birgün

8° AZ BULUTLU

GÜNCEL 15.12.2019 09:40
author

Okurlar gazetelerden aslında ne bekler?

Okumuşsunuzdur; BirGün ve Evrensel, Basın İlan Kurumu’nun ambargosuyla karşı karşıya. Çeşitli haberlere verilen ‘keyfi’ cezalarla resmi ilan ve reklam akışı durduruluyor. Bu da gazeteler üzerinde ekonomik bir baskı anlamına geliyor. Açıkçası, gazetelerin mali sürdürülebilirliğinin resmi kanaldan gelen ilanlara bağımlı olması kişisel olarak hiçbir zaman içime sinmiş bir şey değil. Bunun en iyi şartlarda bile gazetenin bağımsızlığı için bir risk olduğu apaçık.

Ancak devlet sadece iktidar partisine oy verenlerden değil, herkesten vergi topluyorsa ve böyle bir uygulama varsa bu ilanların da adil olarak dağıtılması şart. Beni asıl üzen şey gazetelerin böyle bir baskı aracıyla zor duruma düşürülecek kadar kırılgan olmaları. Örneğin; 1980’lerde kâğıt tekeli bir baskı aracıydı. Çünkü gazetenin okurla buluşabildiği tek mecra kâğıttı ve ona yapılan zam her şeyi etkiliyordu. Turgut Özal’ın en önemli enstrümanı buydu. Günümüzde mecra bir baskı aracı olmaktan çıktı. Okur, basın kuruluşuyla birçok farklı mecrada buluşabilir. Ancak bunun bir gelir modeli doğuramaması gibi bir sorun var. Böyle olunca da resmi ilanı kesmiş olmak bile bir baskı aracı haline gelebiliyor.

Peki okurlar, gazetelerini neden desteklemiyor, ne bekliyor, gazeteler bunu karşılamak için ne yapıyor? Bu haftaki Köşe Vuruşu’nun soruları bunlar olsun.

SERUMLA YAŞATILAN GAZETECİLİK

İnternette haber bedava. Her yerden akıyor. Hal böyle olunca, zaten ekonomik zorluklar içinde olan geniş kitleler ayrıca bir de gazeteye para ödeme gereği duymuyor. Eskiden insanlar; gazete, video kaset, müzik kaseti, plak için ayrı ayrı para öderlerdi. İnternet yaratıcı bir yıkımla başlangıçta hepsini sarstı ve bir kriz yaşattı. Sinema-dizi izleme platformları (Netflix, Prime Video, BluTv vb.) ve müzik dinleme platformları (Spotify, Deezer, Apple Music, Youtube Music) ile birlikte pek çok sektör tatmin edici boyutlarda olmasa da bu yaratıcı yıkımı aşmasını bildi. Bir tek gazetecilik ve haber sektörü henüz bu yıkımı aşmayı başarmış değil. Tek tük örnekler olsa da bir norm oluşmadı. Bu yüzden gazetecilik serumla yaşatılıyor. İktidarlar, sermaye grupları, muhalefet odakları, fonlar ve daha küçük gazeteler için resmi ilanlar bu serumu finanse ediyor. Bu denklemde okurun olmaması ya da önemsiz oranda olması asıl sorun.

OKUR NE BEKLİYOR?

Derek Thompson, Hit Makers Dikkat Dağınıklığı Çağında Popülerlik Bilimi (Türkçede The Kitap, 2017) kitabı için Facebook’ta ürün yönetiminden sorumlu Adam Mosseri ile görüşmesinden şöyle bir bulguyla çıkıyor: İnsanların bir okumak istedikleri şeyler vardır, bir de gerçekte okudukları şeyler vardır. Mesele bu ikisinin dengesini sağlamak ve aralarındaki boşluğu doldurmak. Yani sadece insanların tıkladıkları şeylerin izinden gitmek yetmiyor. İnsanların her zaman tıklamasalar da orada olduğunu bildikleri için kendilerini rahatlatacağı şeylere ihtiyaç var. Örneğin; McDonald’s’ın menüye salata ve meyve eklemesi aslında onları satmaktan elde edeceği kârla ilgili değil. Bu ürünlerin insanlara verdiği rahatlama hissi, asıl diğer ürünlerin daha çok satılmasını sağlıyor. Gazetelerde bu çokça itibara denk geliyor. Örneğin; The New Yorker gibi dergiler çoğu kez el değmeden masanın üzerinde duruyor. Ancak insanlar günün sonunda dergide onca kusursuz içerik varken yetişemiyor olmanın verdiği suçluluk hissine ve o yayının okuru olmanın verdiği kimliğe para ödüyor.

Okur, yapılan araştırmalarda bir şeyleri istediğini söyleyebilir. Ancak bire bir o isteğe uygun bir gazete yapmak sorunları çözmez. Bugün gelir krizi yaşayan bağımsız gazetelerin bana kalırsa en büyük sorunu bu. Kimsenin yapamadığı haberleri yapıyoruz, okurun beklentisi bu ama yine de desteklemiyorlar şeklinde bir hayal kırıklığı var. Ya da tam tersine insanların çok paylaşıp çok tıkladığı haberleri yapıyor ama bunu gelire döndüremiyoruz yılgınlığı. Burada ‘ilgi uyandırma’, ‘topluluk oluşturma’, ‘kimlik sunma’ ve ‘itibar’ kavramları üzerine düşünmekte fayda var. Bunun da kilit noktası davranışsal benlikle ulaşılması istenen benlik arasındaki fark. Sadece ‘dayanışma’ yetmiyor. Gazete yeniden ticari bir meta olmak için okurun ulaşmak istediği noktanın bir temsili olmalı. Öteki türlüsü bedel ödeme refleksi yaratmıyor. Bunun refleks haline gelmesi gerek.

cukurda-defineci-avi-540867-1.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız