Refik’in son ironisi...

02.12.2018 10:30 KÜLTÜR SANAT

Orhan Alkaya

Daha ilk şiiriyle “biricik”liğini tescillemiş, Türkçe’ye ve Türk şiirine reddedilemez bir zenginlik olarak duhul etmiş can refikim Refik Durbaş ile mazlum halkların ve bilhassa Ortadoğu halklarının leş kargası 41. ABD Başkanı George H. W. Bush’un aynı gün ölmesi muazzam bir tarihsel ironi barındırıyor.

Kısacık anlatayım... 1991 senesi Ocak ayı sonları olmalı, İstanbul Tabip Odası’nın Cağaloğlu’ndaki binasında bir toplantıdayız. Ekseriyeti edebiyatçılardan oluşan kalabalık bir topluluğuz –aklınıza hemen gelebilecek ilk on yazarın, şairin altısı yedisi salonda-. Mevzu 1. Körfez Savaşı’na karşı barışçı bir tutum almak ve Leş Kargası Bush’un başını çektiği Birleşmiş Amerikan Milletleri’nin savaşçıları arasına girmek için fazlasıyla hevesli Turgut Özal ve şahinler lobisine karşı Türkiye’yi sakınmak –malûm, Özal o sıra 1 koyup 3 alma hayalinde-. Bildik protesto modelleri konuşuluyor, bildiri yazmak, Meclis’e gitmek, yürüyüş, miting yapmak vb. Dışarı çıktım, artık çok sert gelen kadim sigaramı yaktım, Refik de çıktı, o da bir sigara yaktı. Sen de sıkıldın değil mi, dedi. Evet, dedim, herkesin yapabileceği şeyleri yapmaktan bahsedip duruyoruz. Tamam bunlar da önemli ama biz işimizi yapsak daha iyi olmaz mı? “Senin kafanda bir şeyler var, dökül” dedi Refik. O zamanlar pek sevdiğim “otomatik yazı” oyununa Refik burun kıvırırdı; o yüzden birlikte yazdığımız bir şiirimiz yoktu henüz. İşte bu oyundan mülhem, büyük bir şiir üretelim, dedim. “Başlayalım”, dedi. Hemen orada listeyi yapmaya başladık, şairleri paylaştık, salondaki şairleri teker teker dışarı çekip derdimizi anlattık hatta. Şairler, birbirlerinden habersiz birer dize yazacaklardı ve bu büyük bir şiire evrilecekti. Dizeler akmaya başladı, iki hatta üç dize yazanlar oldu.

Peter Curman bir arkadaşımızdan duyup katılmak istedi, dizesini alamadık ama ayrıca duyurduk. Sıra montaja gelmişti.

O vakit çalıştığım Bilsak’taki odamda, bir Macintosh Classic’in kes yapıştır marifetlerini keşfederek şiiri bitirdik. Adını “Barış İçin Dizeler” koyduk ve 8 Şubat 1991’de sahiden güçlü bir basın toplantısıyla duyurduk. Ertesi gün birçok gazetenin manşetinde yahut 1. sayfasındaydı, dünya edebiyatında benzeri olmayan bu kolektif savaş karşıtı şiir –o sıra gazeteler gazeteye benziyordu-. Dünya basınından, edebiyat muhitlerinden de büyük ilgi gördü şiirimiz. New Statesman kapak yapmıştı misal. En iyisi, Türkiye’nin vahşi bir savaşın tarafı olmaktan sakınılması sürecine yaratıcı bir omuz vermemizdi, en güzeli ise, Refik artık otomatik yazıya burun kıvırmaktan vazgeçmişti.

Can refikim, bunları kayıt düşmek için yazdım. Şimdi ağlamaya devam edebilirim.