Google Play Store
App Store

Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği tarafından önceki gün “Nükleer Enerji Masalı” adlı bir panel düzenlendi.

ŞULE YILDIRIM

Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği tarafından önceki gün “Nükleer Enerji Masalı” adlı bir panel düzenlendi. Nükleer enerjiye neden karşıyız başlıklı panelin moderatörü ise 1996-2002 arası Almanya Federal Parlemantosu’nda Birlik 90/Yeşiller Partisi’nin meclis grubunda bilimsel araştırma asistanı olarak çalışan ve derneğin Türkiye temsilcisi olan  Dr. Ulrike Dafner’di. Konuşmacılar ise Avrupa Parlamentosu Yeşiller/EFA Grubu Eşbaşkanı Rebecca Harms ile çevre, ekonomi ve enerji alanlarında uzman gazeteci ve aktivist Özgür Gürbüz’dü. Almanya Gorleben’de nükleer atıkların nihai depolanmasına karşı faaliyet gösteren sivil örgütlenmenin kurucularından olan Harms, panelde “Türkiye’nin nükleer konusunda neden mantıksız ve duygusal bir davranış içine girdiğine anlam veremediğini” belirterek, “Türkiye’nin nükleere geçmesi hiç akla yakın değil. Bu yaklaşıma karşıyım. Türkiye açısından nükleere tesisleri deprem risklerine karşı korunmalı inşa etmek mümkün mü çok tartışmalı. Deprem bölgelerinde nihai olarak nükleer atıkların bertaraf edilmesi mümkün değil. Belki en iyi çözüm derin jeolojik depolamadır ama deprem bölgelerinde yerin derinliklerine depolamanın anlamını kimse düşünmüyor” diye konuştu.
JAPONLAR RUSLARDAN BETER ÇIKTI
Japonya’daki antinükleer hareketin deprem riskini yıllarca vurguladığını dile getiren Harms, “Japonların tüketilmiş yakıtın depolanması konusunda hiçbir çözümleri yoktu. Japon elektrik şirketi TEPCO felakete hazırlıklı değilmiş. Deneme yanılma yöntemiyle öğreniyorlar. Biz bu bir Rus sorunudur, insanlara hakikati söylemiyorlar, demokratik değiller derdik ama Japonlar bile reaktörlerden birinin 16 saat içinde tamamen erdiğini 3 ay sonra açıkladılar. Daha geniş bölgeyi boşaltmaları gerekirken yavaş davrandılar” diye ekledi.
ALMANYA NÜKLEERDEN GERİ ADIM ATTI
Almanya’da adeta siyasi bir mucize yaşandığını ve Merkel’in 7 nükleer santralin kapatılmasına karar verdiğini söyleyen Harms, “Merkel çok köklü nükleer taraftarıydı. 3 ay içinde Almanya’da nükleer enerjinin çok hızla devreden çıkarılması bekleniyor. Bütün politikacılar bu konuda makul. Almanların yüzde 80’i ise korku içinde nükleeri istemiyor” dedi. İtalya’da ise Haziran’da bir oylama yapılacağını belirterek, “İtalyan hükümeti devam edip etmeyeceği konusunda şüpheye düştü. Fransa, Polonya ve İsviçre de bu konuda örnek adımlar var” diye ekledi. Tek tek ülkelerin nükleerle başa çıkamayacağını ortak bir hareketin gerekliliğini belirten Harms, “Almanya ve AB’de nükleerin uçak düşmesine dayanıp dayanamayacağı tartışılıyor. 11 Eylül’den önce El Kaide’nin ABD’de bir nükleer santrale uçak kazası yapacağı görüşü hakimdi. Ayrıca 2 yıl önce Alman hükümetinin isteği üzerine yapılan bir araştırmada, santrale 50 km uzaklıkta yaşayan çocuklarda kanser vakalarının arttığı tespit edildi” bilgilerini verdi.
BOĞAZI BEKLEYEN URANYUM TEHLİKESİ
Türkiye’deki 40 yıllık nükleer mücadelesinin 20 yılına tanık olduğunu söyleyen Gazeteci Özgür Gürbüz ise, “Türkiye’de 7 sayfalık nükleer yasası Almanya’da 200 sayfadır, Almanya’da çevre bakanı nükleer güvenlikten de sorumludur. Bizde ise çevre bakanı bakanlığı fidan dikmekten ibaret görüyor. Başbakan nükleer felaketi tüpgaz patlamasıyla açıklarken Enerji Bakanı Taner Yıldız bekar erkeklerin ölüm riskinin daha fazla olduğunu söylüyor” diyerek tepkisini dile getirdi. Gürbüz, “Jeotermal enerjiyle ısıtılabilecek Denizli’ye de, yılda iki ay ısınmaya ihtiyacı olan Mersin’e de doğalgazı götürdüler. Bir doğalgaz lobisiyle karşı karşıyayız. Ruslarla uluslar arası nitelikte bir anlaşma yaparak, anlaşmanın Danıştay ve Sayıştay’a itiraz edlmesinin önünü kapadılar. ÇED raporu alınmasını bile istemiyorlar Akkuyu için. 1976’da Türkiye’de Çevre Bakanlığı yoktu. Kimse Ecemiş fay hattından haberdar bile değildi. O zaman verilmiş raporla Akkuyu’yu yapacaklarmış” diye konuştu. Uranyum ve nükleer atık yüklü gemilerin boğazlardan seyredeceği konusuna da değinen Gürbüz, “Ruslarla nükleer anlaşmanın atıklar ve sorumluluklar konusunda çok belirsizlikler var. Bize bunun kalkınma için olduğunu söylüyorlar. Pakistan 3. reaktörünü açtı, kalkındı mı?” diye sordu.
1 MW’LIK TRİBÜN 15 BİN KİŞİYE İŞ AÇIYOR
Türkiye’nin 2023’e kadar yerli kaynaklarını kullanarak enerjisini yetirebileceğini ve Enerji Bakanlığı’nın hesabının doğru olmadığını da aktaran Gürbüz şöyle konuştu: “Benim çılgın projem, sadece 1 megawatlık rüzgar tribünü kurarak 15 bin kişiye istihdam sağlayabiliyorsunuz. Muhasebeci vb. kadrolarla bu kalıcı istihdam 25 bine çıkıyor. Türkiye’nin 48 bin mw rüzgar enerjisi potansiyeli var. Güneşte ise bu istihdam rakamı 35 bin kişiye çıkıyor. İspanya’nın yaptığı gibi kendimizi geliştirip bu teknolojiyi komşu ülkelere bile satabiliriz. bu bir ihale işi değildir.”