birgün

14° AÇIK

BİRGÜN PAZAR 04.10.2020 10:03

Öğretmen saygınlığına özenli bir saldırı

Dünya genelinde egemen olan neoliberalizmin yıkıcı etkisi, öğretmenlik mesleğine de yansımış ve hızlı bir saygınlık kaybı yaratmış durumda. Üstüne üslük neoliberal cenah bu durumu, olağan bir değişim ve gelişim şeklinde propaganda ederek, kamuoyunu da ikna edebilmiş gibi gözükmekte. Ne acıdır ki bu ikna sürecine sözümona eğitimciler, öğretmenler ve öğretmen örgütleri de var.

Öğretmen saygınlığına özenli bir saldırı

Dr. Ayhan Ural - Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi - urala@gazi.edu.tr

Ne zaman öğretmen saygınlığı veya saygınlık kaybına ilişkin bir tartışma içerisine girsem, Aybastı, Reşadiye ve Niksar yöreleriyle ilişkili o meşhur, öğretmene varamadım naylon çorap giyemedim türküsünü hatırlarım. Öğretmen saygınlığını bir türküyle anlamak veya anlatmak olanaklı değil elbette. Ancak, tarihi, yöresi, öyküsü, sözleri, hatta ezgisiyle de önemli mesajlar bulduğum bir türkü. Neyse, türkü konusunu kesip, sadede geleyim ve bu yazıyla Türkiye’de öğretmenliğin karşı karşıya olduğu saygınlık kaybına ilişkin bir değerlendirme yapmayı amaçladığımı belirteyim.

1980 sonrası dönemde Türkiye’de öğretmen saygınlığı, hızlı ve büyük bir kayıp yaşamakta. Küçük çaplı bir araştırmayla bile, bu yargıyı doğrulayacak yığınla demeç, rapor, makale, tez ve benzeri çalışma bulabiliriz. Doğrusu sadece Türkiye’ye özgü de değil bu durum, bütün toplumlarda az çok benzer durumlar yaşanmakta. Onlara ilişkin de raporlar, araştırmalar mevcut. 2013 ve 2018 yıllarında yayımlanan Global Öğretmen Statüsü Endeksi gibi (Varkey GEMS Foundation, 2018).

Dünya genelinde egemen olan neoliberalizmin yıkıcı etkisi, öğretmenlik mesleğine de yansımış ve hızlı bir saygınlık kaybı yaratmış durumda. Öğretmenlik mesleğine ilişkin bütün kodlar değiştirilmiş, geleneksel öğretmen yetiştirme ve istihdam politikaları da terk edilmiş yeni bir düzen kurulmuş. Üstüne üstlük neoliberal cenah bu durumu, olağan bir değişim ve gelişim şeklinde propaganda ederek, kamuoyunu da ikna edebilmiş gibi gözükmekte. Ne acıdır ki bu ikna sürecine katkı sunan sözümona eğitimciler, öğretmenler ve öğretmen örgütleri de var. Tam da bu durumla ilgili, kapsamlı bir çalışma olan The Comparative Politics of Education adlı kitap, bazı ülkelerdeki eğitim sistemi ve öğretmen örgütlülüğünü çözümleyerek yeni duruma ilişkin tartışmalar yapmakta. Üzgünüm, hem bu kitapta Türkiye yok hem de Türkiye’de bu içerikte bir kitap yok. Ancak, böyle çalışmalara acil gereksinimimiz olduğunu da hepimiz biliyoruz. Bu düşünceden hareketle bir yandan evrensel, öte yandan da ulusal düzeydeki örnekleriyle öğretmen saygınlığını tehdit eden ve/veya düşüren olgulardan bir kısmını tartışmaya çalışacağım.

