Putları kıralım mı?
GÜRAY ÖZ GÜRAY ÖZ

Edebiyatın, sanatın, genel olarak kültürün politika ile buluştuğu yer toplumsal hayattır. Kuşkusuz bunun için her ikisinin de insanı esas alması, gelişmenin önündeki engellerle savaşması gerekir.

•••




Böyle bir edebiyat var mı? İnsanı tüm özellikleriyle, hayatın zorlukları içinde anlatmayı siyahı, beyazı, kirlenmeyi, arınmayı yazan, çizen, gösteren, dile getiren bir kültürel ürün olarak sanat, edebiyat böyledir.

Peki politika böyle midir? Politika kirliliği doğallaştırır; bir tür karakter çizgisi haline getirir. Bu nedenle de onun değiştirilmesi gerektiğini savunuyoruz. Bu savaşta en önemli araçlarımızdan birisi edebiyattır.

•••

Kapitalizm koşullarında en küçük birimden en üst noktalara kadar çıkar-politika ilişkisinin çizgiyi, biraz daha kalınlaştırdığını, “meşruiyet sınırları” içine çektiğini yaşayarak, görerek, “sol” söz konusu olduğunda üzülerek saptıyoruz:

Ödüllendirme, korku ve güvence arayışı, baskı ve meşruiyet dayatması, ucuz olanı yoldan çıkarır.

•••

Bu durum bizi kaygılandırıyor mu? Son zamanlarda kültür dünyasında var olabilmek için boşuna çabalayan gericiliğe boyun eğenlerin ortaya çıkması kaygıya neden oluyor; en küçük bir sarsılma haklı ya da haksız gözden çıkarma sonucunu doğuruyor.

Oysa gericiliğin dünyanın genel gelişme eğilimine uygun, -determinizmin bu kadarına izin vardır- bir kültürel gelişme gösterebilmesi, eşyanın tabiatına aykırıdır. Peki bu determinizme güvenip rahatlatlayabilir miyiz?

•••

Sömürüyle, onunla bağlı bir dizi düşmanla savaşmak zorunda olan, bu konuda açık net bir tutum takınan kültür sanat dünyasının yaşadığımız koşullarda işi zordur. Bu nedenle yüzyılın en önemli tartışmalarından biri olan yandaşlık, karşıtlık, “angajman” tartışması bugün de değerinden bir şey yitirmedi.

•••

Kültür, edebiyat, sanat dünyası genel olarak insanlığın, işçi sınıfının örgütlü mücadelesinin yanında yer alacaksa bunun kuralı partili olmak mıdır? Bu sorunun yanıtı, bu doğru yolu seçenleri kategorik olarak kınamadan, partililiğin ölçü sayılmaması gerektiğini kabul etmektir.

•••

Partili edebiyatçıya ülkemizden en iyi örnek Nazım Hikmet’tir. O kadar angajedir ki, kendisini partisinden uzaklaştırmak isteyenlerle kıyasıya savaşmış, bu türden çabaları boşa çıkarmayı da başarmıştır. Ömrünün sonuna kadar böyle yaşadı; dünyanın en iyi şairlerindendir.

•••

Öyleyse, iyi bir sanatçı kültür insanı iseniz partili olmak sizi sınırlandırmaz, zayıflatmaz. Ama partili ya da partisiz kurtuluşa adadığınız özgürlüğünüzü hiçbir zaman terk etmemelisiniz. Üstesinden gelinebilir mi bu zor işin?
Aslında Nazım’ın eseri ve yaşamı bu sorunun açık yanıtıdır.

•••

Politikanızın doğruluğuna inanabilirsiniz, ama sanatın, edebiyatın niteliksel üstünlüğü de sizinle olmalı. Sloganları, klişeleri seven ama hayatın renklerini kapsamayan, görmeyen, içermeyen edebiyat bunu başaramaz.

Bu ilkeyi güçlendirecek ikinci ilke, özgürce yaratamıyor, politikanın üstünde bir konumda duramıyorsanız, partili olmanızın, yandaşı olduğunuz politikaya da, size de bir yararının olmayacağıdır.

•••

Cesaretimi toplayayım da şu sözleri söyleyeyim artık. Putları kırdığınızı düşünebilirsiniz, ama geleceğin Nazımlarını kendinize duyduğunuz kof güvenle harcama, demokratik haklar ve sosyalizm mücadelesini yoksullaştırma riskini de yabana atmayınız. Hoş onlar bir yolunu bulacaklardır; ama ben yine de söylemiş olayım...

Çünkü “ruhunu kurtarmak” yabana atılacak bir iş değildir.