Psikiyatrist Elif Mutlu yaşadığımız dönemi böyle tanımlıyor: Rezil olmak çok zorlaştı
Birgün Birgün Birgün Birgün
Toplumsal gerginliğin en üst düzeyde seyrettiği dönemlerden geçiyoruz. Siyasetten sanata her alanda ciddi bir gerilim söz konusu. Bu gerginlikler fay hatlarını tetikliyor. En basit bir konudan ciddi bir tartışma nedeni ortaya çıkabiliyor. Bu durum, beraberinde toplumsal hoş görünün de aşınması durumunu açığa çıkartıyor. Peki bu tablonun nedeni ne? Bunun elbette bir nedeni bulunmuyor. Bireysel ve […]

Toplumsal gerginliğin en üst düzeyde seyrettiği dönemlerden geçiyoruz. Siyasetten sanata her alanda ciddi bir gerilim söz konusu. Bu gerginlikler fay hatlarını tetikliyor. En basit bir konudan ciddi bir tartışma nedeni ortaya çıkabiliyor. Bu durum, beraberinde toplumsal hoş görünün de aşınması durumunu açığa çıkartıyor. Peki bu tablonun nedeni ne? Bunun elbette bir nedeni bulunmuyor. Bireysel ve toplumsal açıdan bu denli gergin bir ortamın ekonomik sosyolojik ve politik nedenleri bulunuyor. Bunlarla birlikte bir de elbette psikolojik yanı…

Siyasilerin meydanlarda yarattığı yapay karşıtlıklar ve ‘Eyy…’ ile başlayan uzun ve tonu yüksek cümleler siyasi açıdan kısa vadede ‘kârlı’ olsa da topluma yansımaları o kadar olumlu olmuyor. Denklem böyleyken bir de Palu Ailesi hayatımıza dahil oldu. Canlı yayında bir aile içerisinde yaşanan çarpıklıkları ve adli vakaları günlerce izledik. Şiddet, gasp ve psikolojik baskı dahil olmak üzere meselenin içerisinde olmayan unsur neredeyse yoktu. İşte bu yaşanan süreçlerin toplumu nasıl etkilediği medyanın ve siyasetin bu alanları nasıl kullanıp psikolojimizi etkilediğini bu haftanın Pazartesi Söyleşisi’nde masaya yatırdık.

Konuğumuz Psikiyatrist Doç. Dr. Elif Mutlu oldu. Doç. Dr. Mutlu’ya göre içinde yaşadığımız dönemde çok fazla uyaran var ve bu kolektif sorumlulukların aşındığı oranda toplumda gerginliğe ve huzursuzluğa neden oluyor.

► Toplumsal bir gerginliğin olduğu ve hoşgörünün azaldığı yönünde yaygın bir kanaat var. Katılıyor musunuz?

Bir vatandaş olarak gözlemlediğim kadarıyla vatandaşlar günlük hayat içerisinde korkulu gergin ve kavgaya hazır biçimdeler. Bunu bir vatandaş olarak gözlemleyebiliyorum. Elbette.

► Bu gerginliğin nedeni nedir?

Bunun birkaç nedeni var. Bir tanesi toplum çok sıkışık. Yani birim alana ve kaynak başına düşen insan sayısı çok fazla. Özellikle metropollerde ve endüstriyel yerlerde bu net biçimde görülebiliyor. Sadece Türkiye için değil tüm dünya için bu tespiti yapabiliriz. Kent yaşamının getirdiği zorluklardan bahsediyorum. Zaman sıkıntısı, sürekli bir yerlere yetişme sorunu gibi problemler. Sorumluluklar da buna dair. Toplumsal dayanışma sisteminin zayıflaması insanlar arasındaki yarışı da hızlandırıyor. Ekonominin ya da paranın bu işin içine girmesi bu durumu daha da derinleştiriyor. Kaynaklar için rekabet eden bireylerin sayısının giderek artması tedirginliği, saldırganlığı ve korkuyu artırıyor.

Yine bunun dolaylı sonucu olarak uyaranlardan bahsedebiliriz. Bizim tarihsel olarak doğal yaşantımız içerisinde sanayi devrimi öncesinde örneğin, karşılaşacağımız sorunlar belliydi. Nedir bunlar? Karnını doyurmak, alanını korumak vs. Diğer insanlarla işbirliği yapmak bu bağlamda önemliydi. Korunabilmek adına. Ama şu anda modern yaşamda tetikleyici unsurlar çeşitlendi. Gerçek yaşamda karşılaştığımız tehditlerden çok daha fazlasına ekrandan, kurgudan sinemadan sosyal medyadan sahip olabiliyoruz ya da bu tehditlere maruz kalabiliyoruz.

► Bunun çözümü iletişime kapalı olmak mı?

Bu durumu teknolojiyi ya da iletişim araçlarını yasaklayarak ortadan kaldıramayız tabi. Bu kolektif sorumlulukla üstesinden gelinebilecek bir durum. Teknoloji geliştikçe onun bir bedeli olduğunu da net biçimde görebiliyoruz. Yeni imkânlarla birlikte yeni sorunlar da ortaya çıkıyor. Güvensizlik, yeni hastalıklar vs.. Dolayısıyla bunlarla mücadelenin yolu kolektif bir bilinç ve kolektif çözümlerle mümkündür. Güvensizliğin ya da tehdidin kolektif bir sorumluluk ağı içerisinde ancak toplumsal olarak ortadan kaldırılabileceğini düşünüyorum.

► Medyanın da bu tabloda bir payı yok mu?

Medyanın şöyle bir işlevi var yararları ya da katkısı tartışılamaz. Ancak faydalı olan tüm faydalı olan teknolojiler gibi bunların bir de bedeli oluyor. Medyanın işlevi enformasyon sağlamak. Hepimiz çevremiz güvenli mi değil mi diye haber almak isteriz. Medya tam olarak bize bunun bilgisini verir. Bunu yaparken de gerçekte olup biteni kurgulayarak verir. Bunun bir üslubu ve mesajı vardır. İşte bu hikâyeyi yeniden yazma kısmında, normların belirlenmesinde etkili oluyor. Medya burada davranış kalıplarının oluşturulmasında -buna saldırganlıktan farklı davranış biçimlerine kadar hepsini ekleyebilirsiniz.- kişisel ve toplumsal normları etkiler.

► Seçim dönemindeyiz. Siyasilerin söylemlerini nasıl yorumluyorsunuz. Sürekli ‘biz ve onlar’ ayrımı hâkim oluyor söylemlere. Bunun toplumdaki yansımaları nasıl olur?

Siyasetin kutuplaştırıcı bir dili var. Burası kesin. Ancak bu durum yaşadığımız dönemin şartlarıyla da ilgili. Özellikle son 10-15 yıllık süreçte bilginin bu kadar hızlı yayıldığı kitle iletişim araçlarının teknolojik açıdan bu denli yoğunlaştığı bir dönemde netlik ve hızlık çok önem kazandı. Her şey çok hızlı değişirken söylemlerin de net ve hızlı olması gerekiyor. Bu aslında bir sonuç ve hızlıca değiştirilebilir bir şey olduğunu da düşünmüyorum.

► Hızlıca değiştirilemez derken neyi kastediyorsunuz?

İnsanların doğası net kısa erimli mesajları ‘satın almaya’ yatkın. Siyaset de bize bunu veriyor. Sadece siyaset de değil medya da bunu veriyor. Sürekliliği olmayan kendini yanlışlayabilen rasyonel bağlardan çok safsatalara dayanan ama son derece güçlü söylemlere yaslanan mesajların alınması daha kolay ve biz de buna doğamız açısından uygunuz.

► Gelelim Palu Ailesi’ne… Bu tarz olayların bu denli açık biçimde tartışılması ruh sağlığımızı nasıl etkiler?

Bireyler bunları izledikleri zaman kendi yaşantılarında varlıklarını dahi düşünemeyeceği vahşet senaryolarıyla karşılaşıyorlar. Bu insanları tedirgin ediyor, korkutucu bir durum çünkü. Ortada bir ailenin içinde bulunduğu cinayet sadizm, gasp türünden olaylar var. Bizim gibi aileye kutsiyet atfeden toplumlarda bu gibi olaylar ailenin o kutsiyetine yönelik de olumsuz mesajlar veriyor. Dolayısıyla bu insanlarda tereddüt, şüphe ve korkuya neden oluyor.

► Ama çok fazla izleniyor… Korkutucu bir meselenin bu kadar cazip olması garip değil mi?

Bu her zaman satar. Korku ve benzeri duygular aynı zamanda cezbedicidir. Filmler de böyle değil midir. Korktuğumuz oranda beğenmişizdir de. Mitoloji, masallar korkutucudur. Korku çok kuvvetli bir duygudur. Korku ve şiddete diğer duygulardan daha fazla ilgi gösterilmesi bu anlamda onların çekici olmasıyla ilgili. Ama bundan haz aldığımızı iddia etmiyorum. Yani bunların çekici olması ondan sadistik bir haz aldığımız anlamına gelmez sadece ilgi çekicidir.

► Bu tarz olayların harekete geçirici özendirici tarafı var mı?

Kesinlikle var. Özendirici tarafı daha çok gençler üzerinde.

► Neden gençler?

Yetişkinler şiddet içerikli sadistik şeylerle karşılaştıklarında daha çok bunların sonuçlarıyla ilgilenirler. Ama çocuklar ve gençler süreçten etkileniyor. Gençlikten kastım ergenlik. Çocuklukta ve ergenlikte tüm duygular coşkundur. Kimlik ve aidiyet tanımlama ihtiyacı çok fazladır. O yüzden bu olaylar onlar açısından bir yöntem durumunu açığa çıkartabilir. Bu tarz bir yöntemin ya da yaşantının mümkün olduğu fikrine kapılabilirler. Dolayısıyla şiddet intihar, saldırı gibi olaylarda ne kadar çok detay verilirse o kadar çok özendirici olunabiliyor. Çünkü gençlik ve ergenlikte duygular çok coşkun yaşanır, kontrol mekanizmaları ise az gelişmiştir. Medyanın sunduğu içerik bu bağlamda bireysel ve toplumsal normların yapılandırılmasında en kritik noktalardan bir tanesi.

► Bu tarz olayların sunumu nasıl olmalı? Daha önceden gizli kalıyordu şimdi ortaya çıkıyor diyenler var?

Bu sınırı tespit etmek çok zor. Medya olmasın bu tarz haberler hiç verilmesin demenin çok gerçekçi bir yanı yok tabii. Bu önemli bir endüstri artık. Burada toplumsal sorumluluk kısmını öne çıkarmak gerekiyor. Bu endüstrinin kârlılığından fedakârlık etmek gerekiyor. Herkes için söylüyorum bunu. Medyadan siyasete kadar tüm tabakalar toplumsal sorumluluk adına buradan sağladıkları kârdan fedakârlık etmeli.

***

Sosyal medyadaki troller…

► Twitter’da milyonlarca insanın konuştuğu bir meselenin 1 saatte konuşulup tüketilmesi ve başka bir konuya geçilmesi…

Evet böyle bir durumla karşı karşıyayız. Mesela trol hesapların ortaya çıkması da bu bağlamda değerlendirilebilir.

► Neden bu kadar tercih ediliyor trol hesaplar?

Trol hesaplarda hem agresif içerik var hem de mizah var. Bizde bu kadar etkili olmasının nedeni mizahın ortaya konma biçiminin kısıtlanmasıyla da ilgili. Çünkü mizah demek sarkazmın kabul edilebilir şekilde ifade edilmesi demek.

► Bunların yanında insanları belirli grupları hedef gösteren trol hesaplar da var. Bunları nasıl yorumluyorsunuz, neden yaygınlar?

Engel yok, ceza yok ve denetim yok. Anonimler. Kim olduğunuzu tespit edemezsiniz.

► Toplumsal psikolojiyi nasıl etkiliyor bu saydıklarınız?

Trol hesaplar yanlı ya da yanlış bilgi verirler insanları hedef gösterip terörize ederler. Bunların kim olduğunu bilemezsiniz. Hesap soramazsınız yani rezil olmazlar. İçinde yaşadığımız çağın ‘geçiciliği’ nedeniyle utanç duymak ya da rezil olmak zorlaştı. Çünkü kalıcı izler bırakan ve süreklilik bırakan üretimler yok.

► Toplumsal ve politik hava da bununla ilgili değil mi?

Elbette bunun sonucu. Yani rezil olan ya da utanılan durum çok kısa sürüyor ve geçici özellikte oluyor. Çünkü kimliğinizi kolayca değiştirebiliyorsunuz. Kimlikler hızlıca başka kimliklere dönüşebiliyor. Tek ve yekpare kimlikle uzun bir süre var olmak durumunda kalmıyorsunuz. Görüş, kimlik, duruş her şey değişebiliyor. Bir önceki yüzyıldaki süreklilik sarsılmazlık gibi beklentiler bu çağın ruhunda yok. Kısa süreli ve değişkenlik. Siyasetin pazarlama stili de aslında çağımızın insanının alışkanlıklarına uygun bir yönelim.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız