Google Play Store
App Store

Fotoğraf sanatçısı Attilla Dur’un solo sergisi Göz Önünde, Mine Sanat Galerisi’nde. Beden ve sansürü irdeleyen Dur, “Toplum kurallarıyla kişi bazen ‘öteki’ hâline geliyor. Benimkisi o ötekiyi gösterme çabası” diyor.

‘Öteki’yi gösterme çabası
Fotoğraf: BirGün

Deniz Burak BAYRAK 

Uzun yıllar ayakta kalmak Türkiye şartlarında bir galeri için kolay değil. Sanatın iktidarlar tarafından desteklenmediği hatta sanatçıların kriminalize edilip yargı sopasıyla korkutulduğu bir çağda ise hiç kolay değil. Erenköy’deki Mine Sanat Galerisi, bu yıl 40’ıncı yaşını kutlarken, cesaret gösterip sanatın sürdürülebilirliği konusunda kültür yaşamımıza önemli bir çentik atıyor.

Galeride genç fotoğraf sanatçısı Attilla Dur’un ‘Göz Önünde’ adlı ilk solo sergisi var. Mimar Sinan’da Fotoğraf bölümünden mezun olan Dur, hepimizin etrafını saran, kafamızı kurcalayan bir konuyu irdeliyor: sansür/otosansür.

Serginin ismi Göz Önünde ama Dur, toplumca/toplumda göz ardı edilmiş, çizgi dışına çıkmış veya çıkarılmış noktaları ifade ediyor sergideki seçkisiyle. Fotoğraflardaki modeller, ellerinde buzlu cam etkisi yaratan asetatlarla poz vermişler ve çıplak bedenleri belirsizlik yaratıyor. Gizli saklı bir dünya var  o malzemenin ardında. “Beden kişiye ait. Fotoğraflarda izleyiciye bedeni kullanarak var olduğumuzu göstermek istedim. Onlara, ‘Sansürümü kendim yaparım ama kendimi de ifade ederim’ demek istedim” diyen sanatçı, sözü normların toplumdan topluma değişmesine getirip şu sözleri ekliyor:  “Toplum kurallarıyla kişi bazen ‘öteki’ hâline geliyor. Benimkisi o ötekiyi gösterme çabası.”

Attilla Dur

BEDEN VE SANSÜR

Sansür sürecine, kendi beden algısı ile insanların ‘ideal beden arayışı’ arasında durup düşünerek girmiş Attilla Dur. Kendi bedeniyle farklı bedenlerin temsiliyeti sürecine geçen sanatçı her seferinde de modeliyle kurduğu bağı vurguluyor. Asetatın arkasında gizlenerek poz veren modele “Bu, senin sığabileceğin, kendini ifade edebileceğin bir alan. Burada kendini nasıl ifade ediyorsun; bana onu göster” diyor aslında. Model de ‘görünmemek’ üzerine kurulu dünyada, gösterebildiği kadarını gösteriyor.

Dur, otosansür sürecine girmeseydi bambaşka ve belki de fazlaca provokatif fotoğraflar görebilirdik. Bu daha etkileyici olmaz mıydı? Dur, “Olurdu ama ben söylemek istediklerimi söyleyemezdim” diyor. Sergideki bazı fotoğraflarda ise ne izleyiciyle araya kurulan blokaj var ne de çıplaklık. Ancak fluluk dikkat çekiyor onlarda da. O fotoğrafların temel meselesinin, var oluşu saklanarak göstermek olduğunu anlıyoruz. Modellerin statik olmayan koreografik ve estetik postürleri içinse “Fotoğraf bir kare içinde bir hikâye anlatmak üzerine kurulu. Ben o kareye dinamizm katarak, o sahnenin izleyende de sürmesini istedim. Fotoğraf durağan ama hikâyesi yaşamaya devam ediyor” diyor. Sergi 4 Ekim’e kadar ziyarete açık.