Olsan bir dert, olmasan bir dert
Birgün Birgün Birgün Birgün
4 yıl önce “Teknolojik Arınma Kampı” diye BirGün Cumartesi eki için bir yazı yazmıştım. Hatta bu konuda epey ses getirmiş, kampın fiziksel olarak yapılması için okurlar kampta çalışmak için gönüllü bile olmaya razı olmuştu. 2015 yılında sosyal medya, telefonlar bugün olduğu kadar ‘aşırı’ bağlı olmadığımız bir dünyaydı. Ben o zaman bile bu durumdan rahatsız olmuşum […]

4 yıl önce “Teknolojik Arınma Kampı” diye BirGün Cumartesi eki için bir yazı yazmıştım. Hatta bu konuda epey ses getirmiş, kampın fiziksel olarak yapılması için okurlar kampta çalışmak için gönüllü bile olmaya razı olmuştu. 2015 yılında sosyal medya, telefonlar bugün olduğu kadar ‘aşırı’ bağlı olmadığımız bir dünyaydı. Ben o zaman bile bu durumdan rahatsız olmuşum ki böyle bir yazı yazmayı düşünmüşüm.

Yazının çıkış noktası hayatımıza teknolojinin ve onun getirdiği sosyal medyanın etkisiydi. Eskisi gibi sohbet edemiyor, konuştuğumuz kişinin gözüne, yüzüne bile bakmıyorduk. Kamp fikrinin detaylarından biraz bahsedeyim. Kim bilir belki yine bir aksiyon almaya çalışırız. Üstelik şimdi çok daha fazla ihtiyacımız var. O zamanın şartları bu güzel deneyimi yaşamamıza engel olmuştu. Bakalım diyelim. Kamp başvuruları yapılacak, kimlerin katılacağı belirlenecek, kamp yeri ve zamanı belirlenecek ve çok değil bir hafta sonu boyunca teknolojik fazlalıklarımızdan kurtulacağız. Kamp alanına geldiğinizde size özel bir çanta içerisine telefonunuzu, tabletinizi, bilgisayarınızı teslim edeceksiniz, sadece giysilerinizin, müzik enstrümanlarınızın olduğu çantayla çadırınıza, odanıza her neyse yerleşeceksiniz. Biraz dinlendikten sonra kamp meydanında toplanacak ve yönetimin kuralları tekrar anlatmasından sonra detoks başlamış olacak. Hatta çok keyifli detaylar belirlemiştim.

Katılımcılara birer tane paloroid fotoğraf makinesi verecek, çektiği fotoğrafları kamp meydanında olan panoya asabilecekti. Instagram’ın fiziksel hali yani… Hatta altına iki satır yazı bile yazabilecektiniz. Akşamları hep birlikte yemekler yenecek, ateşler yakılacak, şarkılar türküler söylenecek, oyunlar oyanacak, gündüz çeşitli aktiviteler ile sosyalleşilecek, sürekli sohbet edilecek ve insan gibi bir haftasonu geçirecektik.

Buraya kadar okuduğunuzda kulağa şimdi nasıl geliyor? Bence şimdi çok daha fazla bu detoksa ihtiyacımız var. iOS ve Android telefonlarda son gelen versiyonlarla birlikte hangi uygulamada ne kadar zaman harcadığınızın verileri var. Ben kendi verilerimi gördüğünüz gibi paylaştım. Tamam, mesleğimiz gereği biraz coşmuş olabiliriz ama fazla ki ne fazla hemde. Sizde kendi verilerinizi kontrol edin. Gerçekten anlamsız geçen onca zamanı telefon elde nasıl tükettiğimizi göreceksiniz. Ben belli zamanlarda gerçekten telefonuma bakmamaya gayret ediyorum, ona rağmen tablo bu. Mesela araştırmalar gösteriyor ki uyanır uyanmaz ilk baktığımız şey telefonumuz. Hatta Instagram. Akşamları yatakta telefonuna bakarak uzun süre uyumayı bekleyen var mı? Çok beklersiniz! Çünkü baktığınız o ekran sizin uyku hormonu salgılamanıza engel oluyor ve daha zor uykuya geçiyorsunuz. Ben yatmadan önce telefonumu şarja takıyor ve bir daha asla bakmıyorum. Çok verimli bir uyku geçirdiğimi söyleyebilirim. Sabah kalkar kalkmaz telefonuma bakmıyorum. Yarım saat sonra biraz kendime geldiğimde bakıyorum. Siz nasıl davrandığınızı kendinize bir sorun bakalım.

