Google Play Store
App Store

Söz sırası onlarda. “Siyasette İslamı referans'' alanlarda. Demokrasiyi “araç'' sayanlarda. Sütten çıkmış ak kaşık kisvesiyle aramıza sızıp “İslamın kılıcını çağdaş tanrı haline'' getirenlerde.
Bir eksikleri vardı. O da tamamlandı. Sevgili ölülerimize “ceset..'' diyen o “nesebi gayri sahih...'' solcu yazar da artık onların saflarında. İktidar ellerinde, güç onlarda.
Amerikan eliyle radikaldiler, Amerikan parmağıyla ılımlı oldular. Ama yine de ufak tefek eksikleri var. Şimdilerde ''küreselleşme, değişim, dönüşüm, uzlaşma ve unutma...'' gibi süslü sözcükler ve de her zaman olduğu gibi “mazlum...'' bir edayla ''psikolojik teröre'' başladılar. İran’dan Afganistan’a, Irak’tan Sudan’a onlar bu işin kitabını yazdılar.
Ortam müsait. Gazete var, köşe var. Üstüne üstlük “tekmil...'' demokratlar arkalarında “cümle alem...'' devrimciler yanlarında. Değişimin, dönüşümün bir tek onlar ayırdında.
Hadi konuşun. Aranıza alın, masanıza çağırın, kucaklayın, sırtlayın kalemlerinize / mikrofonlarınıza/ kameralarınıza davranıp “demokrasi nutukları'' atın. Konuşma sırası şimdi sizde.
Ortaya bir karışık söyleyin, “dindar solculuk...'' ile “solcu dindarlık...'' ayrımını irdeleyin. Daha hoş birgün geçirmek isterseniz şu “demokrat İslamcılığın...'' ne olup/ne olmadığını düşünün. Zamanınız bol nasıl olsa önünüzde koskocaman birgün var. Hiç acele etmeyin. İster sarılın ister darılın ama bundan tam 5 yıl 8 ay 28 gün önce ,12 Ekim 1998’de,yazdığım bir yazıyı bir zahmet yeniden okuyun:

***

Baleyi, dansı fuhuş sayanları, cemevi yıkanları, kendini kent imamı ilan edenleri, şarap içenlerin cayır cayır yanacağını söyleyenleri, nikah işlemlerini müftülüklere devretmeye kalkanları, Tevhid-i Tedrisat Yasası'nı kaldıracaklarını ilan edenleri, Taksim’de cami/Ayasofya’da namaz düşü görenleri, Çankaya’yı “ezan kaya'' yapmaya kalkışanları, oruç tutmayanı bıçaklayıp öldürenleri, örtünmeyen kadınları fahişe ilan edenleri, türbanlı avukatları/ yargıçları yargıya sokanları, imam hatip mezunlarına ordu kapısını aralamayı tasarlayanları, “ya Allah, Allah-u ekber'' haykırışlarıyla polis eğitenleri, tesettürü/türbanı/ kara çarşafı eğitim özgürlüğü ile birleştirenleri, bürokraside yükselmeyi “tarikat şartına'' bağlayanları, ulusal marş yerine Kur’an okuyanları, üç-beş oy için Fethullah Hocaefendi ile kucaklaşmayı inanç özgürlüğü diye yutturmaya kalkanları, Nakşiler’le/ Süleymancılar’la seçim pazarlığı yapmayı siyaset icabı sayanları, “inanca saygı ve düşünceye özgürlük'' adına savunun.

Konuşma sırası sizde, konuşun. Adamsanız, yurttaşsanız ve en önemlisi gerçekten demokratsanız, asıl şimdi konuşun.

Tam sırası. “Şeriat paranoyası/ Kemalist zorbalık/ laik diktatörlük..'' suçlamalarınızı yineleyin. Bağımsız yargıyı değil “ mahkeme-i kübrayı'' esas alanları unutun. Grevi yok sayanların “İş Hayatında İslam İmanı'' raporunu görmezden gelin.

Ulusal Kurtuluş Savaşı’na “bir tek solcunun katılmadığını'' ya da Çanakkale Savaşı’nı “Said-i Nursi’nin öğrencilerinin kazandığını'' söyleyenlere aldırmayın.

Söz sırası sizde “herkesin kendi hukuk içinde, inandığı gibi yaşamasının'' demokrasi gereği olduğunu söyleyin. Utanmayın. Yazın, çizin, konuşun.

Müslümanlara “içinizdeki kini bir an bile unutmayın'' çağrıları yapanlara aldırmayın. “Ey intikam sahibi olan Rabbim, beni intikamına memur eyle'' diyen insan kasaplarını umursamayın. Kahramanmaraş, Çorum, Kayseri, Erzincan, Elazığ ve Malatya’yı ve de elbette “iki Sivas’ın'' insanlık suçlarını tarihe gömün. “Menemen’de 37 müslümanın idamına karar verilmişti, Sivas’ta 37 Kemalist yakılarak Menemen’in intikamı alınmıştır'' diyenleri duymayın. “İç savaş çıkacak, kan akacak, iyi olacak'' diyenlere aldırmayın.

Prof. Aksoy’un, Doç. Üçok’un, Dursun’un, Emeç’in, Mumcu’nun ve daha nice yurtseverin katilerinin “derin devletin şeriatçı tetikçileri'' olduğunu umursamayın. Türk malı eroinin /kokainin üzerine “besmele damgası vurulması'' gerçeğiyle ilgilenmeyin.

Ama kamuoyunu şaşırtmanın, gerçekleri saptırmanın ağır bir insanlık suçu olduğunu unutmayın. Sıradan ve gösterişsiz insanları zehirlemenin, çağdışılığı demokrasiye sığınarak körükleyip azdırmanın suçların en ağırı olduğunu aklınızdan çıkarmayın.

Bir de siz siz olun, çocuklarınızın sizi “İslamın kılıcını çağdaş tanrı haline getirmekle..'' suçlayacaklarını unutmayın.