birgün

20° PARÇALI BULUTLU

BİRGÜN KİTAP 27.09.2020 10:30

Oyunlardan gerçeklerin dünyasına uzun bir seyahat

Hughes’un, “Jamaika’da Bir Fırtına”da anlattığı hikâye; mutluluk, şok, masumiyet, kirlenmişlik, dürüstlük, yalancılık, çocukluk ve erginlik gibi duygu durumlarının ve yaşanmışlıkları barındırıyor.

Oyunlardan gerçeklerin dünyasına uzun bir seyahat

Ali BULUNMAZ

Belli zorunluluklar nedeniyle erken yaşta uzun yolculuklara çıkarak aileden kopmak durumunda kalmak, yersiz - yurtsuzlaşmanın bir başka formu. O zorunluluk ve yolculuklar, vaktinden evvel büyütüp olgunlaştırdığı kişinin benliğinde silinmesi pek mümkün olmayan izler de bırakıyor.

Richard Hughes, Jamaika’da Bir Fırtına adlı romanında bu meseleye; bir deprem ve fırtına sonucu hayatları altüst olan Bas-Thornton ailesinin, adada zor bir yaşam süreceğine inandıkları çocuklarını İngiltere’ye giden bir geminin kaptanına emanet edişi ve evlatlarının yeni hayatlarının başlaması babında yaklaşıyor.


SARSICI BİR YOLCULUK

Bas-Thornton ailesi, adada âdeta bir yeryüzü cennetindeymiş gibi yaşıyor. Çocuklar doğanın keyfini sürüyor, küçük göllerin ve akarsuların tadını çıkarıyor. Art arda gerçekleşen deprem ve fırtına, bu mutlu aile ve yaşam tablosunu hızla bozuyor: Çifte talihsizliğin ortasında kalan aile için sığındıkları bodrum, yeni yaşamlarının simgesi hâline geliyor; “fantastik dehşet” dedikleri kasırga ancak karşılaşanların kavrayabileceği bir durum olarak zihinlerine kazınıyor.

Hughes, bu andan itibaren olup biteni Bas-Thornton ailesinin gözünden anlatırken deprem ve kasırganın yarattığı fiziksel ve ruhsal yıkımdan uzaklaştırılmak istenen çocukların yolculuğuna dâhil ediyor okuru. John, Emily, Rachel, Edward ve Laura, gemi demir aldığında dramatik biçimde ve hızla yeni yaşamlarına adım atarken erkek kardeşiyle İngiltere’ye giden Margaret de onları izliyor.

Çocukların yeni hayatlarında karşılaştığı ilk şeyler daha öncekilere benzemeyen oyun alanları, uçsuz bucaksız okyanus ve gemiye el koyan korsanlar. Bu da kısa zamanda başlarına gelen üçüncü felaket.

Başlarda bir denizcilik oyunu gibi görünen bu durum, daha sonra ölüm-kalım savaşına evriliyor; çocuksu hava dağılıyor ve gemiye istismar kokan ağır bir hava hâkim oluyor. Hughes, bu noktadan sonra anlatımını korsanlarla çocukların ilişkisi, insan doğası ve ahlak zeminine oturtuyor.
Emily başta olmak üzere, çocukların kendini keşfetmesi, bilinçlerinin sınırını zorlaması ve benliklerini hızla kurması, bu anlatımın önemli bir parçası hâline gelirken yolculuğun başlangıç ve varış noktaları bulanıklaşıyor: “Jamaika silinip gitmişti. Gittiklerini düşündükleri, annelerinin ve babalarının sürekli adından söz ederek merak uyandırdıkları İngiltere, sisler arasında kaybolmuş bir efsaneye dönüşmüştü yeniden. Çocuklar bugünü yaşıyor, bugünün şartlarına uyum sağlıyordu; daha gemiye gelmelerinin üzerinden birkaç hafta geçmeden pekâlâ bir hamakta doğmuş ve bir pusula dolabında vaftiz edilmiş olabilir gibi görünmeye başlamışlardı.”

‘KARABASAN PANİĞİ’

Çocuklarla korsanların ilişkisinin, belli bir zaman sonra suç ortaklığına dönüşmesi ise Hughes’un satır aralarına yerleştirdiği ahlaki sorgulamalar için bir tutamak hâline geliyor. Resmî olarak adı konmamış bu kölelik ya da suça teşvik, çocukları gereğinden hızlı erginleştirip oyunlarını kirleten bir öğe gibi duruyor.

Bahsi geçen suç ortaklığı, şiddet ve gemideki istismar kokusu, masumiyeti bir şekilde sumen altı eden “karabasan paniğini” çağrıştırıyor. Böylece Hughes’un anlatımı bir büyüme, erginleşme ve hayatla tanışma hikâyesine dönüşüyor. Anlatıcının, Emily için dillendirdiği soru, diğer çocuklar için de geçerli ve romanın evrildiği noktayı göstermesi açısından önemli: “Neden büyümek zorundaydı? Neden hayatını, sanki kendisini hiç ilgilendirmiyormuş gibi hep başkalarının ellerine bırakamıyordu?”

Hughes’un, “Jamaika’da Bir Fırtına”da anlattığı hikâye; mutluluk, şok, masumiyet, kirlenmişlik, dürüstlük, yalancılık, çocukluk ve erginlik gibi duygu durumlarının ve yaşanmışlıkları barındırıyor.

Çocukların çıktığı yolculuğun, kısa sürede bir yaşam mücadelesi ve oyundan gerçeklerin dünyasına doğru bir seyahat hâlini alması, hem iyi-kötü karşıtlığının anlatımına hem de benliğin keşfinin temsiline dönüşüyor.

Kısacası Hughes, meselenin başlangıcındaki depremi ve fırtınayı, çocukları ailelerinden koparan fizikî bir olayın ötesinde, onların yolculuğunu ve karşılaştıkları gerçek dünyayı tarif eden; kimi duyguların açığa çıkmasını sağlayan kimi sırların sıkı sıkı saklanmasına yol açan birer metafor olarak da kullanıyor.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız