birgün

20° AÇIK

Osmanlıcılıktan Selçuklu’ya akış

Doç. Dr. Özlem Akkaya, son dönemde etnik Türk ve Orta Asya temalı dizilerin artışına dair, “Arap dünyasının liderliğine soyunan dönemdeki Osmanlıcı ve İslami içerikten Selçuklu anlatılarına doğru bir akış var” değerlendirmesini yapıyor.

YAŞAM 09.01.2022 07:23
Osmanlıcılıktan Selçuklu’ya akış
Abone Ol google-news

Sercan MERİÇ

Televizyonda son dönemlerde Türkçü ve Orta Asya’yı odağına alan dizilerin yükselişte olduğu dikkat çekiyor. Önceden Payitaht Abdülhamid, Diriliş Ertuğrul, Filinta, Kuruluş Osman gibi Osmanlıcı ve İslami unsurların ön planda olduğu diziler revaçtayken, son dönemlerde Destan, Alparslan: Büyük Selçuklu, Uyanış: Büyük Selçuklu gibi etnik Türk vurgulu, Orta Asya temelli diziler yükselişte. Yeditepe Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Özlem Akkaya’ya göre iktidarın dış politikadaki değişim hamleleri ile bu tür dizilerin yükselişi arasında bir ilişki var. Etnik Türklük ve erillik vurgusunun ön plana çıktığı yapımların ve karakterlerin revaçta olduğunu ifade eden Akkaya, izleyicilerin güçlü ve özgür kadınları izlemek istediğini ifade ediyor.

Önceden Osmanlı’yı anlatan, muhafazakâr tonu yüksek diziler revaçtaydı ancak son dönemlerde Orta Asya’yı, Türklük hikâyelerini anlatan yapımlar yükselişte. Bu değişimin sebebi nedir?

Sıkışmış bir dış siyaset politikasıyla beraber Abdülhamit gibi diziler ön plana çıkıyordu. O döneme daha uygun bir hikâyeydi. Ama şimdi Abdülhamit karakteri biraz yaşı geçkin bir karakter. Yani özellikle genç izleyici kitlenin ve dizileri sosyal medyadan takip eden fan gruplarının çok da böyle özdeşleşmediği bir karakterdi. Oradaki kadın karakterler son derece geri planda kalan gayet mutaassıp karakterlerdi. Toplumda çok karşılığı olmadı o dizinin. Daha çok TRT'nin yayın politikası nedeniyle belli bir dönem sürdürüldü. Bununla beraber erillik vurgusunun daha ön plana çıktığı ve özellikle genç erkekleri de kendine çekebilecek hikâyelerin artışı söz konusu. AKP'nin son dönemde derin yalnızlık politikasından ziyade değişen bir dış politikası var. Birleşik Arap Emirlikleri ile ilişkilerin tekrar sağlamlaştırılmaya çalışılması, Müslüman Kardeşlere olan desteğin geri plana çekilmesiyle beraber Arap dünyasındaki liderlik iddiası arka planda bırakıldı. Bu sefer bölgede Rusya'ya bir alternatif olabilecek bir Türk dünyası liderliğini oynamak gibi bir durum var. Avrasya'daki Türki Cumhuriyetlerle ilişki geliştirmeye çalışılıyor. Burada da bir nevi Amerika'nın çıkarları doğrultusunda da hareket ediliyor. Arap dünyasının liderliğine soyunan dönemdeki Osmanlıcı ve İslami içerikten Selçuklu anlatılarına doğru bir akış var. Eski Türklere kadar uzanan hikâyeleri artık izlemeye başladık. Bunlar biraz daha seküler içerikler. Destan’ı seküler kesim de ciddi şekilde takip ediyor. Etnik Türklük vurgusunun ve erillik vurgusunun ön plana çıktığı karakterler revaçta. Bir de köke dönüş söylemi etkili. AKP’nin kendi içinde de böyle bir tartışma vardı. Osmanlı hanedanı vurgusundan ziyade daha samimi, masum olduğu iddia edilen o eski köklere dönüş söyleminin göstergesi olarak düşünülebilir. Bu işin siyasi boyutu.

