Ortakların kavgası: Daha ‘derin’ mi?
ERK ACARER ERK ACARER

AKP ve MHP arasındaki çatlak “af tartışması” ile başladı, “Andımız” ile derinleşti, ardındandan da “şöyle bir esip geçen” ancak bir neticeye bağlanmayan Emeklikte Yaşa Takılanlar (EYT) konusu ile Meclis’te görünür oldu.

Gerginliği, karşılıklı amaca hizmet eden bir “kayıkçı kavgası” olarak görenler var. İktidarın ve küçük ortağının kendi seçmenlerini diri tutarak, 2019 yerel seçimlerine götürmek istediği düşüncelerden biri.

Fakat tam muhalefet seçmeninin havlu attığı ve sandık sözünü bile duymak istemediği bir dönemde “diri tutma” meselesinin ne kadar lüzumlu olduğu tartışılır. Normal akışta “trajik olarak” İslamcı-Milliyetçi blokunun yerel seçimlerdeki pastayı “kardeş payı” yapmaları mümkündü.

Bunu “İktidarın doğası mı engelledi?” ve şimdi bir kez daha “Paylaşım krizine tanık olabilir miyiz?” soruları bu aşamada ortaya çıkıyor. Finaldeki geçici EYT ayrılığı buzdağının görünen yüzü gibi. AKP ve MHP arasındaki soğuma biraz daha “derin” olabillir.

Demokrasi, insan hakları, liyakatın gün geçtikçe önemini yitirmesi bir yandan telaşla yeni kadrolaşmaların önünü açıyor, diğer yandan bürokrasi, ordu ve yargıdaki kemik eski kadrolarla pazarlıkları gündeme getiriyor.

Daha açık ifade ile devlette hem çeteleşmenin arttığı, hem safların tutulduğu hissediliyor. Af tartışmasının önemi ve içeriği durumun sağlaması gibi. Mesele “Kader kurbanı” değil; “ekiplerin” işlevsel hale getirilmesi.

Devlet; neredeyse son demindeki yeniçeri nizamına benzer bir işleyişe doğru savruluyor. Pespaye yeniçeri belindeki baltayı çıkarıp sapladığı yeri egemenliğine alırdı, gemiler, kahvehaneler bu sayede yeniçeri bölüklerine ayrılırdı. “Balta olmak” denilen şeydir!

Toplumun, halkın çıkarı yerine birey ve gruplar hesabına, gücü kendi lehine kontrol edebilmek için girişilen bu “yasa dışı paylaşım gerginliği” çatlaktan sızıp bir çatışmaya dönüşebilir mi? Olasılıklar arasında.

İmkansız görenlere, önce “Nasıl olsa barışırlar” diye geçiştirilen sonra “Durun siz kardeşsiniz” diye tiye alınan cemaat-iktidar ortaklığında yaşananları hatırlatmalı. Türkiye’de hiçbir şey ne imkansız ne de uzak. Ortada yine tehlikeli bir durum var!

“Eski dostların paylaşım krizinin sonucunda” sistem çöktü, kalan demokrasinin kırıntısı çöktü, insan hakları çöktü ve sonunda insan çöktü. Ekonominin dipte olduğu bir dönemde ve bütün yatırımlar durmuşken cezaevi inşaatlarının devam etmesi çok karanlık, kilit bir nokta.

“Kayıkçı kavgası” olarak görünen şey aslında, yeni bir kıyametin başlangıç noktası olabilir. Gruplar ve kişisel beka adına girişilen her yasadışı mücadele, ülkeyi insan hakları, demokrasi ve evrensel hukuk kurallarından biraz daha uzaklaştırarak bir çöl iklimine taşıyor.

Yıllardır yaşanan çatışmaların odağında Saray rejimi ve iktidar var. Odak noktası bugün de değişmiş değil. Nedeni; “Sultanizmin” iyot gibi açığa çıkan handikapında gizli. “İktidar”, asla tek başına iktidar olamıyor. Aslında en başından beri böyleydi.

Yeni “pragmatizm” dönemininin de sonuna geliniyorsa; her kesim uyanık olmalı. Kısa vadeli hesapların maliyeti büyük ve çok acı oldu. “Kandırıldık” diyenin “kandırma” tornası hazır bekliyor. Eğer nihayi bir savaşsa, dışında kalmak en iyi seçenek.