Dönüştürülen Öğretmen İmgesi

Daha yakın zamana kadar güçlü bir öğretmen imgesine sahip olduğumuzu düşünürdük. Dayanaksız da değildi bu düşüncemiz. Sumerli Ludingirra (Çığ 1996), Yunanlı Öğretmen Sokrates (Tolstoy 2017), ilk öğretmen unvanlı Aristotales (Davidson 2008), Aristotalesten sonra ikinci öğretmen olarak kabul edilen Farabi, Aytmatov’un (2002) öğretmeni Duyşen, Başöğretmen Atatürk ve Türk Devrimi'nin aydınlanmacı öğretmenlerinden Mustafa Necati, Hasan Âli Yücel, İsmail Hakkı Tonguç, Fakir Baykurt ve daha niceleri, bu düşüncemize ilham olmuş öğretmenlerimizdi. Ama gel gör ki bizim o dönüştürücü, devrimci, yenilikçi, toplumsal önder öğretmen imgemiz, şimdilerde yeni denilerek, yeni kavram ve/veya ifadelerle eğitim koçu ve öğrenme ortağı gibi yeni bir imgeye dönüştürülmüştü. Belli ki bu tertip ile neoliberal ideolojinin merkezi tezgahlarında üretilip çevre toplumlara sunulan yeni öğretmen imajı ile geleneksel öğretmen imajının klasik anlam, içerim ve işlevine ilişkin kafa karışıklığı yaratılmak istenmiş ve başarılmıştır. Bu durum, öğretmenliğin tarihsel olarak geçirdiği iş, uğraş ve meslek olma evrelerindeki kazanımlarını silip süpürmüştür. Artık klasik öğretmen yetiştirme programları, eğitim koçu yetiştirme programlarına dönüştürülmüş ve toplumun koç istemi karşılanır olmuştur. Tabii ki olan, klasik öğretmen yetiştiren programlardan yetişmiş mevcut öğretmenlere olmuştur. Sahip oldukları klasik öğretmen imajı ile ulu orta eğitim koçlarının arasında kala kalmışlardır. Bu imaj karmaşasından kurtulmak isteyen bir kısım klasik öğretmen, yeni imajlarını satan merkezlere yöneltmiş ve koça dönüşme seanslarına katılarak, belgelerini satın almışlardır. Ne de olsa gösteri dünyasında yaşıyoruz ve imaj her şeydir. İnternetteki herhangi bir arama motoru üzerinden, eğitim koçu, öğrenci koçu, öğrenci koçluğu projesi, eğitim koçluğu sertifikası ve benzeri kavramları aratmanız halinde bahsettiğimiz manzarayı daha açık bir şekilde görebilirsiniz.

Dönüştürülen Öğretmen Kimliği/Rolü

Öğrenme ve öğretme sürecinin temel bir bileşeni olan öğretmen, neoliberalizmle birlikte üstlendiği -yüklenen- bu tarihsel rolden uzaklaştırılmak istenmiştir. Öğretmenin, Sokrates’in at sineği (Platon 2012) metaforuyla betimlediği dönüştürücü öğretmen (Giroux & McLaren, 1986) rolü, farklı müdahale yöntemleriyle dönüştürülerek pasif aktarıcı teknisyen öğretmen (Kumaravadivelu 2003) rolüne indirgenmiş ve kontrol altına alınmıştır. Öğretme özgürlüğü olarak ifade edilen inisiyatif kullanma alanları daraltılmış, insanlığın öğretmeni (Ural 2017) olma iddiasından devletin -iktidarın- öğretmeni (Ural 2003) olma konumuna geriletilmiştir. Türkiye’de de ders kitaplarının devlet tarafından dağıtılması adı altında, öğretmenin, ders kitabı -kaynağı- seçme ve belirleme hakkı/yetkisi tamamıyla yok edilmiştir. Merkezi ve ortak sınav uygulamalarıyla da öğretmenin öğretimi değerlendirme hakkı/yetkisi engellenmektedir. Birçok farklı uygulamayla öğretmene, eğitim öğretim faaliyeti olmayan iş, görev ve sorumluluklar yüklenmiştir. Eğitim bakanlığı tarafından uygulamaya konulan, öğretmene servis aracı kontrol görevi, öğrenmene filyasyon görevi, öğretmene nöbet görevi, öğretmene öğrenciyi evinden alma/bırakma servis görevi gibi birçok uygulama bu konuya örnek olarak verilebilir.

