Sibel Köklü, son kitabı ‘Kar Fırtınası’ ile okurla buluştu. BirGün’e konuşan Köklü, “Yazımına 24 yıl önce başlanan bu kitap aslında kayıptı. Tesadüfler ve arkadaşlığın gücüyle yeniden hayat buldu ve tamamlandı” dedi.

O kar fırtınası hiç dinmeyecek…
Yazar Sibel Köklü (sağda) son kitabına ilişkin BirGün’ün sorularını yanıtladı. (Fotoğraf: BirGün)

Semra KARDEŞOĞLU

Kartopu cinayeti ile aramızdan alınan gazeteci Nuh Köklü’nün yarım kalan kitabı yıllar sonra tamamlandı… Geçtiğimiz günlerde Müptela Yayınları tarafından basılan ‘Kar Fırtınası’ kitabının ilginç bir hikâyesi var… Gazeteci Sibel Köklü, üniversite arkadaşı ve eski eşi Nuh Köklü’nün yarım kalan kitabını yaklaşık 24 yıl sonra tamamladı.

“Kar Fırtınası” iki ayrı dönemin İstanbul’unu zemin alarak Beyazıt Süleymaniye’den Ağrı Dağı’na, İstiklal Caddesinden Hatay’a kadar uzanan bir siyasi polisiye roman.

Sibel Köklü ile üniversite yıllarında kesişti yollarımız, bir daha da hiç ayrılmadı. Nuh’u da o yıllarda tanıdım. Bizi biz yapan yıllar; yolları birlikte aştığın ya da aşamadığın arkadaşlar her zaman çok değerli oluyor. Birbirine canını emanet edecek kadar güvenen insanların arkadaşlığı da bir başka oluyor haliyle.

Hiçbir kaba, kurala sığmayan haliyle hep farklı olan arkadaşımız Nuh Köklü, İstanbul’un görüp göreceği en karlı günlerden birinde, kartopu cinayetiyle hayattan koparıldı.

Dünyanın en masumlarından biri giderken, sadece kendini değil onunla birlikte hayatımızın, bizi biz yapan yaşanmışlıkların yer aldığı en güzel bölümlerden birini de götürdü sanki.

İşte bu duygularla ben sordum, Sibel Köklü ‘Kar Fırtınası’nı anlattı…

KAR FIRTINASI
Sibel Köklü
Müptela Yayınları, 2024

YILLAR SONRA GELEN TELEFON

Nuh’un yarım kalan kitabını tamamladın. Onun gidişinden dokuz yıl sonra. Nasıl bir süreç oldu bu? 

Nuh’la birlikte Hürriyet grubunda çalışırken, bilim kurgu adı altında milliyetçi duygularla yazılan ve çok satan bir kitap çıkmıştı piyasaya. Nuh bu kitabın parodisini yazmak istiyordu. Yakın arkadaşımız Ertekin’in de katıldığı uzun sohbetler ve neşeli kahkahalar eşliğinde yazılmaya başladı kitap…

Başına yer, tarih ve saat notları düşülen bölümlerle birbirinden ayrılan, farklı karakterlerin farklı hikayelerinden oluşan, Türkiye’nin yakın dönem siyasi panoramasının toplumun farklı kesimleri üzerinden akıp gittiği bir romanın notları… Ancak bu kitap tamamlanamadı. Nuh Köklü’nün Latin Amerika macerasına çıkması ile yarım kaldı. Bu sırada eve giren hırsız, bilgisayarla birlikte kitabın notlarının da kaybolmasına sebep olmuş, arkadaşımız Ertekin ise İzmir’e taşınmıştı.

Sonrasında Nuh Köklü, Kadıköy’de arkadaşlarıyla kar topu oynarken, kar topunun bir esnafın dükkanının camına denk gelmesi sonucu 2015 yılının şubat ayında katledilerek aramızdan alındı. Bu cinayetin üzerinden üç yıl geçtikten sonra Ertekin eski maillerinin arasında bu kitabın notlarını bulunca bana gönderdi. Nuh’un hikâyesinin yarım kalmasını istemediğini ancak kendisinin de tamamlayacak durumda olmadığını belirterek, ‘Senin yayımlanmış kitapların var, bu işi ancak sen yaparsın. Bu kitabı tamamla’ dedi. Ben de bunu kendime görev bildim.

Hemen yazmaya başladın mı?

Yok başlayamadım. Araya kayıplar, sıkıntılı süreçler girdi. Yurt Gazetesinde çalışıyoruz, maaşlar ödenmiyor. Emekli oldum, babam hastalandı ardından vefat etti. Annem kanser hastasıydı. Bakımına yardımcı olan komşumuz Özlem, boşanmak istediği kocası tarafından öldürüldü… Ardından annemi kaybettik. Yani kitap yıllarca bir köşede bekledi. Sonra pandemi döneminde üzerinde çalışma fırsatım oldu.

