Platon ya da tragedyanın sonu

23.08.2019 11:08 BİRGÜN KİTAP
Tragedyalara dönüşlerin her birinde adalet üzerinden bir okumanın gerçekleşmesi de Platon ile başlayan adaleti güç üzerinden ele almaya karşı direnişin hâlâ canlı olduğunu gösteriyor

BULUT YAVUZ

Tragedya bir eksikliğin, tamamlanmamış olmanın tarihiyle ilgili belki de en iyi örneği sunan türlerden birisidir. Nietzsche’nin onun ölümünü bir intihar olarak nitelemesi, çağın hemen her döneminde yoğun bir ilgiyle tragedyaya yaklaşılıyor olması bu tamamlanmamışlığın/eksikliğin bir yansımasıdır. Yaşamın bütünlüğünü tanrıların ve insanların ortak oyununda yazgı, kehanet, sahiplenme, bağlanma kavramları ekseninde örgütleyen tragedyalar her daim büyük bir toplumsal dönüşüme - burada tanrıların ve tanrıçaların da kendi iç dinamiklerini yeniden kurdukları da unutlmamalıdır - işaret etmektedir. Burada tragedyayı diğer eserlerden özellikle ayıran yazgının işleyiş biçimidir. Özellikle Aiskhylos tragedyalarında yazgının bedenleşmiş hali olan moiralar bütün tanrı ve tanrıçaların da üzerinde herkesin boyun eğmek zorunda olduğu bir şey olarak tasvir edilir (Zincire Vurulmuş Prometheus). Tragedyalarda yazgıya işlevini kazandıran ise genelde kehanetlerdir. Bu kehanetler genelde tragedyanın esas karakterlerinden birisinin mahvına ve toplumsal yaşamda ciddi bir dönüşüme işaret eder. Oristeia üçlemesi Antigone ve Zincire Vurulmuş Prometheus’ta ise tanrısal düzendeki dönüşümler de tragedyanın parçası olur. Antikitede Moiralar üzerinden kurulan bu yapının soluk izleri Goethe’nin Faust’unda, Shakespeare’in Machbeth’inde üç cadı figürüyle kendisine yer bulur. Ancak Goethe ve Shakespeare bağlamında ilginç olan, trajik dönemde yazgı süregiden bir örme işi olarak anlaşılırken, bu dönemde önceden belirlenmiş bir kadere geçişin yavaş yavaş kendisini gösteriyor olması ve üç cadı figürünün pejoratif bir içeriminin olmasıdır. Tragedyalarda kehanet, her zaman bir sahiplenmeyle başlayan ve bu sahiplenme (ister kaçılmaya çalışılsın ister gerçekleştirilmeye çalışılsın) ile kendisini gerçekleştiren bir şeydir. Bu anlamda her zaman bir bağlanma ilişkisini gerektirir. Bu bağlanma yalnızca tekil bir özneyi değil her zaman bir toplumu ilgilendiren bir bağlanmadır, çünkü kehanetin hakkında olduğu kişi asla sıradan bir yurttaş değildir ya da kehanete bağlandıktan sonra sıradan yurttaşlıktan çıkıp büyük bir toplumsal dönüşümü açığa çıkartacak bir figürdür. Böylesi bir yazgı kavrayışından günümüzdeki toplumsalından ayrılmış bir kaderciliğe giden yolu açan figür ise Platon ve onun Devlet diyaloğudur.



PLATON VE SANAT

Devlet diyaloğu Platon’un düşüncesini en özlü şekilde anlatan diyaloglarından birisidir. Adaletin ne olduğunun araştırıldığı bu diyalog, sanat, eğitim, siyaset, devlet, hukuk, bilgi felsefesi, etik gibi pek çok alanı kapsadığı gibi tragedyanın intiharına ve yazgının çağımızdaki anlamına geçişin anlaşılmasının da anahtarıdır. İlk üç kitap ve son kitabın başı sanata dair düşüncelerini son kitabın son kısmı ise moiraların Platon’daki anlamını ortaya koyar. Platon, Anaksimenes ile başlayan tanrıların kötü, hırslı, düşkün gibi sıfatlarının olamayacağı tezini kendi eğitim fikri ile harmanlayarak kendi zamanına değin üstün sayılan sanatları değerden düşürme işine girişir. Bir şeyin aslı ile kopyası/taklidi arasında yarattığı düalizm sanatı en fazla eğitim açısından değerli olabilecek bir hale dönüştürürken, tragedya ve komedya Platon açısından devlete sokulmayacak tehlikelere dönüşür. Çünkü tragedya kahramanlarını, dert yanan, tanrılara savaş açan, üstlerinin emirlerine itaat etmeyen bir şekilde resmeder. platon-ya-da-tragedyanin-sonu-615834-1.

Ayrıca kendileri taklit etmeye dayalı ürünler koyarak, bir anlatma işini değil gösterme işini üstlenmektedirler. Ayrıca Homeros destanlarında ve tragedyalarda tanrılar öç alan, aldatan, kötücül figürler gibi gösterildiği ve insanları kendi amaçları doğrultusunda sürüklediği için Platon tarafından eleştirilir. Homeros, bu kısımlar atıldıktan sonra kendisine Platon’un devletinde yer bulabilirken tragedyalar böylesi bir olanağa bile sahip değillerdir. Kısacası sanat, Platon’un devletinde muzır neşriyat ve devlet sansürü ile birlikte ve yalnızca eğitim açısından faydalı olabilecekse dikkate alınması gereken bir şey olarak görülmektedir.

YAZGIDAN KADERE GEÇİŞ

Platon’un tragedyaya esas darbeyi vurduğu yer ise tam da tragedyayı incelemeyi bıraktığı yer olan Er mitidir. Mit Hades ülkesine giden Er’in yaşamdan sonra ruhun geçtiği yolu anlatmak üzere geri gönderilmesi ile başlar. Mite göre tüm canlılar öldükten sonra Hades ülkesine gelerek burada yaşamlarının ödüllerini ve cezalarını gördükten sonra moiraların yanına giderek yeni yaşamlarını seçerler. Seçtikleri yaşamı yaşamaları için yanlarına bir peri verilir ve Lethe ırmağından içerek o ana dek yaşadıklarını unutarak dünyaya döner bu ruhlar. Burada tragedya açısından dönüşen şey moiraların ördükleri kaderin bir süreksizliğe bağlanmış olmasıdır. Moiralar insanlara bitmiş yaşamlar sunarak önceden belirlenmiş bir yazgıya tek bir kişiyi hapsetmektedir. Yazgıyı kadere dönüştüren budur. Ayrıca önceden belirlenmiş bir yaşam, hiçbir tanrının etkisi olmadan seçildiği için, tanrılar insan sahnesinden çekilmekte ve hiçbir şeye karışmayan Ortaçağ tanrılarına giden yolu hazırlamaktadır. Bu şekilde yaşamın bütünlüğü bozulmakta ve kötülük ile iyilik insan ve tanrıya pay edilerek birbirleri arasında bir süreksizlik yaratılmaktadır. İnsan artık hiçbir şeyi sahiplenemeyen yaşadıklarına yalnızca maruz kalan ve baştaki ‘özgür’ seçiminden kaynaklı olarak yalnızca cezaya tâbi birer canlıya dönüşmektedir. Platon da böylece arzuladığı devletteki bütün iktidar kavgalarını ortadan kaldırarak mutlak hâkimiyete ve sonsuz itaate dayalı bir devlet teorisine doğru ilerlemekte ve diyaloğunun Thrasymakhos tarafından dillendirilen en ünlü cümlesini haklılaştırmaktadır: “Adalet güçlünün işine gelendir”. Tragedyalara dönüşlerin her birinde adalet üzerinden bir okumanın gerçekleşmesi de Platon ile başlayan adaleti güç üzerinden ele almaya karşı direnişin hâlâ canlı olduğunu göstermektedir. Platon’un Devlet diyaloğu pek çok açıdan olduğu gibi, tragedyalara dair yapılacak okumalarda önemli bir başvuru kaynağı olarak kalmaya devam edecektir.