ogretmen-sayginligina-ozenli-bir-saldiri-788370-1.
Türkiye’deki öğretmenler öğretmen örgütlülüğü açısından özellikle 1980 sonrası dönemde önemli yasak, engelleme ve kısıtlamalara maruz kalmıştır. Son dönemlerdeki öğretmen örgütlülüğüne ilişkin istatistikler incelendiğinde -sendikasız öğretmen sayısı ve sendikalara göre dağılımlar- bu durum daha iyi anlaşılabilir.

Engellenen Öğretmen Örgütlülüğü

Öğretmen örgütlülüğü mesleki dayanışmanın en önemli araçlarından biridir. Güçlü eğitimci/öğretmen örgütleri, sadece üyelerinin özlük haklarıyla sınırlı olmayan güçlerini, her türden toplumsal olay veya konuda ortaya koyarak toplumsal yaşama da demokratik katkı sağlar. Dolayısıyla demokratik toplumlarda bu türden örgütlülükler özendirilir, kolaylaştırılır, çoğaltılırlar. Türkiye’deki öğretmenler, öğretmen örgütlülüğü açısından özellikle 1980 sonrası dönemde önemli yasak, engelleme ve kısıtlamalara maruz kalmıştır. Son dönemlerdeki öğretmen örgütlülüğüne ilişkin istatistikler (Anadolu Ajansı 2020) incelendiğinde -sendikasız öğretmen sayısı ve sendikalara göre dağılımlar- bu durum daha iyi anlaşılabilir.

Güvencesiz İstihdam

Öğretmenin çalışma ortam ve koşullarıyla özlük haklarının, sosyal ve ekonomik yaşamın olağan akışına uygun olması, devletin –istihdam eden- öncelikli görevidir. Bu görevin yerine getirilmesi, öğretmen saygınlığının yükselmesinde önemli bir değişkendir. Bunu iyi bilen neoliberalizm, öncelikle öğretmen istihdamında güvencesizleştirme ve farklılaştırmalara gitmiştir. Eğitimin ticarileştirilmesi süreci ve piyasa koşullarına teslim edilmesi, öğretmenleri tedrici olarak insan onuruna yaraşır bir çalışma yaşamının dışına itmektedir. Türkiye’de öğretmen maaşlarının açlık ve yoksulluk sınırlarında (TÜRK-İŞ 2020) seyrettiği hepimizin malumudur. Ayrıca, eğitim bakanlığı bütçesi gündemiyle öğretmen maaşlarına ilişkin kabul edilemez beyanlar, öğretmen saygınlığını açık bir şekilde zedelemiştir.
;
Kuralsızlaştırılan Eğitim Sistemleri

Neoliberalizmin kuralsızlaştırma yaklaşım ve uygulaması, kamunun etki alanını toza dumana karıştırdı. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacağı hepimiz az çok yaşadık ve gördük. Kuralların genelliği, geçerliği, güvencesi kalmayacaktı, hiçbir kişi veya kuruma hiçbir müdahale yapılmayacaktı ve öyle de oldu. Neoliberal eğitim politikaları Türkiye’de eğitim sistemini hallaç pamuğuna çevirmişti. Öğretim programların hesapsızca değiştirilmesi, okul sistemlerinin keyfe keder değişikliği, okul kademeleri arasındaki geçişlerin sürekli değiştirilmesi, OKS, TEOG, LGS gibi ardı arkası kesilmeyen yenilikler. Okula başlama yaşının mevsimlik değiştirilmesi, yönetici atama sistemine borsavari bir anlayışla müdahaleler, eğitim mevzuatında tutarsız, dayanaksız ve gerekçesiz değişiklikler, öğretim programları ve okulları mütemadiyen dinselleştirme girişimleri, örgün eğitimini açık eğitim çuvalına boca etme, 4+4+4 uygulamasıyla temel eğitimi paramparça hale getirme gibi uygulamalar ile eğitim sistemi hoyratça kuralsızlaştırılmıştır. Ticari okul, devlet okulunun yerine ikame edilerek eğitim hakkı ihlalleri ayyuka çıkarılmıştır. Eğitimin toplumsal sınıflar arasındaki eşitsizlikleri derinleştirerek yeniden üretmesi için eğitim sistemine gerekli her türden müdahale yapılmıştır. Geleneksel eğitim sistemlerinin yaratılan bu anomiden, kaostan, karmaşadan, krizden etkilenmemesi olanaklı mı? Tabi ki değil. Öğretmen, uzmanlık alanı da dahil hiçbir konuda otorite olarak kabul edilmeyecek duruma getirilmiştir. Bilim ve bilimsel bilginini gücü/önemi popüler sayılanlarca alaşağı edilmiştir. Gerçekliğin aşıldığı safsataları şarlatanların diline dolanmış, öğretmen bilgeliği, öğretmen güveni, öğretmen sevgisi, öğretmen saygısı anlamsızlaştırılmıştır.