Kadın karakterlerin de daha baskın olduğunu söyleyebilir miyiz?

Son dönemde bu dizilere baktığınızda bir sinematografi açısından olsun, hikâyenin kuruluşu olsun, karakterler açısından olsun, popüler Batılı metinlerden aşina olduğunuz pek çok sembol, karakter var dizilerde. En önemlisi de güçlü kadın karakterler. Bu Diriliş Ertuğrul ve ondan sonra gelen Alparslan: Büyük Selçuklu türü dizilerde de var. Destan o anlamda ciddi bir açılım yapacak. Türklerin İslam'ı daha kabul etmediği bir dönemin hikâyesini anlatıyor. Oradaki çift başlı kartal motifi sürekli vurgulanan bir motif. Türk-İslam sentezine bir yerden bağlayacaklar ama bu tam bir kadın karakterin hikâyesi. Bir kadın karakterin köle olmamak için başkaldırı hikâyesi. Hâkim erkek tiplerinin aksine başrolde engelli bir erkek var. Sembolik manada hadım edilmiş bir karakter. Feminizm popüler bir trend olarak pazarlamada da satıyor, dizilerde de satıyor. Yani feminizm kırıntılarını her tür popüler içerikte görebiliyorsunuz ve artık tabii ki daha önce muhafazakâr olarak adlandırdığımız içeriklere de sirayet edecek. Ama bu hem muhafazakâr hem de seküler olsun, toplumdaki bir değişime de karşılık geliyor. İnsanlar güçlü kadınları, bağımsız kadınları izlemek istiyorlar. Bu açıdan bu değişimi olumlu görüyorum.

osmanliciliktan-selcuklu-ya-akis-965259-1.
Kulüp, 1950’li yıllarda Seferad Yahudisi Matilda ve kızı Raşel’i anlatıyor

Bu dizilerin toplumda, mesela ev kadınlarında dönüştürücü bir etkisi olabilir mi?

Bence bu dizleri daha çok genç kadınlar izliyor. Genç yetişkin kadınlar, üniversite öğrencisi ya da işte üniversiteden yeni mezun, hayata atılmak ve kendi hayatını kurmak isteyen kadınlar… Muhafazakâr kalıpları görece yıkmak isteyen izleyicilere daha fazla hitap ediyor diye düşünüyorum. Aslında dizi ev kadını için üretilmiş bir şeydir. Onun psikolojisine göre üretilmiş bir şey. Onların da toplumsal cinsiyet algılarında bir değişime karşılık geldiğini düşünüyorum. O kadın karakterlerle de empati kuruyorlar.

osmanliciliktan-selcuklu-ya-akis-965260-1.
Doç. Dr. Özlem Akkaya

DÜNYAYA AÇIK BİR KİTLE VAR

Özellikle dijital platformlarda azınlıklarla ilgili yapımlar da arttı. Bu hikâyelerin daha sık işlenmesinin nedeni nedir?

Değişen bir izleyici kitlesi var. Genç, modern, eğitimli, sosyal, siyasal konulara duyarlı ve aslında artık klişeleri görmek istemeyen, dünyaya da açık bir kitle var. Bu kitleye o klişe mahalle hikâyeleriyle hitap edemezsin. TRT, Gönül Dağı gibi bir dizi yapıyor. Reytingleri yüksek ama kim izliyor? Netflix gibi platformlardaki diziler bu değişen izleyici kitlesine hitap ediyor. Bu tarz işlenmemiş hikâyeler izleyiciler için tetikleyici oluyor. O konuda araştırmalar yapıyorlar. Ben bu anlamda gerçekten olumlu görüyorum bu dizlerin işlevini. Ama sonuçta bunlar popüler kültür anlatıları. Her ne kadar yaşanan ayrımcılıkları, adaletsizlikleri gösterseler de sonunda getirip mutlu aile motifine bağlıyorlar. Bazı yapımlar ise ağlayarak ekranı kapatmanın ötesine geçebiliyor.

