birgün

13° PARÇALI BULUTLU

KÜLTÜR SANAT 02.04.2021 04:00

Olmadık şeyler olabilir

Var olmanın kendisi tutsaklık koşullarını üretebilir mi? Üretebilir. “Varoluşsal kaygılarla alınan önlemlerin kendisi varoluşa tehdit oluşturur.” Siegfried Kracauer’in bu saptaması, Kafka’nın güvenlik saplantısıyla tüm hayatını yeraltındaki korunağını tasarlamak, kazmak ve kusursuz hale getirmekle geçiren köstebeği anlattığı alegorik öyküye dair. Bu durum, takıntılı bir şekilde salt var olmayı düşünmekten ya da varlık ile hiçlik arasındaki o birbirine kenetlenmiş hayati bağlantıdan kopmuş olmaktan kaynaklanabilir. Var olmak, her türlü tehditten arındırılmış mutlak bir denge arayışına dönüştüğünde, sonunda varoluşun kendisine tehdit oluşturuyor. Oysa hayatın kendisi, varlık ile hiçlik arasına gerili bir ipte bir tür ip cambazlığı; her an dengenizin bozulduğu ve dengeniz bozuldukça yeni bir denge durumuna geçtiğiniz incecik bir yolda yürümek. Hayata evrimsel olarak baktığınızda, dengesi bozulan türlerin yeni bir denge durumuna geçtiklerini ve evrimleşerek yeni formlara büründüklerini ve yürüyüşlerine ara vermeden devam ettiklerini görürsünüz. Hiçbir türün ısrarla kendini mutlak bir denge konumunda tutmaya çalışmadığı bir evrende sadece bizler kendimize aşırı korunaklı mekânlar inşa ediyoruz. Ve başımıza ne geliyorsa, bu denge takıntısından geliyor.

Salt var olmak için giderek daha derinlere inenlerin, içlerine kaçarak kendilerine güvenli yuvalar inşa edenlerin hayatları sonunda tutsaklıkla sonuçlanıyor: “Nesiller boyu inşa edilen binalar uğursuzdur çünkü insanın elde edemeyeceği bir güvenliği sağlamaları beklenir. Tasarım kusursuzlaştıkça nefes almak zorlaşır; tüm gedikler kapatıldığında, yapının bir zindana dönüşmesi kaçınılmaz olur” (Kracauer). Ve sonunda kendimizi Platon’un mağarasına kapattık. Duvarları ekranlarla çevrili tekno-mağaranın insanları, gerçeği bilmedikleri için gölgelere inananlar değil, aksine dışarısının karmaşasından kaçarak mağaraya sığınanlar ve gölge oyununu hayata tercih edenlerdir. Ekranlardaki gölge karakterler, Geleneksel Karagöz Hacivat oyununu aratmıyor. Yorumcular gerçeğin değil, gölge oyunlarının yorumcuları. Ve bizler, gölge oyunu yorumlarının yorumlarıyla oyalananıyoruz. Her yorumcu bir meddah; geleneksel hikâyeler anlatarak güncel olanı bastırmaya çalışıyor. Güncel olan, gelmesiyle birlikte mevcut olanı değiştirebilir. Kurmaca, güncel olanı görünmez kılabilir mi?

Güncel olan hayattır; gizil potansiyellerini açığa çıkararak şimdiyi ve geleceği burada yaratan hayat. Hayat, potansiyellerini gerçekleştirmesin diye, geleneğin masallarıyla bizi oyalayanların bakış açıları belli, niyetleri de: Mutlak bir denge durumu yaratmak. Mekânları geçmişin dekorlarıyla donatarak şimdiyi hikâyeleriyle kurgulayabilirler ama kurgu, hayatın kudretine dayanabilir mi? Kurgulanmış, dengeli bir kompozisyon olarak hayat, ancak çizgisel perspektifli Rönesans tablolarında olabilir. Hayatın deli kuvveti doğrusal çizgilerinizi kırdığında tablolarınızı parçalayabilir. Kudreti beklentilerinize göre işlemez. Aklınızın ucundan bile geçmeyen, yepyeni bir nitelik çıkarır çıkınından ve kurguladığınız mevcut şeylerin dengesi bozulabilir, hazır olmak gerek: “Ben senin yaşındayken günde yarım saat temrin yapardım aksatmadan; bazen, daha kahvaltıdan önce altı tane olmayacak şeye inandığım olurdu (Lewis Carroll, Aynanın içinden, Can). Olmadık şeylere ister inanın ister inanmayın, olacaklar. Sığınaklara sığınsanız da gelip bulacaklar sizi. Olmayacak şeyler, hayattır.

İKTİDAR KORKU ÜRETEREK VAR OLABİLİYOR

Varoluş kırılgandır, dağılabilir. İktidar; önce kaos yaratıp kırılganlığımızı hatırlatıyor, sonra da boyun eğdiğimiz takdirde bize kendi kozmosunu dayatıyor. İktidar hayata bir tehdit; korku üreterek var olabiliyor. Bildiğiniz mafya numarası; kozmos dediği de kendi oyun sahası. Varoluşumuz iktidarın ürettiği kurmaca korkularla biçimlendikçe, varoluşsal kaygılarla derinlere kaçarak mağaralara sığındık. Tekno-mağarada iktidarın tüm numarasını biliyoruz artık; kendi dengesini korumak için terörle korkutup sindirmek. Bu oyunu ancak olmayacak şeyler bozabilir. Gölge oyunu sona erdiğinde ne diyordu Hacivat? “Yıktın perdeyi eyledin viran”. Perde, korku perdesidir. Dokunsanız yıkılacak ve denge bozulacak. Olmaz olmaz demeyin, olmaz olmaz. “Gerçekçi olun, imkânsızı isteyin!”

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol