Özgürlüğü bir küresel şirket getirmeyecek
ÜMİT ALAN ÜMİT ALAN

Hafta başında sosyal medya bir iddiayla çalkalandı: Netflix Türkiye’den çekiliyor. Sözde son RTÜK düzenlemelerine içerlemiş ve sansüre karşı ödün vermez politikası nedeniyle ilkesel bir karar almıştı. Bu iddia neredeyse muhalif ya da bağımsız adı verilecek tüm gazete ve haber sitelerinde dolandı. Yok, bütün platformlar başvurmuş, listede Netflix’in adı yokmuş vs. Bu iddiayı görür görmez Netflix’in Ocak ayında Suudi Arabistan yönetiminden gelen istek üzerine, ‘Hasan Minaj ile Vatanseverlik Yasası’ programından Cemal Kaşıkçı cinayetine ilişkin eleştiriler içeren bölümü, Suudi Arabistan’a özel olarak çıkardığını hatırladım. Bunu gayet rahat bir şekilde ‘iç hukuku ihlal etmemek için çıkardık’ gerekçesiyle açıklamışlardı. Bu kadar esneklerdi. Dahası Netflix CEO’su Reed Hastings, yaklaşık 1,5 yıl önce Ertuğrul Özkök’ün RTÜK denetimi ihtimaliyle ilgili sorusu üzerine “Türkiye’yi konuşuyorsak öyle bir endişem yok. Biz Suudi Arabistan’da varız, Pakistan’da varız. Yani oralarda sorun çıkmayacak da Türkiye’de mi çıkacak? Böyle bir şey düşünemiyorum…” diyerek duruşlarını net bir şekilde açıklıyordu.



Tabii saniyesinde iddiayı köpürtüp tık pastasından pay almak isteyen online medya, konunun bu geçmişine karşılık iddianın ne kadar zayıf olduğuyla ilgilenmedi. Keşke gazetemiz BirGün bu koronun dışında kaldı diyebilseydim. İnanın, hem kurulduğundan beri okuyan bir okuru olarak hem de 10 yıllık bir yazarı olarak çok isterdim. Bir kaza olduğunu düşünerek tekrarlanmamasını umacağız. Bu haftaki Köşe Vuruşu’nda meselem sadece Netflix değil, internet üzerinden faaliyet gösteren bu küresel platformlara yüklediğimiz misyonu yeniden tartışmak.

‘SUSAMAM’ TRENDLERDEN NASIL ÇIKTI?

Yeni bir örnekle başlayalım. Türkiye’de rapçiler 5 Eylül’ü 6 Eylül’e bağlayan gece ilginç bir çıkarma yaptılar biliyorsunuz. Ceza, Ezhel ve Şanışer’in başı çektiği üç video, bir anda gündem oldu. Bunlardan en çok ses getireni Şanışer’in ve 20 arkadaşının yaptığı yaklaşık 15 dakikalık videoydu. İlk gün 7 milyon kişiye ulaştı. Yani doğal olarak Youtube’un trendler listesine girme hakkı kazandı. Ancak ilgili video, apar topar trend listesinden çıkarıldı ve yaş sınırlaması getirildi. Belli ki siyasi otoriteyle sorun yaşamak istemiyorlardı. Günün sonunda, kârını büyütmek isteyen bir ticari şirket olduklarını düşününce garip gelmiyor. Dahası, Emre Kızılkaya, Journo’ya sıcağı sıcağına yazdığı bir yazıda ilginç bir şeyi de tespit etmiş. Trendlerden apar topar kaldırılan Susamam videosu yerine ne gelmiş biliyor musunuz? “Kekolara Pitbull ile kışkırtma” başlıklı bir video. Birkaç ergen irisi, Pitbull köpekle arkadaşlarını korkutuyorlar. Çocuklar için ne kadar faydalı değil mi(!)

AMAÇ ÖZGÜRLÜK DEĞİL TİCARET

Facebook, Google, Twitter, Netflix ve dahası… Tümü küresel birer ticari şirket. Her ne kadar havalı manifestolar yazsalar da günün sonunda kârlılıklarını artırma amaçları var. Bunun için kullandıkları model de veri işlemek. Bizim site içindeki hareketlerimizin toplamı onlar için veri ve bunu reklamverene satabilecekleri bir model haline getiriyorlar. Çoğunlukla ücretsiz, eğlenceli ve kuşkusuz çok faydalı olduğu için hepimiz oradayız. Bu bir alışveriş. Ruhumuz anlamına gelecek verileri veriyoruz ve karşılığında işimizi görüyoruz. Bunu böyle görmek zorundayız. Onlar asla özgürlük ve demokrasi aracı olmak gibi bir misyona sahip değiller. Evet, geleneksel medyanın ele geçirildiği ortamda bir nefes alma ve kaçış alanı haline geliyorlar ama ana amaçları bu değil.

Elektrik süpürgesi evimizi temizliyor olsa da süpürge satıcısının nihai amacı daha fazla süpürge satmaktır. Bunun için planlı eskitmeden, yeni özelliklere kadar bir sürü numara yapar. Sosyal medyanın da işi “dikkat çekmek”tir. Böylece daha fazla kalır, daha fazla reklam görür ve daha fazla veri bırakırsınız. Ha bu arada siz geleneksel medyada görmediğiniz bir haberi gördüyseniz ve yalan da değilse o sizin kârınız olur. Bunun sonunda Facebook olsun, Google olsun internetteki reklam pastasını neredeyse tek başına domine eder ve online haberciliğe pek bir şey bırakmaz.

Peki, gazeteciliğe ne oluyor? Gazetecilik neden kendisinin küresel krizine yol açan sosyal platformlarda önce yer almak, değirmenine su taşımak için apar topar haber girip itibar kaybediyor? İşte asıl çelişki burada. Gerçek gazeteciliği sürdürecek olan iş modeli, bu ‘hızlı gir, çok tıklan’ yarışından çıkmayacak.