birgün

14° PARÇALI BULUTLU

KÜLTÜR SANAT 17.01.2020 04:00

Peki, şimdi ne yapacağız?

Açacağımız her patika yurtları, yurtlardaki bedenleri birbirine bağlayabilir ancak. Bırakalım artık yapay engellerle oyalanmayı; şimdi patikalar icat etmenin zamanı. Şimdi ve burada açılacak ne de çok patika var. Yürümek lazım, birbirimize doğru

Peki, şimdi ne yapacağız?

Onca mücadeleden sonra kazandığınız bir mekânda çimlerin üzerinde soluklanırken ortaya saçılan bir soru: “Peki, şimdi ne yapacağız?” Engelleri aşmak üzere eğitilmiş atların bile bu soruyu soracaklarını sanmıyorum. Yayılırlardı çimene ve birlikte oyunlar oynayarak engelsiz hayatın tadını çıkarırlardı. Yaşadığınız anın değerli olması için ille de aşılması gereken engel mi olmalı? Engelsiz bir hayat değersiz mi?

Engelli hayat değerliyse, o halde en değerli hayat kapitalizmdir. Her anı engellerle dolu. O kadar çok engel yerleştirmişler ki yolumuza, mecburen kendimizi engellenmiş hissediyoruz ve hoşumuza da gitmiyor değil, engelsiz hayat bizim için bir anlam ifade etmiyor. Engeli aşıp çayıra ulaştığımızda yapacak bir şey bulamamaktan canımız sıkılabiliyor. Özgürlük duygusunu yaşayabilmek için engellerle döşeli bir hayat gerekiyor bize. Hayatı dolu dolu deneyimlemek için “engelleri yaşa!”

Hayat çizgisel zamanın birbirini takip eden anlarından oluşmuşsa ve bu anlar tıpkı bir trenin vagonları gibi içi boş ve değersizse, sıkılmakta haklısınız. Ve sıkılmayasınız diye boş vagonların içine engeller yerleştirdiklerinde hayat ancak anlamlı hale geliyor, haklısınız. Sorun, nesnel zamandan kaynaklanıyor; bize dayatılan zaman anlayışından. Oysa hepimizin içine gömüldüğü nesnel ve ölçülebilir zamanı unutup çimlerin üzerinde zamanların çokluğunu deneyimlediğinizde, “şimdi ne yapacağız?” sorusu anlamını yitirecek.

Şimdi ve burası, geçmişi, şimdiyi ve geleceği içeriyor. Ne zaman, saatin tekdüze tiktaklarından oluşuyor ne de mekân tek bir peyzajdan. Tek bir peyzaj ne büyük bir yanılsama! Peyzaj resminin insan merkezci bakışı, dünyayı tek zaman ve tek mekân içine kapatıyor. Oysa yeryüzü, bakışların çokluğunu içeriyor; her canlı kendi zaman ve mekânından bakıyor dışarıya. Ve bir tür olarak insan, her ne kadar nesnel zamanın içine gömülse de inşa edilmiş etnik, dinsel, politik yurtlara kapatılmış; günümüzde buralara kapalı siteler deniyor. Duvarlarla birbirinden ayrılmış yurtlara kapatılmaktan sıkılmadınız mı? Ya da senaryosunu yazdıkları oyunlardaki yapay engelleri aşarken zaman öldürmekten. Gerçek engel, yurtları birbirinden ayıran duvarlardır.

ÖNCE SİNEMACILAR

Yurtlar arasındaki bağlantılar önceden verilmemiştir, icat etmek gerekiyor. İktidar, ayrı ayrı sitelerde oturanlar yan yana gelmesin, birbirine dokunmasın ve aralarında olmadık bağlantılar icat etmesinler diye görünmez duvarlarla örgütlemiş hayatı. Olmadık bağlantılar icat edersek iktidarın aşkın planını bozabiliriz, korkuyor. Barış Akademisyenlerinin yaşadıkları, yurtlar arasında icat ettikleri bağlantıdan dolayıdır.

Bağlantılar icat etmenin yaratıcı bir eylem olduğunu Deleuze, sinemacı Bresson’dan verdiği el örneğiyle açıklıyor. “Bresson, bağlantısız küçük parçalarla mekânı oluşturan ilk sinemacılardandır”. Sonra da yarattığı mekân parçalarını ellerle birbirine bağlıyor. “Mekânın bir ucundan diğer ucuna bağlantıları ancak el gerçekleştirebilir. Ve hiç şüphesiz Bresson dokunabilir değerleri sinemanın içine sokan en büyük yönetmendir” (İki Delilik Rejimi, Bağlam). “Dokunabilir değerleri” yaşamın içine soktuğumuzda “şimdi ne yapacağız?” sorusu gereksiz hâle geliyor. Dokunmak; görünmez duvarları aşıp birbirimize dokunabilmek.

HER ŞEY DOKUNMA MESAFESİNDE

Dokunabilir değerler, yapay engelleri aşmak ile, bilgisayar oyunlarındaki gibi bir “level”dan bir sonrakine atlamak ile yaratılmıyor. Bu tür engeller, aramızdaki asıl duvarları görünmez kılmak için tasarlanmıştır. Dokunabilir değerleri yaratmak, henüz mevcut olmayan bağlantılar icat etmektir, birbirimize dokundukça birbirimizi değerli kılmak. Yeryüzünden, birbirimizden o kadar kopuğuz ki; oysa her şey dokunabilme mesafesinde.

Yeryüzünün salt bir arazi spekülasyonuna indirgendiği ve değersizleştirildiği bir zamanda, yere ait tüm kuvvetlerle yerel bağlantılar kurabilmek için en yerel mekândan, yani bedenden, bedenlerimizden yola çıkarak, iktidarın bize dayattığı haritaya rağmen henüz mevcut olmayan patikaları açabilmek. Açacağımız her patika yurtları, yurtlardaki bedenleri birbirine bağlayabilir ancak. Bırakalım artık yapay engellerle oyalanmayı; şimdi patikalar icat etmenin zamanı. Şimdi ve burada açılacak ne de çok patika var. Yürümek lazım, birbirimize doğru.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız