birgün

7° AÇIK

YAŞAM 20.07.2020 07:17
author

Ormanlar yok olurken…

Geçtiğimiz haftayı yaban hayatın her türlü ihalesinin yasaklanması umuduyla kapamıştık. Bu hafta aynı yerden devam ediyoruz. Tarım ve Orman Bakanlığı hayvan katli için ihale açmadaki ısrarından vazgeçmiyor. Evet, ihaleler durduruluyor fakat iptal edilmiyor. Avcılığın yasaklanması bir yana, spor olarak, turizm aracı olarak pazarlanması devam ediyor. Elbette yaban hayat yalnızca avcılık için pazarlanmıyor. Örneğin; ormanlarımız maden tesisleri, turizm tesisleri, enerji tesisleri vb. faaliyetler için sürekli olarak pazarlanıyor. Ormanların ekosistemden çekilip alınması, kullanım koşullarının değiştirilmesi Bakanlığı esas görevi haline gelmiş bile denebilir. Bu yaklaşımın sonuçlarını ve nasıl işlediğini hem orman yangınlarından ve yangınların yönetim sürecinden hem kanun tekliflerinden hem de sürmekte olan direnişlerden anlayabiliyoruz.

Öncelikle son haftalarda yangın haberlerine eşlik eden rakamlara bakalım istiyorum. Bu haberlerde Ali Şeker’in Türkiye’deki orman yangınlarına ilişkin verdiği soru önergesine gelen yanıtlar önemli bir yer tutuyor.

Buna göre son 10 yılda Türkiye’de yıllık ortalama 6 bin 665 hektar alanı etkileyen 2 bin 388 adet orman yangını çıkmış. Şeker, bunun takribi 93 bin futbol sahasına eşit olduğunu söylüyor. 2019 yılında çıkan 2 bin 688 orman yangınının bin 309’unun ise faili meçhul olduğunu belirtiyor. Ölçek öyle büyük ki, yaban hayatın göz ardı edildiğini göstermeye yetiyor.

Bu rakamlara ek olarak üç örnek üzerinden ülkemizdeki yangın yönetimi sürecine değinmek istiyorum. Geçtiğimiz haftalarda Tire’de orman yangınına müdahale için bölgeye giden arazöz devrilmiş, iki orman işçisi hayatını kaybetmişti. Heybeliada’da çıkan yangın için Adalar Belediyesi Ada halkına ekipman desteği çağrısı yapmak zorunda kalmıştı. Alaçatı’da ise ‘sebebi belirlenemeyen bir neden’le biçiminde gerekçelendirilen yangın ile makilik alan yanmıştı. Bu fiyaskolar bize orman yangınları hakkında rakamlarda göremediğimiz şeyler söylüyor. Örneğin Alaçatı vakası yangın sebebinin belirlenemiyor olduğu argümanı olağanlaştırıyor. Bu sorumluluktan kaçınmak anlamını taşıyor. Heybeliada vakası, yangın riski yüksek dönemde ve bölgede müdahaleye yönelik ekipman eksikliğini ortaya koyuyor. Tire’de gerçekleşen iş cinayeti yangın müdahale süreçlerindeki iş güvenliği açıklarını gösteriyor.

Ormanların yok oluşuna ilişkin bir diğer başlık da geçtiğimiz hafta Tarım ve Köy İşleri Komisyonu’nda görüşülüp kabul edilen Gıda, Tarım ve Orman Alanında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Teklifi de kendini gösteriyor. Doğanay Tolunay’ın Independent Türkçe’ye yazdığı değerlendirmeye göre, teklif ormanlarda şahıs veya şirketlere ait tesislerin kurulmasının önünü açıyor. Ne gerek vardı? diyebilirsiniz, şirketler bunu ruhsatsız da yapabiliyordu… Bu vesileyle önümüzdeki hafta birinci yılını dolduracak Kazdağları direnişine de selam gönderelim. Yaşamı savunanların ‘Alamos’u tahliye et’ talebiyle ‘Kazdağları hepimizin diyerek başlattığı direniş sürüyor. Tüm bunlar ormanların kendi varoluş biçimi dışında her şeye yönelik olarak pazarlanması ve gelir getirici biçimde kullanılması için canhıraş çalışılırken, onları korumaya yönelik yönetim süreçlerinin hiç de önemsendiğini gösteriyor. Yabanın her türlü ihalesi son bulana dek...

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız