani, Elaziz, Dersim, Genç, Muş, Bayezid, Van, Hakkâri, Bitlis, Siird vilayetleriyle Erzurum vilayetinin Hınıs ve Kiğı ve Erzincan’ın Pülümür kazalarının nüfusu bir milyon üç yüz altmış bir bin idi. Bu ahalinin 993.000’ini Kürtler, 117.000’ini Araplar ve 251.000’ini de Türkler oluşturuyordu.

Nüfusun bu dağılımına rağmen bu coğrafyada Türk nüfus ve nüfuzunu hâkim kılmak zamanının henüz geçmediğine kani olduğunu; fakat eğer tedbir alınmazsa pek az zaman sonra Fırat’ın şarkındaki vilayetlerden sarf-ı nazar etmek mecburiyetinde kalınabileceğini belirtmişti. Hatta iş Fırat’ın yalnız şarkını kaybetmek ile kalmayacak, Fırat’ın garbında Malatya vilayeti gibi birçok yerler de de tehlikeye girecekti. Renda’ya göre Türkiye arazisinde iki milletin aynı kudret ve selahiyetle hâkim bulunması imkânı katiyen yoktu. Binaenaleyh bütün memlekette Türk nüfuz nüfusuna hâkim kılmak farz ve zaruri idi.

Bunun için önerilerini de ilgili makamlara arz etmişti. Bunlar arasında Fırat’ın garbındaki vilayetlerin bir kısmında dağınık surette yerleşmiş olan Kürtleri Türk yapmak gibi o zamanlar adeta ‘olağan’ sayılan öneriler de vardı. Fakat elbette asıl tedbirler tedip ve tenkil uygulamaları olacaktı. Bu yüzden söz konusu nüfus gruplarına karşı en sert müdahalelerden kaçınmamak gerektiğini düşünüyordu.

Renda’nın arz ettiği hususlar sistem politikası olarak kabul görmüştü. Nitekim Başbakan Fethi Okyar 1925’de mecliste cumhuriyetin tedip ve tenkil sillesinin başladığını söylemişti. Yıllarca devam edecek bu politikanın detayları ise Hallı’nın Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar kitabında yer alacaktı. Bu kitapta ilki 1924, sonuncusu da 1938 tarihli on yedi vak’a yer almıştı ve tamamında ana vurgu tedip ve tenkil hareketleriydi.

Hallı, tarihe not düşecek şekilde detayların önemli bir bölümünü yazmıştı. Mesela tenkil yapan kuvvetlerin ‘ganimet’ elde ettikleri bu notlarda yer almıştı. Zira muhatap ‘düşmandı’. Aynı şekilde öldürülenlerin sayısına ilişkin veriler de çok çarpıcıydı. Cumhuriyet Gazetesinin 16 Temmuz 1930 tarihli haberine de yansıdığı gibi sadece Zilan’da 15.000 insan öldürülmüş, “Zilan Deresi lebalep acsat (ceset) ile dolmuştu”. Reşat Hallı’nın aktardığı bilgilere göre bu kadar kişi iki ya da üç hafta içinde öldürülmüştü. Diğer örneklerin çoğu da Zilan gibiydi. Yani tedip ve tenkil etmek, sanıldığının çok ötesinde tahribat yapmış bir politikaydı.

Erken Cumhuriyet yıllarındaki tedip ve tenkil politika ve uygulamalarının detaylarını yazmaya kitaplar yetmez aslında. Bunların, sonraki kuşaklar üzerinde bıraktığı derin izleri de. Türkiye bu politikanın toplumsal maliyetiyle yüzleşebilecek mi, sorun budur!

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

Birgün'e Abone ol