birgün

20° PARÇALI AZ BULUTLU

RÖPORTAJ 16.03.2021 10:06

Ovacık Doğal Üretim Kooperatifi: Alışılagelmiş kooperatiflerden ayrılmaktayız

Geçmişten Günümüze Kooperatifçilik ve Sol adlı yazı dizimizin ikinci gününde Ovacık Doğal Üretim Kooperatifi’nde Caner Durna ile konuştuk.

Ovacık Doğal Üretim Kooperatifi: Alışılagelmiş kooperatiflerden ayrılmaktayız

Kooperatifi hangi ihtiyaçtan kurdunuz, kuruluş nedeniniz?

2014 yılı yerel seçiminden sonra Ovacık’ta Sosyalist Meclisler Federasyonu’nun Devrimci-Halkçı Yerel Yönetimler Programı çalışmaları kapsamında bölgedeki üreticilerin örgütlenmesi ile kuruldu. Bölgemizdeki üreticilerin tüccar, tefeci ve pazar sorununun bertaraf edilmesine dönük yürütülen tartışmaların bir ürünü olduğumuzu söyleyebiliriz.

Kooperatifi ne zaman kurdunuz?

2017’nin Ağustos ayında kurulmuştur.

Kaç kişi ile kurdunuz, mevcut üye sayınız kaç, kaçı kadın?

Öncelikle şunu belirtelim ki: Ovacık Doğal Kooperatifi alışılagelmiş kooperatiflerden anlayış ve yönetim biçimi açısından ayrılmaktadır. Yönetim anlayışını sadece üyelerin söz hakkının olduğu bir biçimi reddederek sözleşmeli-sözleşmesiz bölgemizde bulunan bütün üreticilerin söz hakkının olduğu savunur. En geniş üretici toplamı ile tartışmalar ile olgunlaşan sonucu ‘’resmi’’ üyelerle kararlaştırır. 15 kişilik kurucu üye ile başladığımız çalışmalar 500 üreticimiz ile devam etmektedir.

Üyelik kriteriniz ne?

Doğayı ve bütün canlıların yaşam hakkını savunan; toprağın sürdürülebilir doğal kullanımını savunan; pestisit, herbisit vs. insan ve canlı yaşamını olumsuz yönde etkileyen kimyasallara karşı doğal üretimi benimseyen bütün üreticiler sözleşmeli üreticimiz olabilmektedir.

Kararları nasıl alıyorsunuz, üyeler kararlara katılabiliyor mu? Nasıl bir demokrasi ve işleyişe sahipsiniz, örgütlenme anlayışınız ne?

Çeşitli alanlarda toplumsal birer özörgütlenme diyebileceğimiz kooperatifler özünde demokratik muhtevaya sahip olması gerektiğini savunuruz. Ortak kaygılar, endişeler, çelişkiler etrafında gönüllülük çerçevesinde bir araya gelen toplamların ortak çözüm, demokratik katılım perspektifiyle hareket etmesi bizce kaçınılmazdır. Elbette bu görüşümüz teker teker üreticiler özelinde dağınık ve parçalı olan fikirlerin ‘’yönetim’’ mekanizmasıyla ihtisaslaştırılması ve programatik hale getirilmesi gerekmektedir. Kısacası, ne katı merkeziyetçilik, ne de kendiliğindencilik; yaşasın demokratik merkeziyetçilik!

Yerel yönetimlerle ilişkileriniz nasıl?
İlk soruda da açıkladığımız üzere, kooperatifimiz sosyalist bir siyaseti savunan kurumun yerel seçimi kazanması ile ete kemiğe bürünmüştür. Dolayısıyla, yerel yönetimler ile karşılıklı üreticilerin sorunlarına odaklanan ve çözümler arayan bir gerçekliğe sahiptir. Bunu yaparken de birbirine zorunlu koşullar dayatan değil, demokratik ve iç işleyişte bağımsızlık politikasını savunan gönüllü mutabakat anlayışıyla hareket etmekteyiz. Kısacası, kooperatiflerde ‘’bağımsızlık’’ ilkesinin amentü olarak görürken; üreticiden, doğadan, kadın emeğinden yana olan yerel yönetim anlayışlarıyla ortaklaşmayı ilkeleştirmeyi savunmaktayız.