Bu yazıyı tekrar yazmama sebep olan olay ünlü YouTuber Casey Naistat. Geçen hafta yayınladığı videoda özetle, insanlığını özlediğini, eskisi gibi ne arkadaşlarıyla sohbet ettiğini ne de gözünü telefonundan, özellikle sosyal medya hesaplarından alamadığından şikâyet ederek ‘Goodbye Social Media’ başlığıyla bir video yayınladı. Çocuklarıyla özel ve kaliteli zaman geçiremediğinden şikâyet etti ki bu çok önemli. Mobil cihazlarından sosyal medya uygulamalarını kaldırdı. Sadece işi gereği akşamları bilgisayarını açarak sosyal medyaya ulaşacağını söyledi. Yaptığı işlerden bildiğimiz kadarıyla bir şey yapıyorsa arkasından mutlaka bir proje çıkar diye düşündük. Hatırlayanlar olacaktır, BEME diye bir uygulama geliştirip CNN’e 25 milyon dolara satmış, sonrasında da proje tutmayıp kapatılmıştı. Abi işi biliyor anlayacağınız. Bakalım göreceğiz, belki sadece belli zamanlarda aktive olan bir sosyal medya markası doğuyordur o da onu tanıtıyordur. Göreceğiz. Güzel fikirmiş aslında!

Çocuklar kısmı önemli. Yine bu sayfada yazdığım pek çok yazının konusu teknoloji ve çocuklarımızla ilgili. İzleyerek öğrenen küçük insanların önünde bizler sürekli telefona tablete bakıyorsak o çocuklar biraz büyüdüğü zaman ne yapacaklar? Tabi ki sizden bizden ne gördüyse onu yapmaya başlayacak! Taklit edecek yani. Bu sebeple onların yanında da iyi örnek olarak durmalıyız. Sohbet eden, şakalaşan, oyunlar oynayan, gezen, keşfeden, öğrenen, sorgulayan, araştıran çocuklarımız olması için bizim de öyle olmamız şart. Ben çok net söylemeliyim bu evrilme döneminde gerçekten bir nesli kaybettik. Bizim bile ne olduğunu tam olarak anlayamadığımız teknolojik fırtınanın ortasında kalmamız, neyin ne olduğunu, olacağını anlamamız biraz haklı olarak uzun sürdü. Şimdi kendimize gelmeye, ne yapıyoruz biz demeye başladık. Olan 2000’li yılların başında doğan çocuklarımıza oldu. O zaman doğan şimdi genç olan bu çocuklar yoğun ve anlamsız teknolojiye maruz kaldılar. Neyin ne olduğunu anlamaları biraz uzun sürebilir. Bu kuşak iş hayatına geldiğinde de sıkıntılar sürmeye devam edecek. İşin yapılış şekli, değerler her şey onlar için çok daha farklı. Bizim buna adapte olmamız ve bir orta yol bulmamız gerekiyor. Onların da bizim de işimiz zor. Neyse bu konu başka bir yazının konusu.

Sonuç olarak şimdi siz kendi sosyal medya analizinizi yapın. Çıkan sonuçlara göre belki bazı radikal kararlar alarak durumu düzeltmeye çalışırsınız. Gerçek hayat dijital hayattan çok daha keyifli. Bir süre sonra ufak ufak bunu görmeye başlayacaksınız. “01010101” lerin bize şirin göründüğünü düşünüyor olabilirsiniz ama değil! Geçen hafta Instagram, Facebook ve Whatsapp siber bir saldırıya uğradı. Ortalık birbirine girdi. Ne yalan söyleyeyim ben bizim teknosafari.com editörü Onur’dan ve Serhat Ayan’dan duydum. Sonra kendimi taktir ettim. Demek ki o krizi hissedemeyecek kadar açmamışım bu uygulamaları. Çok uzattım. Günün sonunda yeni dijital dünyanın gerçeklerine tamamen sırtımızı elbet dönmeyeceğiz. Ama direksiyonda kendimiz olalım. Hayat kısa, sosyal medya yalan dolan. Gerçek hayatın tadını çıkarttığınız pırıl pırıl günleriniz olsun….

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız