birgün

9° PARÇALI BULUTLU

BİRGÜN EGE 01.10.2021 10:48

Öğrencilerin barınma sorunu nereye gidiyor

Öğrencilerin barınma sorunu nereye gidiyor

Prof. Dr. Esergül BALCI - Eğitim Uzmanı

Okullar yine pek çok sorunla birlikte açıldı. Ancak bu yılki sorunlar, öncekilere göre katmerlenmiş durumda. Sistemdeki ekonomik yetersizlik, öğretmenlerin durumu, kalabalık sınıflar, coronaya rağmen temizlik sorunu, mekan sıkıntısı, öğrencilerin barınamaması gibi. Burada çok güncel ve sıkıntılı konulardan birisi olan, barınma konusu ele alınacaktır.


Öğrencilik yıllarımda önce özel yurtta, ardından sıram gelince devlet yurdunda üniversite eğitimimi tamamlamış birisi olarak barınmanın, üniversite öğrencileri için ne kadar yaşamsal bir sorun olduğunu yaşayarak anlama fırsatı buldum. Maslow, Herzberg, McClelland vb. güdüleme-motivasyon kuramcılarının belirttiği üzere, insanın ihtiyaçlar hiyerarşisinde yeme- içme gibi barınma da öncelikli bir konudur. Üniversiteye eğitim görmeye gelen öğrencilerimiz, barınma sorunu yaşıyor, parklarda soğukta yatmaya mecbur bırakılıyor. Gençlerimiz sokakta evsiz, barksız iken ve en temel ihtiyaçlarını bile karşılayamazken nasıl motive olup kendilerini derslerine verecekler ve eğitim-öğrenim görecekler? Eğitim İş Sendikasının verilerine göre, İstanbul’daki öğrencilerin %3’ü, Ankara’dakilerin %8’i, İzmir’dekilerin ise %9’u barınabiliyor. Bu sayılar bize durumun vahametini fazlasıyla gösteriyor.

Fırsatçı ev sahipleri, insan onuruna yakışmayacak nitelikteki evlere, coronaya rağmen gençleri balık istifi halinde yerleştirip kişi başına 2000-2500 TL istemektedirler. Milli Eğitim Bakanlığının(MEB) izin verdiği ucuz yurtlar ise Perşembe günü dini eğitim almayı kabul şartı ile yurtlarına öğrenci kaydı yapmaktadırlar. Bunlar hükümetin uyguladığı neoliberal, eğitimi ticarileştirme ve dincileştirme politikalarının sonucudur. Asgari ücretle geçinmeye çalışan bir ailenin çocuğunu üniversitede okutması mümkün müdür? Hedef bellidir, varsılların eğitime ulaşması, yoksulların onlara hizmet eder halde kalmalarının devamlı kılınması, bir yerde kul, köle olmaya devam etmelerinin sağlanmasıdır.

MEB yetkilileri geçen yıl olduğu gibi, bu yıl da geçmişten ders almadan tatil yapmışlar. Corona süreci de tatile katkı sunmuş görünüyor. İktidar önce barınma sorunu yok derken, daha sonra seferberlik ilan ediyor. Bu aymazlık mı kasıt mı? Devlet, Anayasamızın 42.maddesi ile kendisine verilen “yurttaşlarını eğitme, barındırma, burs verme” görevini layıkıyla yerine getirmemektedir. Sonuçta özellikle de yoksul ailelerden gelen öğrencilerimiz “denize düşen yılana sarılır” misali tarikat yurtlarının eline düşürülmektedir. Tarikat yurtlarının eline düşen çocuklarımıza, gençlerimize bilimsel bilgi ile çelişen, gerçek dinimizi öğretmek yerine dinden uzaklaştırıp selefi zihniyet ya da uydurulmuş din öğretilmekte, öğrencilerin bir kısmı, tarikat şeyhinin önünde onun her söylediğini gerçekleştiren “ölü gibi olmak” noktasına getirilmekte, bir kısmı dini eğitim sonucunda hem dinden hem bilimden uzaklaşmakta ya da deist bireyler olmaktadır.

Bütün bunlar, oluşturulan planın adım adım uygulamaya konması ve sürdürülmesidir. Tarikat Vakıflarının ve Diyanet İşleri Başkanlığının MEB ile yaptığı anlaşmalar boşuna değil. Yapılmakta olan, açıkta kalan, parklarda yatan, barınamayan öğrencilerin bastırılmaya çalışılması, sindirilmesi, diğerlerine de korku salınmasıdır. Hal böyle olunca, sorunun geniş boyutlu değerlendirilmesi, sorunlara sağduyu ile yaklaşıp önlem alınmaya çalışılması çok önemlidir. Aksi halde çocuklarımız tarikatların eline düşmeseler bile eğitimden uzak kalacaklar, istenmeyen başka suç örgütlerinin tuzağına çekileceklerdir. Bu da sonuçta, ülkemiz için bir “milli güvenlik sorunu” haline gelebilir. Belediyeler sorunu çözmeye çalışsa da kısıtlı bütçe ile yetemiyorlar. Bunun için kamu misafirhaneleri, atıl nitelikteki oteller, Avrupa ve ABD’deki gibi evleri müsait olan aileler, kalıcı çözüm bulununcaya kadar değerlendirilebilir. Yurt sayısının artırılması için çeşitli kurum ve sivil toplum örgütleri kamuoyu oluşturarak, destek verebilir. Z kuşağı olan bu gençleri kazanmak gerekir, onları sokakta bırakıp tarikatlara mecbur etmek değil. Tüm bunları yapacak olan politik- demokratik güçlerle birlikte iktidara karşı baskı unsuru oluşturması gereken muhalefetteki siyasi partilerdir.

Voltaire “kendisini başkalarının kurtarmasını bekleyen kişiler yalnızca kölelerdir” demiş. Bu gençleri, birilerinin çıkarı için sistemin kulu kölesi yapmayalım, acil çözümün paydaşı olmak için kolları sıvayalım.