Her dönem kendi trendini yaratıyor. Son dönemlerde bir siyasal dönüşümden bahsediyoruz. Gelecekte hangi trendlerle karşılaşma ihtimalimiz var?

Bir dönem psikoloji dizileri popülerdi. Bir ara doktor dizileri popülerdi. Koronavirüs onların şanssızlığı oldu. Kimse hastane ortamını izlemek istemedi. Psikoloji dizileri de azalıyor. Biraz daha küçük insanların mutlu olduğu, içine mizahın katıldığı diziler yükselişte. Mizahla dramanın iç içe geçtiği yapımları insanlar izliyor.

Tabii televizyondaki sansür ve otosansür meselesine de değinmek gerek. Bu konuda ne söylersiniz?

Herkes korku altında işini yapmaya çalışıyor. Ama dizi kolektif bir süreç. Fabrika gibi aslında. O yüzden mutlaka muhalif kırıntılar, her izleyici fark etmese de, hikâyenin içeriğine bir yerden de olsa sızmış oluyor. Sansür bazı insanlarda yaratıcılığı da tetikleyebiliyor. Hatta sansürü tiye alan içerikli var. Leyla ile Mecnun'u hatırlarsınız. Türkiye'de güçlü bir sinema ve televizyon sektörü olduğunu düşünüyorum. Yerleşmiş bir sektör. Güzel günler gördüğümüzde bu sektörün çok daha iyi işler üreteceğine eminim. Atlatacağız bu dönemi.

VİCDANIMIZI TEMİZE ÇEKİYORUZ

Kırmızı Oda, Masumlar Apartmanı gibi psikolojik dramalarda da kadın hikâyelerine sıkça rastlıyoruz. Bu yapımlarla nasıl bir yorum yaparsınız?

Televizyonun zaten en önemli işlevlerinden birisi sosyal sorunları bireysel bir hikâyeye indirgemesidir. Bu açıdan bu psikolojik dramalar yeni bir şey yapmıyor. Bu diziler beni çok rahatsız ediyor. Bizden anne psikolojisiyle empati kurmamız beklenilen karakterler aslında gerçekler. Aile yapısının, ırkçı, ayrımcı söylemlerin değişmesi için siyasal politikalarla müdahale edilmesi gereken şeyler. Bu dizilerde bu sorunlar bağlamından kopularak sunuluyor. Ah’lıyoruz, vah’lıyoruz. Kendi vicdanımızı temize çekiyoruz.

Dizilerin ezen-ezilen ilişkisini yeteri kadar işlediğini düşünüyor musunuz?

Çukur'u düşünebilirsiniz. Çukur'daki tamamen biraderler cemiyetinin hikâyesiydi. Özellikle son sezonunda o mahalleyi kentsel dönüşümle mutenalaştırmaya çalışan büyük sermayeye karşı direniş vardı. Yeşilçam'dan bu yana ezen, ezilen kavgası, büyük sermayeye karşı küçük insanların mücadelesi hep işlenen bir motif. Üç Kuruş’ta da muhtemelen benzer bir hikâye göreceğiz. Yargı dizisinde de siyasi erkle, güçlü olanla mücadele eden küçük insanları görüyoruz.

Türkiye'deki popüler kültüre ait diziler birçok sosyal konuyu işliyor. Peki neleri gizliyor?

Televizyon aslında sorunları gösterirken gizliyor. Televizyon aslında geçmişte çok daha cesurdu. Ama gizlediği şey şu galiba: Biz ağlayıp geçiyoruz. Bittiğinde huzurla ekranımızı kapatıyoruz ve unutuyoruz. Özellikle de hikâye mutlu bir sonla bitiriliyor, herkesin huzurla ailesinin evinde yaşamaya devam edeceği bir hikâye anlatılıyor. Mutlu olduğunuz dünya ehveni şerdir diyor.

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun