Premier Lig seyir defteri: Arsenal’in dönüşü
ZİYA ADNAN ZİYA ADNAN

2017-18 sezonunu 6. sırada bitirmişti Arsenal, 38 maçta aldığı 13 mağlubiyet, kalesinde gördüğü 51 gol hatırlanmak istenmeyecek sezondan arta kalanlar. O sezon son sırada küme düşen West Bromwich Albion’un yediği gol sayısının Arsenal’den sadece beş fazla olması çöküşün hikâyesi. 2018 senesinin Nisan ayına gelindiğinde deplasmanlarda puan alamamışlardı.

Haliyle 21 seneden sonra görevi bırakmak zorunda kaldı Wenger, gidişiyle bir dönem kapandı. Kimleri için bir Kuzey Londra efsanesi, kimileri için iyi başlayıp kötü biten bir hikâye… Kendi adıma, saha kenarında uzun paltosu, kısık gözleriyle takımını izleyen, basın toplantılarında ince esprileriyle gülümseten profesörün yeri bende hep baki, uzun yaşasın…

Bu vesileyle, cumartesi günü kendi evinde, lige tutunmaya çalışan Huddersfield Town karşısında sahaya çıkan Arsenal’e ve devrim yaratmış hocasına bakalım bu yazıda, kıyaslayalım iki hocanın futbol felsefesini…

Wenger’in yerine gelen Emery ile sezona iki yenilgiyle başlayan Arsenal zaman içinde toparlanıp 20 maçlık yenilmezlik serisini yakaladı. 2017-18 sezonunda maç başına koşu ortalaması 112 kilometre olan takım, bu sezon daha çok koşup daha çok mücadele ediyor, takım olarak koşu ortalaması 115 kilometreyi buluyordu. Aralık ayının başına kadar 1375,7 kilometreyle ligin en fazla koşan takımı. Emery’nin elindeki birkaç futbolcu dışında kadronun Wenger’in mirası olduğunu, geçen hafta sonunda Tottenham karşısında esip kükreyen 13 topçusundan 10’unun Wenger’in transferi olduğunu hatırlatalım. İki hocanın futbol felsefesi çok farklı, birinin muhafazakârlığı, diğerinin yeniliğe açık olması öne çıkan özellikleri. Wenger döneminin karakteristik özelliklerinden biriydi, zorunlu kalmadıkça maça başlayan 11’ini 70. dakikaya kadar değiştirmezdi profesör, mutlaka vardı bir bildiği. Emery ise değişiklik için beklemeyi sevmeyenlerden. Tottenham maçında mağlup kapattıkları ilk devrenin sonunda Ramsey ve Lacazette’i oyuna alıyor, sonradan girenler gidişatı değiştiriyordu. Şimdilerde o görkemli statta yükselen tezahürat anlatıyor yükselişi: “Arsenal is back! (Arsenal geri döndü!)”

Arsenal - Huddersfield maçına gelince... Arsenal son 10 maçın 8’ini kazandı, misafir takım bu zor deplasmandan en son 1954 yılında üç puanla dönmüş. Düşme potasının bir puan üzerinde mavi beyazlı takım, nam-ı diğer ‘Terriers’ (av köpekleri), son 10 deplasmandan sadece bir galibiyet çıkardı. 3-5-2 dizilişinde sahaya çıkan Arsenal’de Özil bir maçta daha kadroda yer almıyor; hücumda Lacazette, Aubameyang ikilisi. Beklendiği gibi orta sahayı kalabalık tutarak başlıyor Huddersfield, ilk 15 dakikada iki takım da pozisyon yaratmakta zorlanıyor, orta sahanın sağında Bellerin, ortada Torreira Arsenal’ın önemli silahları. 28’de ilk tehlikeli atağında Aubameyang altı pastan topu dışarı atıyor. Oyun kurucusundan yoksun Arsenal orta saha ile forvet arasındaki bağlantıyı kuramıyor ilk devrede, sarı kartların uçuştuğu devre golsüz tamamlanıyor. Devrenin en çok tartışılan pozisyonu 42. dakikada Lacazette’nin ofsayt gerekçesiyle sayılmayan golü…

İkinci devreye iki değişiklikle başlayan Arsenal’de Iwobi ve Mkhitaryan sahada. Tempoyu yükselten ev sahibi ilk bölümde gol için yükleniyor ama takım halinde kapanıyor Huddersfield. Yan pasa dayalı oyun sistemimde rakip savunma arkasına öldürücü pası atacak oyuncusunun olmayışı bu maçtaki handikapı Arsenal’in. Tottenham maçındaki dinamik görüntüsünden uzak Emery’nin takımı. Top kayıplarıyla geçen telaşlı dakikalardan sonra aradıkları gol 83’de geliyor, rakip savunmanın uzaklaştırmadığı topu yakın mesafeden kaçırmıyor Torreira, bu sezon yıldızı parlayan Uruguaylı, maçın adamı. 23 yaşındaki orta saha Sampdoria’da forma giydiği dönemde orta sahada iki yönlü oyunuyla takımın dinamosuydu, Kuzey Londra’da devam ediyor hikâyesi. Velhasıl 59.893 taraftarın önünde zor da olsa kazanıyor Arsenal, Emery’nin takımının yükselişi sürüyor…