Prof. Dr. Selçuk Erez ile ‘Benimle çıkar mısın?’ kitabını konuştuk: Eğitim sistemi saçmalıkla dolu

18.05.2019 09:52 GÜNCEL
MERAL DANYILDIZ Eski İstanbul Tabip Odası (İTO) Başkanı Prof. Dr. Selçuk Erez’in kaleme aldığı ‘Benimle Çıkar Mısın?’ isimli kitap raflarda yerini aldı. İçinde birçok öykü barındıran kitap, okuyucuyu her defasında başka bir dünyaya sürüklüyor. Erez, “Ülkedeki faşizmi bu kadar derinden hissediyorsan baktığın kedinin kulaklarında bile onu görür, onu yazarsın” diyor. • Kitabın önsözünde yazar, yazdığı […]

MERAL DANYILDIZ

Eski İstanbul Tabip Odası (İTO) Başkanı Prof. Dr. Selçuk Erez’in kaleme aldığı ‘Benimle Çıkar Mısın?’ isimli kitap raflarda yerini aldı. İçinde birçok öykü barındıran kitap, okuyucuyu her defasında başka bir dünyaya sürüklüyor. Erez, “Ülkedeki faşizmi bu kadar derinden hissediyorsan baktığın kedinin kulaklarında bile onu görür, onu yazarsın” diyor.

Kitabın önsözünde yazar, yazdığı her paragraftan sonra kendi kendine ‘Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım!’ demeli ve bu sloganı iki yüz otuz iki sayfalık bir yapıtta en az on beş kez tekrarlamalıdır” ifadelerine yer vermişsiniz. Bunu açar mısınız?

Bilgi Üniversitesi’nde yaratıcılık dersi veriyorum. Bu derste bizim öğrettiğimiz temel konu sınırların dışına çıkılması, sınırların patlatılması. O sınırlar içinde kalınırsa hayat hem monoton olur, hem de yaratıcı olamazsın. Öylesine bir yazı da yazabilirsin, hakikaten herkese hitap edecek iyi bir yazı da yazmak istiyor olabilirsin hiçbir önemi yok. Sadece yazı yazarken sınır tanımamak gerekiyor. Boş ver! Öyle daha mutlu ve başarılı olursun.

• Sizi bu kitabı yazmaya iten neydi?

Zaten yazmayı seviyor ve keyif alıyorum. Bilgi Üniversitesi’ndeki yaratıcılık kitabını yazmam üç senemi aldı. Ondan dolayı sıkıntılar yaşadım. Ama arada sırada zaten öykü yazıyordum. Bir altı ay içinde de başka hiçbir iş yapmadan öykü yazdım. Yazdıklarıma kendim gülüyor, eğleniyordum. Kendimi mutlu etmek için yazdım sadece.

HAYVANLARLA İÇLİ DIŞLIYIZ

Kitabınızda papağandan örümceğe, örümcekten horoza birçok hayvan yer alıyor. Öte yandan bu hayvanların çevresindeki herkeste büyük bir duyarlılık söz konusu. Bunun özel sebebi var mı?

Hayvanlarla içli dışlı yaşıyoruz. Mesela bahçemde bir adet kaplumbağa var ancak henüz onu konu edinen bir şey yazmadım. Yaklaşık beş altı sene önce kızım başka bir yere taşınacağından dolayı kedisini bana bırakmak istedi. Biz onunla baş başa kaldık. Yaklaşık beş sene oldu ve hâlâ birlikte yaşıyoruz. Kediye baktığımda onların psikolojisini öğrenmeye çalıştım. “Kedilerin kulakları neden böyle? Mecbur mu kedinin kafasıyla aynı yöne gitmeye?” diye düşündüm çokça.

Gözlemevi’nin son paragrafında Elif, “Ben üniversiteleri böyle hayal etmiyordum!” diyerek serzenişte bulunuyor. Türkiye’deki eğitim sistemine bir atıfta mı bulundunuz?

Ohoo… Hem de nasıl. İstanbul Üniversitesi’nde okuyordum fakat daha sonra Amerika’ya gittim. Zaten Amerika’ya gitmemin sebebi buradaki saçmalıkları görmek oldu. Kadın doğum imtihanını kazanıp asistan olmuştum. Gittim kapıyı çaldım, “Çabuk yukarı çık, hastaya narkoz vereceksin” dediler. Altı ay böyle geçti. Altı ay sonra bizi cerrahiye yolladılar. Cerrahiye gittik ve bizimle uğraşamayacaklarını söylediler. Biz de polikliniğe gittik. Gece ilk nöbetimdeydim. Bir hasta geldi ve hiçbirimiz nasıl dikeceğimizi bilmiyoruz. Bize dikmeyi öğreten ilk kişi hademe oldu. Ne asistan ne de başka birisi yoktu. Onlar olmasa öğrenemeyecektik. Böyle saçmalıklar yaşadık. Ben de kendi kendime “Burada bir şey öğrenemeyeceğiz” deyip birçok yere başvurdum. Aksi takdirde buradaki tahsilin sonunda cahil kalacaktım. Mesela Akdeniz Üniversitesi’nde birinci olduğu için kürsüde konuşan kız bir bilgi paylaşmıştı. Bir anket yapıyorlar, soru şu: Anne ya da babanız hastalansa sınıf arkadaşlarınızın sözüne itimat eder misiniz? Yüzde 99’u hayır cevabını veriyor. Çünkü eğitimi doğru düzgün almamışlar.

• Kitabınızda çok güzel detaylara da rastladım. Aliye görme engelli bir kadın ve teyzesinin oğluyla sohbet ediyor. Kuzeni kendisiyle konuşurken asla “Gördüm, baktım” gibi kelimeler kullanmıyor. Örneğin, “Güneşin çıktığını gördüm” demek yerine “Güneşin ısısından fark ettim” demeyi tercih ediyor…

Bir şeyi yazmaya gayret ettiğinde kendini onların yerine koyabilmen gerekiyor. Onları incitmeyecek kadar hassas olman lazım. Hatta her zaman olduğundan daha hassas olman lazım. Eğer ben onun yerine “Görmüyor musun?” yazsam, Aliye’yi rahatsız edeceğim. Kaldı ki sonradan görme yetisini kaybetmiş birinin psikolojisi çok daha vahim olabiliyor.

FAŞİZMİ HİSSEDERSEN ONU HER YERDE GÖRÜRSÜN

• Sahlab ve Mahlab iki ayrı kedi. Sohbet ederlerken sık sık “Faşizm, devrim” gibi kelimeleri kullanıyorlar. Sanki bir çeşit isyan ediyorlar. Faşizmi onlar da derinden hissediyor gibi…

Burada amacım değişik bir şey yapmaktı. Kediye baktığım vakit kulaklarına dikkat ediyorum. Zavallı, kafasını nereye çevirse kulakları da o yöne gidiyor. Ne kötü şey. Onlar da onun eseri. Peki ne yaparlar? Hadi konuşturalım. İsyan ederler. İsyan ettiklerine göre ilerici, devrimci bir karaktere sahipler. Onları sömüren kedi de faşist idare oluyor böyle bir durumda. Demek istediğim, eğer ülkedeki faşizmi bu kadar derinden hissediyorsan baktığın kedinin kulaklarında bile onu görürsün.

Kitapta iki üç sayfada bir resimlere rastlıyoruz. Siz mi çizdiniz?

Evet, bana ait. Çünkü düz yazı sıkar. Görüntü olarak bir resim olması iyidir. Bunlar biraz daha karikatürvari resimler. Monotonluktan kaçmak istiyorum. Hava aldırmayı seviyorum.