Petzold evreninde yaraları keşfetmek

Tuğçe ÇELİK
Berlin Okulu’nun öne çıkan isimlerinden Christian Petzold’un yazıp yönettiği, başrollerini Paula Beer ve Barbara Auer’in paylaştığı Aynalar No.3 (Miroirs No. 3) 62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde seyirciyle buluştu. Alman yapımı 86 dakikalık bu ölçülü anlatı, ilk kez Cannes Film Festivali’nin ‘Quinzaine des Cinéastes’ bölümünde prömiyerini yaptı. Adını Ravel’in piyano suitinden alan Miroirs No.3 modern insanın yalnızlığına ve yabancılaşmasına odaklanırken iki kadının yaralarını keşfetmesini anlatıyor.
Berlin’de müzik eğitimi alan genç bir piyanist olan Laura, arkadaşlarıyla Almanya kırsalında çıktığı kısa bir yolculukta geçirdiği kazadan sağ kurtulur. Sevgilisi Jacob’u kaybettiği bu kazadan fiziksel olarak sağlam çıksa da, ruhundaki boşluğu dolduramaz. Laura, kazaya tanıklık eden Betty adlı kadının kırsaldaki evine sığınır. Başlangıçta huzurlu bir geçici konaklama gibi görünen bu ev, zamanla geçmişin yankılarını ve bastırılmış duyguları açığa çıkaran bir mekâna dönüşür. Betty’nin sessiz ama denetleyici varlığıyla Laura’nın kırılganlığı arasında kurulan ilişki, bir ayna oyununa dönüşür: biri ötekinde kendi kaybını görürken, diğeri kendi eksikliğini fark eder.
Miroirs No. 3’te 'ayna' yalnızca bir nesne ya da isim değil, insan ilişkilerinin diline dönüşen bir araçtır. Laura ve Betty birbirlerine baktıkça, kendi geçmişlerinin eksik parçalarını görürler. Film, iki kadın arasındaki bu sessiz etkileşimi bir tür ‘iyileşme ayini’ gibi kurar: Konuşmak yerine dinlemek, dokunmak ve bakmak yeterlidir.
Laura’nın varlığı, Betty’nin rutinini sarsar; Betty’nin sakinliği ise Laura’nın iç fırtınasını yavaşlatır. İki kadının birbirine sunduğu şey, basit bir şefkat değil, karşılıklı bir tanıma deneyimidir. Petzold burada, bir kadının bir diğerine bakarak kendini yeniden kurabileceğini gösterir. Petzold’un kamerası iki kadını da eşit mesafeden izler. Kadın dayanışmasını romantize etmez; onun içindeki gizli iktidar alanlarını da gösterir. Biri diğerinin sığınağı olurken, farkında olmadan onu biçimlendirmeye de başlar. Ancak filmdeki bu denge, suçlama ya da yargıyla değil, hayatın döngüsüyle anlatılır.
Sonuçta Miroirs No. 3, kadınların birbirinin yarasını fark etmesiyle kendi yaralarını keşfetmesi üzerine güçlü bir anlatı ortaya koyar. Çünkü Petzold’un evreninde iyileşme, bir başkasına bakarken kendi eksiğini görebilmekle başlar.