Diğer toplumsal örgütlenmelerle ilişkiniz nasıl?
Kapitalist ekonomi modelinin derinleştirdiği eşitsizlikler dünyasının doğalında ortaya çıkardığı karşıt, ilerici oluşumlar ile hareket etmek programımızın bir diğer önemli yanını oluşturmaktadır. Bizler de aslında bu eşitsizliğin doğal bir ürünü ve o eşitsizliği yok etmenin zaruriyeti ile ortaya çıktığımızı belirtelim. Özellikle neo-liberal politikalar ile insan sağlığını tehlikeye atan, toprağı zehirleyerek yok eden, üretici- emekçileri gıda ve ilaç tekellerinin insafına terk eden sermaye sistemine karşı, kolektif bilinci, doğa ve insan sağlığını merkezileştiren bir anlayışa sahip olduğumuzu söyleyelim. Kapitalizmin ortaya çıkardığı çelişkinin bizim cephemizden gerçekliği bu iken, diğer yarattığı ve derinleştirdiği emek, kadın, çevre-ekoloji vb. alanlarda ortaya çıkan demokratik, ilerici anlayışlarla her daim ilişki geliştirmekteyiz.

Mevcut kooperatif yasasını nasıl buluyorsunuz, ne tür sınırlar yaratıyor, bu sınırları nasıl aşıyorsunuz?

Çağın gerisinde kalmış bir kooperatifçilik yasası işlevsellik konusunda hantal kalmıştır. Kooperatiflerin 3 farklı bakanlık bünyesinde kurulması ve daha çok ticari mantıkla işletilmesinin teşvik edilmesi ve aynı tip ana sözleşmelerle kurulup kooperatif ortaklarının bu ana sözleşmeleri esnetememesi demokratik bir yapıya çevrilmesinin önünde bir engel olarak görmekteyiz.

Demokratik bir kooperatif yasası için ne düşünüyorsunuz, bunun için nasıl bir mücadele?

Özellikle üreticilerin parçalı duruşunu ortadan kaldıracak bağımsız çiftçi örgütlenmelerinin yasal alt yapısının hazırlanması. Ve bu sendika, oda ve bu alana dönük çalışma yürüten STK’ların katılımı, görüş ve önerilerinin hayata geçirilmesine dönük yasal alt zeminin hazırlanması gerekmektedir. Bununla birlikte endüstriler üretimin yansıması olan büyüme politikasından ziyade, esasta küçük ve orta ölçekli üreticilerin ekolojiyle uyumlu yaygınlaşmış örgütlenmesini savunmaktayız.

Sözleşmeli üretim için düşünceniz ne?

Sözleşme yöntemi ile üretim planlaması endüstriyel üretimin hammadde ihtiyacını karşılamaya dönük, kendi üretim tarzını dayatma yoluyla hayata geçirme yöntemi olarak görüyoruz. Daha öncede belirttiğimiz gibi kooperatifimiz diğer çeşitli alanlarda ortaya çıkmış kooperatiflerden birçok yanıyla ayrılmaktadır. Sözleşmeli üretim bizlerinde uygulamış olduğu bir yöntem. Fakat bizlerde üreticiyi üretim noktasında bağımlı hale getiren, mutlak otoritenin izdüşümü olarak görmemekteyiz. Sözleşme, hukuki bir dayatmadan ziyade sezon planlamaları, fizibilite çalışmaları ve toprağı, insan ve doğa yaşamını savunan anlayışın üreticilerce onaylanması ve bu ilkeler ışığında üreticimi gerçekleştirmesi açısından mutabakattır.

Kooperatif vasıtasıyla ucuz girdi sağlamak şirketlere bağımlılığı azaltıyor mu?

Her örgütlenme ortaya çıktığı andan itibaren kısa-orta-uzun vadeli planlama yapar. Bizler de somut sorunlar karşısında planlı ve aşamalı bir politikayı hayata geçirmekteyiz. Elbette sermaye sistemi karşısında mütevazi bir cepheyiz. Fakat üretenlerin yönettiği bir dünya tasavvuru mütevazi olmanın yanında dünya üzerinde çoğunlukta olan kesimlerin örgütlenmesiyle alternatif bir modeli ortaya çıkaracağını düşünüyoruz. Kooperatifimiz kısa vadeli planı toprağı suni gübre kullanımından kurtarmak, insan sağlığını etkileyen kimyasal zehir kullanımını ortadan kaldırmak ve üretimin olmazsa olmazı pazar sorununa çözüm bulmaktır. Orta vadede ise üretim alanına etki eden bütün kalemleri (mazot, teknik alet, yem vs.) üreticilerin örgütlenmesi ile girdi maliyetlerini düşürme olarak görmekteyiz.

Sağlıklı gıda üretimi ve erişimi için neler yapıyorsunuz?

‘’Üreticiden tüketiciye sağlıklı gıda’’ şiarı ile hareket etmekteyiz. Bu doğrultuda kendi iç denetim mekanizmamız yanında, var olan laboratuvar ile çalışarak analiz sürecini işletmekteyiz. İnsan sağlığının esas garantörü devletler olması gerekirken ne yazık ki neo-liberal politikalarca şirket ve firmaların insafına bırakılmıştır. Bir dünya sistemi haline gelen bu politika milyarlarca insanın her an zehir tüketmesi anlamına gelmektedir. Özel teşebbüslere bırakılmayacak kadar önemli bulduğumuz bu konuda bizler her üretim başlığında yerinde denetim sağlarken son tahlilde ise analizler ile bu süreci resmileştirmekteyiz. Fakat tekrar ifade edelim: Bu sürecin esas belirleyeni yerinde denetim olmaktadır.

Kooperatifimiz üreticiler üzerinde biz ceza mekanizması biçimde konumlanmadan ziyade üreticilerimize sağlıklı gıdanın hak olduğu bilincini aşılamayı esas alır.

Üreticilerin ve tüketicilerin birlikte örgütlenebildiği kooperatifler mümkün mü?

Dünya üzerinde üretilen gıdaların çok büyük bir yüzdesini o ya da bu biçimde küçük ve dar gelirli üreticilerin emeği ile üretilmektedir. Fakat sağlıklı gıda yüksek gelirli kesimlerin tüketebildiği, dar gelirli yığınların ise ekonomik nedenlerden kaynaklı tüketiminin lüks hale geldiği bir durum söz konusudur. Yani, bir sınıfın kendisini sömürdüğü bir sınıfa hizmet etme terekesine düşürdüğü ceberrut bir sistemle karşı karşıya olduğumuzu söyleyelim. Tam da burada ‘’tüketici kooperatifleri’’ anlayışımızın en önemli sac ayaklarından biri olarak görmekteyiz. Sağlıklı ve ulaşılabilir gıda üreticiler nezdinde üretimi tek taraflı bir çaba değil, yine kendi sınıfına mensup milyarlarca insanın sınıf dayanışması olarak görülmelidir. Bizler de ülkedeki birçok şehirde açtığımız tüketim kooperatiflerimiz ile ekonomik olarak ulaşılabilir sağlıklı gıdayı aracısız yollarla tüketicilere sunmaktayız.

Toplumsal cinsiyet eşitliği bakımından ne tür sorumluluk içindesiniz?

Kooperatifimiz, feodal kültürün yüzyıllar boyu etkili olduğu ve hala daha toplumsal yaşamı düzenlemede belirleyici bir yanının olduğu zor bir coğrafyada faaliyet yürütmekteyiz. Buna rağmen hayata geçirdiğimiz ve planlarımız dahilinde olan kadının kendi kendini yönettiği üretim alanlarını ortaya çıkarmasında destekler sunmaktayız.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin temelinde yatan ekonomik gerçeklik, ancak bu gerçekliğe etki edilerek ortadan kaldırılabilir. Bu etki tek başına Kooperatifçilik olanındaki çalışmalarla ortadan kaldırılamasa da ileri bir aşama kat edeceği su götürmez bir gerçekliktir. Kooperatifimiz ilçemizde kurduğu tekstil atölyesi, yine Hozat ilçesinde kadınların kendi bağımsız ekonomilerini oluşturduğu gıda atölyeleri vb. çalışmalarla kendi kendilerini yöneten kadınları her alanda desteklemektedir. Pozitif ayrımcılığı programının eksenine koyarak ve yönetimde kadınların çoğunluğunu hedeflemektedir. Henüz bunu gerçekleştirememiş olmak gördüğümüz eksik yanımızdır.

İklim adaleti ve ekolojik bilinç konusunda ne tür çalışmalarınız var?