Kitap iki ayrı çizgide gidiyor. Bir senin bir Nuh’un yazdıkları sanırım. Bu başlanan kitabı bitirmenin bir formülü mü oldu?

Yazı çizi işiyle uğraşanlar bilir, bir başkasının yazdığı kitabı tamamlamak çok zorlu bir iş. Hikâyenin gidişatını, nereye varacağını, olayların nasıl sonuçlanacağını bilemiyorsun. Kitapta çok fazla karakter vardı. Öncelikle bunları eledim ve yoluma devem edebileceğim ana karakterleri seçtim. Nuh’un başladığı hikâyeyi geliştirip bir sonuca bağlamaya çalışırken, günümüzde geçen kendi hikayemi kurguladım. Yani iki ayrı dönemi anlatan, birbirine paralel olarak ilerleyen iki farklı hikayeyi ortak bir paydada buluşturmaya çalıştım. Kendi hikayemi daha önce yayınlanan 3 kitabımda olduğu gibi gazeteci Rüya Keskin karakteri üzerinden yürütmeye çalıştım.

Bu arada Rüya da çok değişmiş hayatı alt üst olmuş sanki. Bugün birçok gazeteci gibi “Yahu bizim başımıza ne geldi bu son 20 yılda? sorusuna da yanıt arıyor sanki.

Tam da öyle… Rüya’nın son macerası çıktığından beri geçen yaklaşık 10 yılda, memleketin medyası gibi Rüya da değişmiş.  İşsiz kalmış, iş arıyor, bulamıyor. Ülkede 20 küsur yılda yaşanan süreçten o da almış payını.

SÜLEYMANİYE, KOLSUZ ŞEREF, 88’LİLER

Hikâye akıp giderken bir yandan da sürekli arka planda geçen bir ülke tarihi var. Hatta üç ayrı dönem. Bugün var, 2000’lerin başı var, bir de bizim de yaşadığımız, üniversitede olduğumuz 88 süreci var. Süleymaniye kahveleri, Kolsuz Şeref abi var…

Evet nasıl ki 68 kuşağı varsa, 78’liler onların devamıysa biz de 88 kuşağıydık. Onların mücadelesi yarım kalsın istemedik, düşüncelerini yaşatmaya çalıştık. Üniversitelerdeki yasakçı, baskıcı zihniyete elimizden geldiğince karşı koyduk. Adı tam konulmasa da, biz de bir kuşak olarak darbe sonrası süreçte yer aldık.

ESKİ İSTİKLAL VE SÜPER BİRAHANESİ

Kitapta İstiklal Caddesi’nde geçen çok bölüm var. Beyoğlu’nun sokakları, 2000’lerin meşhur mekânı Süper vs. İstiklal ve Beyoğlu Gezi sonrası büyük ve olumsuz bir dönüşüm yaşadı. Sence yeni yerel yönetim sürecinde Beyoğlu eskiye dönecek mi?

Sanmıyorum, o hava yakalanamaz bir daha. 90’lar ve sonrasında yaşanan o dönem bitti. Şimdi yeni bir dönem, yeni insanlar var. Onlar da kendi kültürünü yaratacaktır. Umudu kesmemek lazım.

Kitapta dikkatli okur için bırakılmış notlar, Nuh’a yapılan göndermeler de var değil mi?

Evet zaten Nuh’a atıfla başlıyor. Kitabın kahramanlarından biri olan Sevan’ın elinde küçük bir kamerayla Ağrı Dağına Nuh’un Gemisi’ni aramaya gitmesiyle, Nuh’un küçük bir kamerayla hiç bilmediği Latin Amerika’ya gidişi benzerlik taşıyor.

Kitap kapağında da onun son sözü var değil mi?

Evet “Keşke bu bir rüya olsa” demişti. Bu sözü kitapta baş karakterlerden biri olan Ertekin’in ağzından duyuyoruz. Ayrıca kitap kapağında görüyoruz. Dikkatli okuyucu bu gönderilen selamı fark edecektir zaten.

Bundan sonra polisiye yazmaya devam edecek misin?

Polisiye sürecek, zaten Türkiye Polisiye Yazarlar Derneği Yönetim Kurulu’nda çalışıyorum. Türkiye’de uzun yıllar polisiye, edebiyat olarak görülmüyordu ama artık ‘iyi polisiye iyi edebiyattır’ fikri kabul edildi. Bu kitap Rüya Keskin’in son macerası olabilir ama... Belki başka bir karakter üzerinden ilerlerim, bakalım zaman gösterecek…

Polisiye dışında bir türde yazma düşüncen var mı?

Aslında bizim üniversitede okuduğumuz dönemi anlatan yeni bir kitap yazıyorum. ‘Bizim dönemin Bir Gün Tek Başına’sı olmasını çok isterim. O döneme ait ne varsa, arkadaşlarımızın yazdığı kitaplar, tanıklıklar, anılar vs. okuyorum şu sıralar. Bitirebilirsem, bizim kuşağın tarihini üniversiteler üzerinden anlatan bir dönem hikâyesi olacak.