Öğretmen saygınlığına yönelen bütün bu yıpratma girişimlerinin -dahası da var- gizlisi saklısı olmaksızın hepimize yöneldiğini söyleyebilirim. Bunu görmek, hissetmek, yaşamak, algılamak, duyumsamak bizlerde bir direniş tutumu ve eylemi oluşturabilir. İnanıyorum, saygınlığımıza sahip çıkacak bilgimiz, gücümüz, inancımız, dayanışmamız, sevgimiz, işbirliğimiz, yolumuz, araçlarımız ve herşeyimiz mevcuttur. Bütün bunları demokratik bir şekilde kullanarak, başarabiliriz.

5 Ekim Dünya Öğretmenler Gününüzü kutlar, saygılar sunarım, dayanışmayla.

Kaynakça
Anadolu Ajansı. (2020). Memurların yüzde 66,79’u sendikalı. https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/memurlarin-yuzde-66-79u-sendikali/1524713 Erişim: Ekim 2020
Aytmatov, C. (2002). Öğretmen Duyşen. Çeviri: Ülkü Tamer. Da Yayınları. İstanbul.
Çığ, M.İ. (1996). Sumerli Ludingirra: Geçmişe Dönük Bilimkurgu. Kaynak Yayınları. İstanbul.
Davidson, T. (2008), Greklerde Eğitim Düşüncesi. Çeviri: Ahmet Aydoğan. Say Yayınları. İstanbul.
Giroux, H. A., ve McLaren, P. (1986). Teacher education and the politics of engagement: The case for democratic schooling. Harvard Educational Review, 56(3), 213–239.
Kumaravadivelu, B. (2003). Beyond methods: Macrostrategies for language teaching. United States of America: Yale University.
Platon. (2012). Sokrates’in Savunması. Çeviri: Ari Çokona. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. İstanbul.
Tolstoy, L. N. (2017). Yunanlı Öğretmen Sokrates. Çeviri: Firdevs Şenoğlugil. Etkin Yayınevi. Ankara.
TÜRK-İŞ. (2020). Eylül 2020 Açlık ve Yoksulluk Sınırları Açıklandı. http://www.teksif.org.tr/nisan-2015-aclik-ve-yoksulluk-siniri-1334-tl_icerik_10248-1.html Erişim: Ekim 2020
Ural, A. (2003). Öğretmenlik Paradoksu. Editör: M. D. Karslı. Öğretmenlik Mesleğine Giriş: Alternatif Yaklaşım. Ankara. Pegema Yayıncılık.
Ural, A. (2017). İnsanlığın Öğretmeni Olabilmek. BirGün Gazetesi. 25 Kasım.
VARKEY GEMS FOUNDATION. (2018). Teacher Status Index. London. https://www.varkeyfoundation.org/media/4790/gts-index-9-11-2018.pdf Erişim: Ekim 2020

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız