birgün

23° KAPALI

DÜNYA 09.08.2020 08:45

Nükleer tehlike Ortadoğu’yu sarıyor

Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan nükleer bombaların üzerinden 75 yıl geçti. Nükleer santral ve silahla birlikte dünyayı tehdit eden tehlike, Ortadoğu’da başlayan nükleer yarışla kapımıza kadar dayandı. İran’dan sonra BAE de nükleer santral macerasına yelken açtı.

Nükleer tehlike Ortadoğu’yu sarıyor

75 yıl önce “atom bombası” kanlı yüzünü bir kez daha gösterdi ve 9 Ağustos 1945 tarihinde Nagazaki’de 70 bin insanı öldürdü. Bağımsız araştırmalar Hiroşima’daki nükleer saldırının da 140 bin kişiyi öldürdüğünü söylüyor. ABD silahlı kuvvetlerine ait ilk tahminler bu rakamların neredeyse yarısıydı.
Aradan geçen 75 yıla ve Japonya’da yaşanan büyük trajediye rağmen dünya hâlâ nükleer silahlardan kurtulamadı. Belki de nükleer silahın yarattığı felaketi gözümüzün önüne getiremiyoruz. Beyrut’ta meydana gelen patlamanın yarattığı etkinin nükleer bombanın yanında devede kulak kalacağını söylemek belki bir işe yarar.

Nükleer silahtan elektriğe uzanan yol

Nükleer tehlikeyi atom veya hidrojen bombalarıyla sınırlamak büyük bir aymazlık olur. Dünyanın tanıklık ettiği Çernobil ve Fukuşima nükleer santrallarındaki kazalar, atom bombaları gibi yaşam için ciddi tehditler içeriyor. Nükleer silahlar ile nükleer santrallar arasındaki ilişkiyi de unutmamak gerek. ABD ve Fransa gibi birçok ülkenin elektrik üretmek gibi masum bir amacın arkasına sığınmış nükleer santral filosunun geçmişteki bir numaralı hedefinin nükleer silah üretmek olduğu biliniyor.

Nükleer silah elde etmenin bir yolu nükleer santrallardan çıkan atıklardan plütonyumu ayırmak. Diğeri ise nükleer yakıt üretmede kullanılan benzer yöntemlerle uranyumu zenginleştirmek. Doğal uranyum içindeki U-235 izotopu zenginleştirilirse bomba yapımının önü açılabilir. İran’ın yakıt zenginleştirme iddiasıyla başlattığı çabalar bu şüpheyle durdurulmuş, uluslararası baskı ve anlaşmayla sürecin önü kapatılmıştı. Devreye Rusya girdi ve İran’da kurduğu nükleer santrala yakıtını da kendi getirmeye başladı. Elbette atıkları da İran’a bırakmıyor. İran çok niyetli olmasa da plütonyum içeren nükleer atıkları Rusya’ya vermeyi kabul etti. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ve malum ülkeler süreci takip ediyor.

Konu Rusya ve nükleer santrala gelmişken Türkiye’deki duruma da açıklık getirelim. Mersin’de kurulmaya çalışılan nükleer santral için Türkiye yakıt üretmeyecek. Zaten onu zenginleştirecek teknolojiye sahip değiliz ve uranyum yataklarımız da sınırlı. Rusya, kendi reaktörüne uygun yakıtı üretip santrala yükleyecek. Çıkan atığın içinde plütonyum olan bölümünü de aynı İran’da olduğu gibi alıp götürecek. Şeffaflık eksikliği nedeniyle resmi belgeleri görmesek de verilen demeçlerden (https://bit.ly/2DPznLC) bunu anlıyoruz. Süreç Rusya ile UAEA’nın kontrolünde olacak. Özetlersek, Rus tarafının yaptığı açıklamalara göre Türkiye’nin Akkuyu’da kurulacak nükleer santraldan silah yapımında kullanılacak maddelere erişimi olmayacak.

AKP ve MHP çaktırmadan kurulacak nükleer santralla nükleer güç olacağız masalını yayıp, seçmenlerinin aklı başında olmayanlardan destek almaya çalışsa da nükleer silah yapımı için açılmış bir yol yok. Zaten Türkiye 1980 yılında Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’na imza atmış ve silah yapmayacağını deklare etmiş bir ülke. O yüzden de NATO, AB ve DTÖ gibi onlarca örgütü karşısına almadan, ekonomik ve siyasi yaptırımlarla yüzleşmeyi göze almadan silah yapımı işine giremez. Hevesli hayalperestlerin bizim kadar dünyayla bağı olmayan İran’ın bile baskılar sonucunda nasıl geri adım attığını görmesi iyi olur.

Nükleer silah huzur getirmedi

Kaldı ki, nükleer silah sizi güçlü kılmaz ya da tehditleri ortadan kaldırmaz. Bir kör döğüşüne sürükler. Pakistan ve Hindistan bunun güncel birer örneğidir. Nükleer silahlar iki ülkeyi de daha güvenli hale getirmedi, çatışmaları veya silahlanmayı bitirmedi. Milyarlarca lira harcanan nükleer silahlar depolarda beklerken sınırlarda konvansiyonel silahlarla yapılan çatışmalar sürüyor. Sizin silaha sahip olmanız düşmanın da silahlanmasına yol açıyor. Delilik çağında risk artıyor.

Risk demişken Ortadoğu’daki gerilemeye dikkat çekmeden bu yazıyı bitirmeyelim. İran’ın yarım kalan nükleer reaktörünü bitiren Rusya’nın bölgede ateşlediği nükleer santral yarışı, Birleşik Arap Emirlikleri’nde faaliyete başlayan Barakah reaktörüyle bir başka evreye girdi. Herhangi bir Batı ülkesinin bitirmeyeceği İran’daki nükleer reaktörü tamamlayan ve yakıt sağlayan Rusya, bilerek ya da bilmeyerek Ortadoğu’da nükleer santrallerle başlayan yeni bir tehlikeyi de ateşlemiş oldu. İran’ın ardından Türkiye ve Mısır’a nükleer santral satma peşindeki Rusya’nın bu işten maddi anlamda kazançlı çıktığı ortada. Suudi Arabistan nükleer santral kurmak isteyen bir başka ülke. Ortadoğu’daki rekabet ve nükleer güç safsatası, nükleer santral satıcılarının ağızlarının suyunun akmasına neden oluyor.

Nükleer santrallar ise güvenlik riskini artırıyor. İran’ın nükleer santralı İsrail ve diğer düşmanları için bir hedef. Nükleer silahınız olmadan başka bir ülkeye nükleer bomba atmanın en kolay yolu onun santralını hedef almak. Terör grupları da emin olun bunun farkında ve Ortadoğu ve Türkiye’de IŞİD başta olmak üzere bu gibi grupların olmadığını söylemek mümkün değil.

***

Nükleer silahlar ve kurtulma çabası

nukleer-tehlike-ortadogu-yu-sariyor-766345-1.

Dünyada 13 bin 400 adet nükleer silah olduğu tahmin ediliyor. 3 bin 720 tanesi faaliyetteki askeri birimlerin kullanımına hazır. Bunların bin 800’ü ise teyakkuz halinde bekletiliyor. Rusya (6375) ve ABD (5800) açık ara en çok silaha sahip ülkeler (tüm silahların yaklaşık yüzde 90’ı) ama onlar kadar diğer 7 ülke de tehlikeli. Birleşik Krallık (215), Fransa (290), İsrail (90), Pakistan (160), Hindistan (150), Çin (320) ve Kuzey Kore (30-40). İsrail, Pakistan, Hindistan ve Kuzey Kore dışında kalanlar, nükleer silaha sahip olduğu dünyaca kabul edilen beş ülke. Diğerlerinin ise aslında hiç nükleer silahı olmamalıydı. Yapılan anlaşmalar, koyulan kurallar nükleer silahlanmayı durduramıyor. Bu da çözümün sınırlamadan değil tamamen imhadan geçtiğinin bir kanıtı. Bende olsun ama sende olmasın demenin bugüne dek bir karşılığı olmadı. 2017 yılında BM’de imzaya açılan Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması bu silahlardan kurtulma yolunda önemli bir adım. Antlaşmanın hayata geçmesi için BM üyesi en az 50 ülkenin onaylaması gerekiyor. Üç yılda 43 ülke bunu yaptı. 82 ülke ise imzaladı ama bunlardan 49’u onay sürecini tamamlamadı. Nükleer silah sahibi ülkeler ve Türkiye antlaşmayı imzalayanlar ve onaylayanlar arasında yok.

***

Nükleer silahlar dünyanın sonunu getirebilir

ABD ve Rusya’nın elinde 13 bin civarında nükleer silah var. Diğer ülkelerde 1200 tane daha. Tane tane saydığımız bu ölüm makinaları patlarsa, Pulitzer ödüllü yazar Richard Rhodes’un söylediği gibi söyleyelim, 66 milyon önce dünyaya çarpan ve dinozorlar dahil yaşamın yüzde 90’ını yok eden asteroidin yaptığını yapabilir. Bombayı yaratan insanın onu yok etmek için bundan daha iyi bir nedeni olabilir mi?

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız