Kamudaki randevu sorununa çözüm için hayata geçirilen ancak sorunları daha da katlayan "onaylı randevu sistemi" birinci ayını doldurmak üzere. İTO "Yeni sisteme şikâyet başvurularında patlama yaşandı. Randevu sistemindeki kaosun nedeninin Sağlıkta Dönüşüm Programıdır" dedi.

Onaylı randevu da merhem olmadı!

HABER MERKEZİ

İstanbul Tabip Odası, Sağlık Bakanlığı'nın uygulamaya geçirdiği "Onaylı randevu sistemi"nin randevu bulamama sorununa çare olmadığına dikkat çekerek "Sağlık Bakanlığı ikna veya baskı yoluyla randevu sayılarını arttırmayı hedeflemektedir. Oysa bu yaklaşım, sistemin kısır döngüye girmesine neden olmaktadır" açıklamasını yaptı.

Cağaloğlu'ndaki dün düzenlenen toplantıda konuşan İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Osman Küçükosmanoğlu, özellikle İstanbul başta olmak üzere büyükşehirlerde halkın hekime ve hastaneye ulaşmada büyük sorunlar yaşadığının, insanların sağlık hizmeti almakta zorlandığının, aylarca randevu alamayan hastalar olduğunu söyledi.

Randevu sisteminde yapılan değişikliklerle bu sağlık sisteminin yürümesinin mümkün olmadığını vurgulayan Dr. Küçükosmanoğlu, sağlıkta parası olanın hizmet alabildiği bir noktaya gelindiğini vurguladı.

"BAKANLIK MESELEYİ BASİT BİR UYGULAMA PROBLEMİ GİBİ YANSITTI"

İTO Genel Sekreteri Dr. Ertuğrul Oruç, Merkezi Hekim Randevu Sistemi’nde (MHRS) bazı değişiklikler getiren “Onaylı randevu sistemi”ne ilişkin "Sağlık Bakanlığı, meseleyi ilk andan itibaren basit bir uygulama problemi gibi yansıtmayı seçti. Oysa 2023'te hekime başvuru sayısı (150 milyon acil servis başvuruları dâhil) yaklaşık 1 milyarı buldu. Her yıl bu sayı katlanarak artmakta. 'Randevu neden bulunamıyor?' demeden önce sorgulanması gereken Türkiye’de hekime başvuru talebinin niye bu kadar yüksek olduğudur" dedi. 

BASKI VE MOBBİNG

Yıl içinde iptal edilip gelinmeyen randevu sayısının 81 milyon olduğunu anımsatan Oruç, özetle şu değerlendirmeyi yaptı:

"Bu randevular iptal edilmeyip gelinseydi, Sağlık Bakanı’na göre ortada sorun yoktu. Sağlık Bakanı, hekime başvuru sayısında bir sorun görmediği için sorunu randevu sayısını artırarak çözmek istemektedir. Bunun başlıca iki yolu vardır. Bunlardan ilki hekimin mesai saatleri içinde gördüğü hasta sayısını arttırmak, yani muayene süresini daha da kısaltmaktır. İkinci yol ise mesai saatlerini uzatmaktır. Polikliniklerin asistan hekimler üzerinden yürüdüğü eğitim hastanelerinde ise asistan hekimlerin karşı çıkışını engellemek için baskı ve mobbing uygulandığına yönelik çokça duyum alıyoruz. Bunların hiçbirinin yaraya merhem olmadığının kanıtı niteliğinde birkaç gelişme yaşandı. Sistem randevu yarattıkça randevular dolmakta ve hep daha fazlasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu da bize sorunun randevu sisteminde olmadığını, uygulanan sağlık politikalarında olduğunu gösteriyor. Çözüm için tedavi etmeyi değil hastalandırmamayı hedefleyen, koruyucu sağlık hizmetlerinin öncelendiği bir sağlık sistemi anlayışına geçilmeli, yoksulluğu önleyecek tedbirler alınmalı, çalışma yaşamı insani şartlara göre düzenlenmeli, her hastanın ihtiyacına uygun sağlık hizmetine ulaşmasını sağlayacak sevk zinciri sistemine geçmeye dönük adımlar atılmalı, aile hekimliklerinin insan gücü, tıbbi malzeme, bina gibi koşullarının iyileştirilerek koruyucu hekimlik merkezli bir görev tanımı yapılmalı, kamunun özel sağlık sermayesinin büyümesini teşvik eden politikaları terk edilmeli, Sağlıkta Dönüşüm Programı derhal terk edilmeli, yerine eşit, ücretsiz, nitelikli, kamu eliyle sunulan bir sağlık anlayışına geçilmelidir."