Protest müziğin kimliği değişti

29.09.2019 09:59 BİRGÜN PAZAR

Burak Abatay

Kürtçe ve Türkçe müzik yapan, rock müziği kültürel ezgilerle de buluşturan Bajar grubu, 10. yılında sevenlerine yeni bir albümle selam verdi. Önceki albümlerde olduğu gibi yine sokağın dilini ıskalamayan, insan hikâyelerini anlatan 12 şarkının yer aldığı “Altüst/ Ser û Bin” albümünü konuşmak için grubun vokali Vedat Yıldırım ile bir araya geldik. Protest müziğin değişimini, çok dilliliği ve kültürel aidiyetsizliği konuştuğumuz bir sohbet ortaya çıktı.



► Albüm nasıl bir süreçte hazırlandı?
Bu sene bizim aynı zamanda 10. yılımız. Babamın Kanatları soundtrack albümünü saymazsak 3-4 sene ara vermiştik. Cansun Küçüktürk ile beraber ‘Ev Kayıtları’nı yaptık. Arada çok fazla single çıkardık. Bizi biliyorsun, İstanbul’da yaşayan Kürtçe ve Türkçe olmak üzere 2 dilde müzik yapan bir grubuz. Tamamı kendi bestelerimizden oluşan bir albüm bu da. Hayatı anlatıyoruz. Sound olarak karışık bir sound’u var, bu fark ediliyor. Ama bunun da benzetmesi İstanbul. Diyarbakır gibi, Van gibi de diyebilirsin. Kültürel karmaşaların, kargaşaların çok olduğu yerler. Fikriyat olarak bir bütünlük arz ediyor ama sound olarak bu iller gibi. Birçok üslubun denendiği besteler diyebiliriz. Birçok etkiye sahip.

► Tanıtım bültenlerinde sizin için ‘folk rock’ yazıyor. Ancak bugün tüm dünyada isimlendirmeler salt bir tür üzerine yapmak da çok zor, katılır mısınız?
Biz post modern bir çağdayız. Ancak ‘modernist’ çağda daha farklıydı. Farklı karşılaştırmalar var. Kendi içinde bir elitizm barındırsa da türler çok belliydi modern çağda. Birçok şey iç içe geçiyor, karışıyor şimdiyse. Bense zaten Kardeş Türküler geleneğinden geliyorum. Hangi türden müziği yaparsanız yapın, gelenek kaçınılmazdır. Rock dediğiniz nedir? Gelenekten bağımsız mıdır? Siyahilerin beyazlarla karşılaşması vs. Ya da elektronik müzik dediğimiz, minimalist gelenekten gelen bir şey var. Dolayısıyla gelenek var. Ama bizim memlekette ‘rock’ kendi başına bir şey değil.

► Bütün dünyada etnik müziğe dair bir ilgi var. Bunu neye bağlıyorsunuz?
68 kuşağı içindeki hippileri biliriz. 2 büyük savaşı, salgınlar, soykırımlar geçmiştir Avrupa’da. Buradaki gençlik varoluşsal bir sorunlar karşılaşmışlar: “Biz ne tarafa doğru gidiyoruz?” O sıkışmışlık insanları Hindistan’a, Afrika’ya yolculuklara sevk etti. Hippilerin doğuşuna sevk etti. Yeni bir hayat arayışı, o dönemde. Artı bir de çok kolay bir şeyleri keşfetmek. Cem Karaca dönemlerini düşün. Kolejlerde ulaşabildikleri kadar rock müzik dinliyorlar. Ama çok daha sınırlı. Ama bugün çok daha farklı biliyorsun. Bu bir açılma, yenilik arayışı. Yemek kültüründe dahi var bu. Yeniliğe açıksanız oluyor.

protest-muzigin-kimligi-degisti-630680-1.

► Bajar’ın yaptığı iş de yurt dışına açılabilir mi? Ne dersiniz?
Burayı bir halledemedik ki... (Gülüyor) Halkımıza bile açılamadık doğru dürüst. Bizim tarz nedir, folk rock bu tınılar ama isimlendirmeler de hep problemli. Halay dans noktalarında elektronik altyapıları da denedik. Balatlar var albümde. Yaylıları kullanıyoruz. İstanbul’u anlatıyoruz, bu sokakları...

► Münir Nurettin Selçuk’la başlıyor İstanbul şarkısı, evet...
İstanbul’un dibini anlatıyoruz. İstanbul’un dibinin dibi. İstanbul’un arkalarını göremezsiniz. Restoranların arka bölmelerini, mutfaklarını, orada çalışanları, orada soğan soyan çocukları. “Aman kapıyı kapat” diyoruz. Biz çünkü birbirimizin yüzüne kapıları kapatıyoruz. Bir ara ‘paralel devlet’ lafı vardı ya, bir de ‘paralel hayatlar’ lafı var. İstanbul bir yandan da o. Şu an seninle bir kafede oturuyoruz. Mutfağın arkasındaki hikâyeleri görmüyoruz. Hayatın içinde siyasi görüşlerimiz var. Ama bu yalnızca ‘sınıf’ olmuyor. Sınıf demek onu yaşamak demek. Sınıfsal meseleler çok katmanlaşmış durumda. Nedir, işçi sınıfı diyoruz. İşçi sınıfının içinde ise Türk, Kürt, Afgan işçiler var. Orada da inanılmaz bir kast var. İstanbul şarkısında bu hikâyeyi dillendirmeye çalıştık. Mesela ‘Pere’ diye başka bir şarkı var. Diyarbakır’da ‘75’ diye bir yer var, İstanbul’un Etiler’i gibi. Orada da ayrı bir dünya var. Bağlar var bambaşka bir yer. Sanat bu çelişkileri açığa çıkarmak için var. Düz mantık bir şey yapmak istemiyoruz. Biz ironik protest bir bölge üzerindeyiz. Retorik biraz sıkmaya başladı, hikâye anlatıyoruz biz. Üretimler de hem daha zevkli hem de daha zengin olabiliyor böylece.

► Misal, Grup Yorum’un yeri müziğimizde ayrı bir yerdir. Ancak bugün Grup Yorum ya da o çizgide müzik yapan gruplara duyulan ilginin azalması, o grupların eskimiş olması anlamına gelebilir mi? Ya da protest müziğin kabuk mu değiştirdi?
Grup Yorum farklı bir mesele. Tutuklamalar, baskı vs. kendilerini rahatça ifade dahi edemiyorlar. Konusunu açtığın “Müzikte protest dil ne durum?” zor bir soru. Ama önemli. Susamam şarkısı yapıldı. Dışavurumcu, hayata dair dertleri müzikle anlatıyor çocuklar. Siyaset de hayattan kopmuş bir şey değil. Her müziğin bir siyaseti var, Serdar Ortaç’ın da, Ebru Gündeş’in de bir siyaseti var. Neyse ne ama o da bir hayat görüşünü anlatıyor. Bugünün protest müzik dili, 80 sonrası özgün müzik geleneğinden gelen Ahmet Kaya, Grup Yorum, Livaneli gibi isimler üzerinden değil de, rap gibi bir çizgiden gidiyor. Biraz unutuldular. Ama enteresandır, oturup sistemi eleştiriyorsun. Ama ne kadar özgürlükçüsün? ‘Kendine mi Müslüman’sın?’ sorusu sorulabilir. Oturup Türkiye’deki sorunları anlatıp bir şeyleri ıskalıyorsan birtakım sorunlar da başlıyor ister istemez. Susamam şarkısından 1-2 çocuk geri çekildi mesela. Biri çıkıp “Bunlar beni dinlemesin” dedi. Böyle olunca da işin büyüsü kaçtı. Kırmızı çizgilerden bahsetti falan.

► Sizin nedir kırmızı çizgileriniz?
Faşizm, cinsiyetçilik, ayrımcılık bizim kırmızı çizgilerimiz. Onun haricinde kırmızı çizgilerin ne olabilir? Kürt meselesi mi, vatan millet Sakarya mı? Eşcinsellik mi? Buralarda protest olduğunu iddia eden aydın ya da sanatçıların o kadar çok açığı var ki, bir yerde duvara tosluyorlar. Biz mümkün olduğunca bu zinciri kırmaya çalışıyoruz. Türkiye’de rock festivalleri , belediye çalışmaları var değil mi? Biz Kürtçe, Türkçe müzik yapıyoruz. Hiçbir festivalde Kürtçe müzik yapan birilerini görebiliyor musunuz? Biz de vergilerimizi ödüyoruz. Rock festivalleri nedir? “Biz de ’68 geleneğinden geliyoruz, biz de asiyiz!” falandır değil mi rock ruhu? Ama yok işte. O yüzden ‘kendine Müslümanlık’ diyorum. Etraflıca görmek, herkesin sözlerine kulak kabartmak önemli.

► Suriye’den Irak’tan gelip önümüzden geçen milyonlarca insan oldu. Bir kısmı Avrupa’ya gitti, büyük bir kısmı bizimle beraber kaldı. Bu milyonlarca insanın hikâyesi sizce sanatla yeterince anlatıldı mı?
Sınıfsal bir mesele bu. Bize servis getiren kafedeki çocuğu ne kadar görüyoruz ve onu ne kadar tanıyoruz ki? Sosyal medya ve internet bizi her yere taşısa da, hepimizin gettoları var. Bilmiyoruz ki oraları. O yüzden karışmak lazım.