Parayı veren Suud düdüğü de çalıyor!
Uğur Mumcu’nun çıkar ilişkileri ağını ortaya koyduğu günümüz Türkiyesi’ni anlamamıza yarayan yazı ve kitaplarını tekrar tekrar okumaya bugün her zamankinden daha çok ihtiyacımız var

BEHLÜL ÖZKAN - ozkanbehlul@gmail.com
En temel insan haklarını bile tanımayan Suudi Arabistan Kralı Abdullah’ın ölümü nedeniyle 24 Ocak 2015’te Türkiye’de yas ilan edildi, bayraklar yarıya indirildi. Kaderin cilvesi olsa gerek, 24 Ocak Türkiye’de İslamcılarla Suud sermayesi arasındaki ilişkiyi ‘Rabıta’ kitabıyla dikkatimize getiren Uğur Mumcu’nun da ölüm yıldönümüydü. 1969’da Ecevit’in ‘Aramco ümmetçisi’ diyerek dikkat çektiği sorunun 1980’lerde geldiği noktayı, Mumcu şu şekilde tanımlıyordu: Türkiye bugün Suudi’lerden gelen İslamcı akımlara kapısını ardına kadar açmıştır. Bu sözlerden 20 yıl sonra Başbakan Erdoğan hem ABD hem AB hem de BM’nin El Kaide için düzenlediği kara listeye giren Suudi ‘Yasin El Kadı’yı tanıyorum, kendisine inanıyorum, güveniyorum, param kadar da kefilim, kefil olurum’ demekten çekinmiyordu. Erdoğan’ın kefil olabilecek kadar güven duyduğu bu ilişkilerin temelleri Özal döneminde atıldı.
ÖZAL DÖNEMİ: SUUDİ SERMAYESİ TÜRKİYE'DE
ARAMCO dünyanın en büyük enerji şirketi. Günlük kazancı 1 milyar dolardan fazla. Amerikalıların kurduğu şirketteki paylarını 1950’den itibaren artıran Suud’lar, 1980’de Aramco’nun tamamını ele geçirdiler. Milyarlarca dolarlık petrol gelirinin bir kısmını Müslüman ülkelerde etkilerini artırmak için kullanmaya başladılar. Türkiye’de 12 Eylül darbesini yapan generaller de Suudi sermayesine son derece sıcak yaklaştı. Suudların öncülüğündeki İslam Konferansı Örgütü’ne Türkiye ilk defa 1981’de darbe dönemi hükümetinin başındaki Bülent Ulusu ile Başbakan seviyesinde katıldı. 12 Eylül darbecilerinin Riyad’la yakınlaşması, Suudi sermayesinin Türkiye’ye girişine yeşil ışık yakan Özal döneminde devam etti. Suud sermayesi Türkiye’ye iki koldan giriyordu: 1) İslamcı işadamlarını destekleyen Faysal Finans ve Albaraka Türk, 2) Eğitim ve sosyal hayatın İslamileşmesini amaçlayan Bereket Vakfı başta olmak üzere vakıflar.
Burada iki isim ön plandaydı: Rabıta’nın kurucularından MSP’den milletvekilliği yapmış Salih Özcan, MSP’den bakanlık yapmış Korkut Özal. Faysal Finans, Albaraka Türk ve bunların desteklediği vakıfların içinde yer alan isimlere yakından bakıldığında çarpıcı bir gerçekle karşılaşıyoruz: AKP döneminin yükselen isimleri ve şirketleri. Uğur Mumcu’ya göre Suudi destekli finans kuruluşları ve vakıflarda yer alan bazı isimler: BİM’in ortaklarından Topbaş ailesinden Eymen ve Mustafa Latif Topbaş, 3. havaalanını ihalesini kazanan ve Sabah-ATV’nin sahiplerinden Kalyon İnşaat’ın kurucusu Hasan Kalyoncu ve bugünkü başkanı Cemal Kalyoncu, Ülker Grubu’nun kurucusu Sabri Ülker ve Murat Ülker, AKP’nin Eski Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, Türk Telekom’un Suudi şirketi Öger’e satılmasıyla yönetim kurulu üyeliğine gelen Abdullah Tivnikli… Uğur Mumcu’nun bu çıkar ilişkiler ağını ortaya koyduğu, günümüz Türkiyesi’ni anlamamıza yarayan yazı ve kitaplarını tekrar tekrar okumaya bugün her zamankinden daha çok ihtiyaç var. 1980’lerde Suudi sermayesiyle yakın ilişkiler kuran bu isimler, AKP döneminde sıçrama yaptı. İnşaattan medyaya, devlet ihalelerinden siyasete adeta yıldızları parladı. Körfez’in önde gelen şirketlerinden Emaar, Dubai İslam Bankası, Kuveyt Yatırım İdaresi ve diğerleri AKP’ye yakın isimlerle birlikte 2002 sonrasında milyarlarca dolar yatırım yaptı. Başta Suudi olmak üzere Körfez sermayesinin Türkiye’ye akın etmesi ciddi sorunlar içeriyor. Zira hesap sorulabilir mekanizmalardan geçmeyen bu sermaye akışı şeffaf değil.

LİDERLİK HAYALİ RİYAD'DAN DÖNDÜ
Suudi Arabistan ve Körfez şeyhlikleriyle kurulan bu yakın ilişkiyi AKP 2011 sonrasında dış politikada fırsata çevirmek istedi. Körfez sermayesinin desteğiyle Tunus’tan Suriye’ye kadar uzanan coğrafyada Müslüman Kardeşler’in iktidara geleceği ve kurulacak İhvan kuşağının liderliğini Türkiye’nin yapacağı hayalleri kuruldu. Ancak aradan geçen 4 yılda Mısır, Suriye, Libya başta olmak üzere AKP politikaları batağa saplandı. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin seçimle gelen İhvan’ı kendi monarşileri için tehdit olarak görüp terör örgütü olarak nitelendirmesi karşısında Türkiye’nin eli kolu bağlandı. Suudi Arabistan ‘parayı ben veriyorsam düdüğü de ben çalarım’ dedi.
Soğuk Savaş’ta Suudi Arabistan’ın cephe aldığı Irak’tan Libya’ya kadar sol/seküler tüm Arap rejimleri bugün yıkılmış durumda. Ortadoğu’da sürekli güçlenen akımsa Vahabiliği benimseyen IŞİD. Türkiye’ye düşense Yemen’de Riyad’a destek vermek, özgürlük talebiyle sokaklara çıkanları Suudi ordusunun bastırdığı Bahreyn’in ‘mezhepsel barışa iyi bir örnek olduğunu’ söylemekten ibaret. Ortadoğu’yu cehenneme çeviren Körfez ülkelerinin gelecekleri de parlak değil. ‘ARAMCO ümmetçiliğinden iktidar ve ikbal sahibi olan ve Türkiye’yi bu çerçevede dönüştürmek isteyenlerin, bunun farkına varmaları bütün ülkenin hayrına olacaktır.
Sol’un ‘panzehiri’ İslamcılar


