Pep Guardiola konuştu, futbol sustu: Sahadan siyasete uzanan çizgi
Pep Guardiola’nın basın toplantısında Filistin, Sudan ve ABD’deki polis şiddetine değinmesi, futbolda sosyal ve politik meseleler karşısında sessiz kalmayı tercih eden teknik adamlar tartışmasını yeniden alevlendirdi. Bu sessizliğin arkasında baskı, sözleşmeler ve ağır bedeller var.

Pep Guardiola’nın geçen salı günü basın toplantısını takip eden gazeteciler, Filistin, Rusya, Sudan ya da ABD federal ajanlarının Alex Pretti ve Renee Good’u öldürmesine dair yorumlar duymayı muhtemelen beklemiyordu.
Manchester City Teknik Direktörü Guardiola, sosyal ve politik konular hakkında konuşan bir isim olarak tamamen istisna değil ancak gerek kendi meslek grubunda gerekse futbol dünyasında bu tür çıkışlar hâlâ nadir görülüyor.
Guardiola daha önce Katalonya’nın İspanya’dan bağımsızlığına dair görüşlerini dile getirmiş, Manchester Üniversitesi’nden aldığı fahri doktora töreninde ise Gazze’de yaşananlara dikkat çekmişti.
Liverpool’daki görev süresi boyunca Jürgen Klopp da Nigel Farage, Boris Johnson ve Donald Trump’a yönelik eleştirilerde bulunmuştu.
TUCHEL'İN KONFORLU TERCİHİ
Buna karşın pek çok üst düzey teknik adam, futbolun dışındaki konulara girmekten özellikle kaçınıyor. İngiltere Milli Takımı Teknik Direktörü Thomas Tuchel, göreve başladıktan sonraki ilk maç öncesinde “Siyaset yerine futbola odaklanmak” istediğini belirtirken Aston Villa Teknik Direktörü Unai Emery de takımının İsrail temsilcisi Maccabi Tel Aviv ile oynadığı Avrupa maçının yarattığı politik tartışmalardan uzak durmayı tercih etmişti.
The Athletic’e konuşan ve görüşlerini ayrı ayrı paylaşan sektör uzmanları, futbol figürlerinin neden bu konularda sessiz kalmayı seçtiğini ve konuşmayı tercih edenler için bunun ne gibi sonuçlar doğurabileceğini değerlendirdi.
Avustralya Milli Takımı’nın eski kaptanı ve insan hakları savunucusu Craig Foster, Guardiola’nın çıkışını olumlu karşıladığını söyledi: “Filistin hakkında konuşmasından büyük memnuniyet duydum. Cesaret gösterip bir şeyler söyleyen daha fazla tanınmış futbol insanına ihtiyacımız var.”
2017-2021 yılları arasında futbolculuk kariyerinin sonuna yaklaşırken aynı zamanda antrenörlüğe ve yorumculuğa adım atan Chelsea Teknik Direktörü Liam Rosenior, bu dönemde Guardian gazetesi için köşe yazıları kaleme almıştı.
ROSENIOR'UN YAZILARI
Rosenior, eşcinsel erkek futbolcuların açılabilmesi için kültürel dönüşüm ihtiyacından, George Floyd’un 2020’de öldürülmesinin ardından dönemin ABD Başkanı Donald Trump’a yazdığı açık mektuba kadar pek çok toplumsal konuya değinmişti.
Geçen cuma günü düzenlenen basın toplantısında konuşan Rosenior, “Eğer bir platformunuz varsa ve bir şeye inanıyorsanız, saygılı olduğunuz sürece neden konuşmayasınız?” ifadelerini kullandı.
“İnsanların dürüst olmasına saygı duyarım. Farklı görüşlere de saygı duyarım. Ama bir konuda güçlü hissediyorsanız ve bunu saygıyla ifade ediyorsanız, bunu yapabilmelisiniz.”
Avustralya Milli Takımı formasıyla 29 kez sahaya çıkan Foster ise bugün Adelaide’deki Torrens Üniversitesi’nde Spor ve Sosyal Sorumluluk alanında yardımcı profesör olarak görev yapıyor. Aynı zamanda Avustralya Çok Kültürlülük Konseyi üyesi olan Foster, İran ve Gazze’deki insan hakları ihlallerinden, 2026 Dünya Kupası’nın boykot edilmesi çağrılarına kadar pek çok konuda görüşlerini dile getirdi.
SESİZLİĞİN NEDENLERİ
Foster’a göre futbolda sessizliğin başlıca nedeni baskı: “Siyasi baskı, sponsor baskısı, taraftar baskısı, sosyal medya baskısı… Ayrıca sporcular ve teknik adamlar bu konularda eğitim almıyor. İnsan haklarının ne olduğunu bile tam olarak bilmiyor olabilirler. Konular karmaşık gibi gösteriliyor ama çoğu zaman çok basit.”
Spor PR şirketi Macca Media’nın kurucusu Paul McCarthy ise teknik adamların çekincelerini şöyle açıklıyor: “İnsanların en iyi bildikleri alanda konuşmak istemesi son derece anlaşılır. Üzerlerinde inanılmaz bir baskı var. Futbolun dışına çıktıklarında kendilerini açık hedef haline getirmek istemiyorlar.”
PR danışmanı Kelly Hogarth ise Raheem Sterling, Xavi Simons ve Marcus Rashford gibi isimlerle çalışmış bir isim. Hogarth’a göre konuşmanın sonuçları yalnızca sportif değil; hukuki, ticari ve duygusal boyutları da var: “Futbolcular kulüplerin marka temsilcisi olarak sözleşmelere bağlı. Kulübün ya da ticari ortakların itibarını zedeleyecek açıklamalar sözleşme feshi sebebi bile olabilir.”
HASSAS DENGE
Guardiola örneğinde ise denge daha da hassas zira Manchester City, insan hakları sicili de tartışılan Abu Dabi kraliyet ailesinden bir isme ait.
Konuşmanın bir diğer bedeli ise kişisel. Hogarth, özellikle ırkçılık konusunda ses çıkaran siyah oyuncuların “etiketlenme” riskiyle karşı karşıya kaldığını söylüyor. Raheem Sterling ve Vinicius Junior’ın yaşadıkları bunun en net örnekleri.
Tüm risklere rağmen konuşmanın getirileri de var. Hogarth’a göre sosyal meselelerde tavır alan futbolcular, yeni ticari fırsatlar yakalayabiliyor ve daha geniş kitlelerle bağ kurabiliyor.
McCarthy ise teknik adamların yalnızca futbolla anılmasının haksızlık olduğunu vurguluyor: “Onlar yarı zamanlı sosyal hizmet uzmanı, psikolog, lider ve iletişimci olmak zorundalar. Hayata dair derin bir empatiye sahipler. Onları sadece futbol penceresinden görmek büyük bir eksiklik.”