Bizler üzerinde yaşanılası bir dünya olmadıkça hiçbir sistem, ekonomi, rejim vs. siyaset bilimini tartışamayacağımızı bilmekteyiz. Önce yaşanılabilir dünya, sonra adil bir yönetim. Tabiki bu da birbiri ile doğrudan ilişkili. Adil olmayan yönetim ancak ve ancak doğa tahribatı, çevre kirliği, ekolojik felaketler ortaya çıkarır. Fakat yaşanılabilir dünya savunusu adil bir yönetimin varlığına koşullandırılamaz. Bugünden başlanılarak, her an savunulması ve korunması gereken bir düşünce olması gerekmektedir. Bu düşünce doğrultusunda bizlerde üreticilerimizi bilinçlendirmek adına belli dönemlerde ekolojik aktivistlerin katıldığı paneller, forumlar gerçekleştik.

Kooperatifçiliğin sizlere kazandırdığı nelerdir?
Kooperatifçilik yüzyılların tartışması olan ‘’İnsan doğa ile mücadelesi’’nin biraz da “insanın doğa ile uyumu’’ çerçevesinde tartışılmasının gerektiğini düşünmekteyiz. Ölü toprak, ölü insan demektir. Ölü doğa: İnsansız çorak bir dünya… İşte kooperatifçilik ilk önce bu bilinci ortaya çıkarmıştır. Daha sonra insanın kültürel gelişim ve birikimin ön koşulu olan üretimin önemini kavramış durumdayız. Bunun yanında kolektif dayanışma ile üretimsel sorunlarımızın üstesinden gelebilme becerisi kazandık. Ürünlerimizin üretimden tüketime kadar her aşamasına hükmederek emeğimiz üzerinde tek söz sahibi olduğumuzu söyleyebiliriz.

Katılımcı sertifikasyonu duydunuz mu? Bu sizin için ne anlam ifade ediyor?

Evet. Üretici ve tüketicilerin doğrudan ilişkilendiği, kar amaçlı sertifikasyon sistemine doğrudan karşı çıkışın ifadesi olarak görmekteyiz. Organik sertifikalı üretim anlayışının alternatifi olarak olumlu bir girişim olarak görmekteyiz.

Hangi ürünleri üretiyorsunuz, üretimde nelere dikkat ediyorsunuz, tüketici sizin ürünlerinizi neden tercih ediyor?

Fasulye, barbunya, nohut, bal, tuz, dut kurusu, nohut unu, leblebi, marmelat ve reçel çeşitleri, pekmez, polen, propolis vs. bölgemizde üretilen her ürüne dair planlamamız bulunmaktadır. Ürünlerimiz kimyasal zehirlerden etkilenmemiş olması esas kriterimizdir. Yerli tohumların üretiminin yaygınlaştırılması önemsediğimiz bir husustur.
Tüketicilerimizin bizi tercih etmelerinin en önemli nedeni olarak sağlıklı gıdayı kâr amacı gütmeksizin tüketiciye ulaştırıyor olmamız ve elde edilen gelirin tekrar üreticiye, öğrenciye, dar gelirli ailelere destek biçiminde dönüşünün olması tüketicilerimizde dayanışma bilincinin açığa çıkmasına neden olmaktadır.

Ekolojik yaşam, temiz toprak, temiz su, yerel tohum vb. konularında çalışmanız var mı? Sizin için sağlıklı gıda ne anlama geliyor?

Evet var. Paneller, forum ve çalıştaylar ile ekoloji üzerine çalışma yürüten uzmanlar ile tartışmalar yürütüldü ve yeni planlamalar ile yürütülmeye devam edilecektir. Sağlıklı gıdayı sadece insan odaklı ele almamaktayız. Canlı yaşamını olumsuz etkileyen bütün üretim biçimlerine karşı çıkmaktayız.

Ürünlerinize talep kimlerden geliyor? Tüketim kooperatifleri veya gıda toplulukları ile ilişkiniz var mı?
Ürünlerimize talep tüketim kooperatifleri, gıda toplulukları, yerli üreticiyi destekleme bilinci taşıyan bireyler genel olarak ürünlerimizi talep etmektedir. Faaliyet yürüten birçok gıda toplulukları ile koordineli hareket etmekteyiz.

Ürünleri nasıl alıyorsunuz, ödemelerinizi nasıl yapıyorsunuz?

Ürünleri belirli plan ve çalışmalar doğrultusunda almaktayız. Yerinde denetim ve analiz sonucu değerlendirmesi sonucunda paketleme ve tüketiciye ulaştırma süreci işlemektedir. Pazarın ihtiyacı oranında üreticilerimizden ürünlerini almaktayız. Ürünlerin satışı sonunda direkt üreticilerimize ödemeleri yapmaktayız.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol