birgün

20° PARÇALI BULUTLU

BİRGÜN PAZAR 13.09.2020 11:13

Pop kültürünün içinde olmadık

Kesmeşeker grubu 30 yıldır anaakım piyasa müziğinin dışında kalarak başka türlü bir müzik üretilebileceğini kanıtlıyor. Grubun solisti Cenk Taner, “Pop kültürünün içinde olmayı kendimize yediremedik” diyor

Pop kültürünün içinde olmadık

OĞUZCAN ÜNLÜ

Ne Zaman Gitti Tren, Metin Kurt Yalnızlığı ve Her Şey Sermaye İçin Sevgilim gibi sevilen birçok şarkıya sahip Kesmeşeker grubu bu yıl müzikte 30. yılını dolduruyor. Egemen piyasa ilişkilerinin her zaman dışında kalmış bir müzik grubu olan Kesmeşeker, dinleyicilerinin 30 yıl boyunca her zaman takip ettiği bir grup olmayı başardı. Türkçe müzik tarihinde kendine has bir yeri olan Kesmeşeker’i grubunun solisti Cenk Taner ile konuştuk.

►Kesmeşeker’in 30. yılı. Geçen 30 yıl neler hissettiriyor?

Biz hâlâ yeni bir grup gibi davranıyoruz. Üç jenerasyona müzik yapmak, dünyada da çok olan bir şey değil. Kendimizi şanslı görüyoruz bu yüzden. Samimiyetten kaynaklanan bir durum var. Kesmeşeker hiçbir zaman devasa, kitlesel bir grup olmadı. Bilenin bildiği, sevenin çok sevdiği gibi grup oldu her zaman. İşin içinde samimiyet, inat ve en önemlisi üretim var. Üretim çok önemli. Bahanelere sığınmadan üretim. Ülkemizde en çok üretilen şey mazerettir. Tabii, Kesmeşeker’in de kolay zamanları olduğu gibi zor zamanları da oldu. Arkamızda birikim var. Kocaman bir aile olduk 30 yıl sonunda. Sıcaklık devam ediyor. Kendi istediğimiz müziği yaptık her zaman. Kimseden direktif almadık asla. Bu yüzden sağlam bir yapımız var.

30. yılla ilgili özel projeler var mı?

Albüm kaydettik, o çıkacak. Bir tane kitap projesi var. 30. yıl konseri ve sergi projelerimiz pandemi dolayısıyla ertelendi.

Müzik olmasaydı, başka neyi bu kadar süredir yapardınız? 30 yıl sonra böyle bir 'keşke'niz var mı?

Yine sanatın içinde olurdum. Edebiyat olurdu belki, şiir olurdu. Kaptan olurdum ya da. Denizlerde olurdum. Sabit durmazdım, hareket halinde olurdum.

1980’LERDE KONTROLLÜ ÖZGÜRLÜK GÖLGESİ VARDI

Müziğe başladığınız dönem 1980’lerin sonu, 1990’ların başı. Özal’lı 1980’ler sonrasında Türkiye’ye neoliberalizmin nüfuz ettiği, kültürel anlamda da büyük dönüşümlerin yaşandığı yıllar. O dönemden bahseder misiniz?

12 Eylül Darbesi sonrası dağılmış yapının el yordamıyla toparlanmaya çalıştığı yıllardı. İnsanlar birbirini bulmaya çalıştı. Komünleşmeler başladı ve bunu üretimin tekrar başlaması takip etti. Aslında darbenin en büyük kötülüğü toplumsal hafızayı silmesiydi. 1980 öncesi bambaşka bir devir gibi kaldı. Herkes el yordamıyla bir şeyler yaratmaya çalıştı. Birebir ilişkilerle tekrar bir şeyler inşa edilmeye çalışıldı. Öte yandan 1980’lerin sonundaki işçi eylemlerini unutmayalım.

1980’leri özgürlükler, serbestleşme dönemi olarak görenler de var.

Kontrollü bir özgürlük gölgesi diyelim ona. İnsanlarımızın hiç alışık olmadığı bir yere evrildi her şey.

BIRAKIN MEVZİLERİ DEMEDİK

pop-kulturunun-icinde-olmadik-780309-1.

Şarkılarınızda kent yalnızlığının hüznü bir umutla birleşiyor. İnsanların kentle çok daha akışkan, çok daha yüzeysel ilişkilendiği bir çağda yaşıyoruz oysa. Neden yüzeyde kalmıyorsunuz? İlk albümünüzün ismi “Dipten ve Derinden” mesela… “Vitrinde Yaşama” hâline bir tepkiyle doğmuş gibisiniz…

Yabancılaşma etkisi çok fazla vardır bizim şarkılarda. Ona karşı bir direnme vardır sözlerimizde. Bizim şarkılar nihilizme götürmez. Umut vardır içten içe. Bırakın mevzileri demedik hiçbir zaman.

KENDİ SÖZÜMÜZÜ SÖYLEDİK

Eski bir röportajınızda “Kesmeşeker piyasa şartları dışında önemli bir grup oldu” diyorsunuz. Piyasa şartları dışında kalmak ne demek?

Her işin bir piyasası vardır. Ama biz olabildiğince bu anaakım müzik piyasasın dışında kalmaya çalıştık. Pop kültürün içinde olmayı kendimize yediremedik. Hep bize yakın insanlarla yan yana durmaya çalıştık. En önemli şey birisinin seni dinleyip bir başkasına “Şöyle bir grup varmış" diyerek tavsiye etmesidir. Bundan daha iyi tanıtım yoktur.

►Bu aslında kültür endüstrisinin olabildiğince dışında kalmak anlamına geliyor. Dinleyicilerinizle anaakım bir ilişki içinde değilsiniz demek. Dinleyicilerinizle ilişkinizi anlatır mısınız biraz?

Dinleyicilerimizle çok az grupta olan bir iletişim var. Çok yakınız onlarla. Tüm dinleyicilerimizin arayıp bulduğu bir gruptur Kesmeşeker. Bundan dolayı Kesmeşeker konseri sadece bir konser olmaz hiçbir zaman. İnsanların birbirine temas ettiği, dokunduğu bir alandır bizim konserlerimiz. Öbür türlüsü kaygan zemindir.

►Bu sayede savrulmadınız hiçbir zaman…

Olduğun gibi kalabilmek. Bunun için tabii bedel ödemek de gerekiyor. Bu 30 yıl öyle kolay geçmedi elbette. Kendi sözümüzü söyleyen ve kendi müziğimizi yapan insanlar olduk.

ULUSAL TAKIMDA SOSYALİST FUTBOLCU VARDI

“Metin Kurt Yalnızlığı” en çok dinlenilen şarkılarınızdan. Metin Kurt, “Ben futbolu sosyalizmle doldurmak için uğraştım, bu çocuklar da müziklerini. O yüzden geç de olsa onlarla yolumuz kesişti” demişti sizin hakkınızda. Metin Kurt’u anlatır mısınız biraz?

Metin abiyle şarkıyı yaptıktan sonra tanıştık. Karşılaştığımız zaman “Siz benim hakkımda şarkı yapmışsınız” dedi. Biz çekindik bir anda elbette. Sonra “Dinledim şarkıyı güzel olmuş” dedi. Bir yandan Metin Kurt gibi sosyalist bir futbolcunun aynı zamanda ulusal takımda oynadığını da göstermek de istedik. Metin abi sonra konserlerimize gelip konuşmalar da yaptı. O şarkı bir kuşağın Metin abiyle tanışmasına vesile oldu. Şarkıdan sonra medyada da Metin abiye ilgi başladı, biraz günah çıkarma gibi oldu. Spor yazarları Metin abiden bahsetmeye başladı. Metin abi hep aktifti aslında. Sendika çalışması yapıyordu.

Ben şarkı sözlerinin de şiir başlığı altında değerlendirilebileceğini düşünüyorum. Şarkılarınızda da böyle bir hassasiyet var gibi. Edebiyatla ilişkiniz müziğinizi nasıl etkiliyor?

Bu durum dünyada da çok tartışılıyor. Nobel’in Bob Dylan’a verilmesini hatırlayalım. Müzik de bir edebiyat formu olabilir. Yazılı değil elbette. Ozan geleneği gibi. Burada mühim olan hikâye anlatabilmek. Bu yüz yıllar önce köyden köye gezerek yapılıyordu. Bir ozan hikâyesini müzik yapıp anlatıyordu.

Âşık geleneği tam olarak böyleydi...

Evet. İyi bir hikâyeniz varsa, iyisinizdir. Günümüzde sahte hikâye anlatıcıları da var. Bu sistemle ilgili bir şey. Bir iş yürürse sistem onu alır kullanabilmek için onu evcilleştirir. Müzikte ve edebiyatta bu var. Markette yumurtanın yanındaki kitabı alabiliyorsun. Bir işin sahtesiyle gerçeğini ayırt etmek dinleyiciye, okura kalır. Kültür bir azınlık tarafından üretilir. Baudelaire de dahil buna Rimbaud da dahil. Çağlarında yığınlar tarafından okunmuyordu bu insanlar. Belirli insanlar onları okumuştur ve başkalarına devretmiştir. Edebiyat her zaman sızar bir yerlerden. Aksi düşünülemez.

İnatçı bir insan mısınız?

Gündelik hayatımda pek inatçı sayılmam. Ama yaptığım işte evet. Müzikte inatçı çıktık.

PANDEMİ SINIFSAL DURUMU NETLEŞTİRDİ

Dünya ve Türkiye zorlu zamanlar yaşıyor. Pandemi var olan eşitsizliklerin ayyuka çıktığı bir dönem oldu. Salgın boyunca görülen çeşitli eşitsizlik biçimleri hakkında neler söylemek istersiniz?

İyi bir göz bu eşitsizlikleri her zaman görüyordu. O kadar makyaj yapıldı ki bu eşitsizlikler üzerine. Fakat o makyaj tutmuyor artık. Neoliberal politikalar çok büyük eşitsizliklere yol açtı. Pandemi işin sınıfsal boyutunu çok daha netleştirdi. Yoksul insanlar zenginlerin umurunda olur mu, olmaz. Dolayısıyla bunları ortaya çıkartan bir süreç oldu pandemi. Kim nereden para kazanmaya devam etti, kim bunun bedelini ödedi? Her şey ortada. Sağlık çalışanlarının, marketleri açık tutan insanların emekleri var. Bir yandan da hiçbir şey yapmadan onları izleyenler var.

ÖRGÜTLÜLÜK GEREKİYOR

Pandemi bir sektör olarak müziği nasıl etkiledi?

Hep birlikte kötü etkilendik. Örgütlülük gerekiyor. Müzisyenler için sendika gereklidir. Bugüne kadar böyle bir şey olmadı ama olması gerektiği çok net görülüyor. Fakat ortada bir şey yok. Öyle bir alışkanlığımız yok ki. İnsanlar kendi başlarının çaresine bakmak zorunda kaldı. Sadece örgütlü bir yapı işleri toparlayabilir.

Son zamanlarda “rap” müzikle bir muhaliflik ilişkisi kuruluyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

Bu kültürel bir olaydır. Şunu unutmamak gerekiyor, müzik sektörü alternatif olarak başlamış bir hareketi alır ehlileştirir. Sonra da sana tekrar satar. Sen de dinlemeye devam edersin. Bütün alt kültürlerde böyle oldu. Punk, Hip-Hop bunları yaşadı. Şimdi rap müzik bunu yaşıyor. Arabeskin yerini alma tehlikesi var.

Ben sizin müziğinizdeki o naif umut imajlarını göremiyorum rap müzikte...

Dünyada da bu durum böyle. Çok iyileri kalacaktır ayakta. Zamandır bunun en önemli göstergesi. İyiler mutlaka kalır. Teknolojinin getirdiği imkânları unutmayalım.

UMUDUN İÇİ DOLU OLMALI

Yakın tarihimiz kültürel ve politik olarak oldukça hızlı geçti. Sistemin içinde olmayan biri olarak umudunuzu nasıl koruyorsunuz?

Nostaljik bir insan değilim. Umut olmazsa başka bir şey yok. Bu umut içi boş bir umut değil. Umudun içi dolu olmalı. İnsanlık nihayetinde geriye doğru gidemez. Düşünsel anlamda söylüyorum bunu. Ama tam olarak ne zaman ne olacak bilemiyoruz. Karamsar olmak için bir sebep yok. Örgütlü olmak lazım.

►Umut da ehlileştirilen bir şey değil mi?

Tabii, onu da satıyorlar. Pazarlama çağında yaşadığımız için her şey pazarlanıyor. Umut da çok güzel pazarlanan bir şeydir. Umut fakirin ekmeğine döner o zaman iş. Sana umut da satarlar, her şeyi satarlar. Farkında olmadan çok güzel alırsın. Bilinçli bir umuttan bahsediyoruz. Kendimize dönelim gibi bireysel kurtuluş reçeteleri değil benim bahsettiğim şey. Unutmayın görüntü, imaj çağındayız. Çok fazla uyaran var. İnsanlık tüm bunlarla nasıl yapacak, bilmiyorum.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız