Rejimin “sol” tarifi
Solu yeniden dizayn etmek isteyen rejim yumurtasız omlet tarifi yapıyor. Ülkenin yakıcı sorunlarının konuşulmadığı, emek-sermaye çelişkisinin örtbas edildiği, kimliklere yaslanan bir “sol” arzu ediliyor.

Mehmet Emin Kurnaz
mehmeteminkurnaz@birgun.netKendisine “tehdit” olarak gördüğü her düşünceye adeta savaş açan rejim solu da yeniden dizayn etmeye çalışıyor. Sol kamuoyuna yönelik bugünlerde yüksek perdeden pek çok mesaj verilirken kullanılan argümanlar ise aslında yumurtasız bir omlet tarifi. Solun tarihsel birikim ve kazanımları inkar edilirken “yeni” diye modası geçmiş tezler ısıtılıp tekrar masaya konuluyor. Solun, ülkenin yakıcı sorunları yerine bayatlamış yemeği tüketmesi bekleniyor.
Saray’ın Başdanışmanı Mehmet Uçum, Anadolu Ajansı aracılığıyla Pazar günü servis edilen 'analiz'inde sol üzerine iddialı ‘saptamalara’ girişti. Uçum "Türkiye'de gerçek anlamda kendini yurtsever sol demokrat olarak kimliklendiren veya buna layık olan güçlü bir sol siyasal akım yoktur" derken işi Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP’yi de solcu ilan etmeye kadar ileri götürdü!
“Emek sermaye temel çelişkisinin yerini, insanın özgürleşmesiyle, baskıcı otoriteler arasındaki çelişki aldı” diyen Uçum, sözlerinin devamında, “Özetle, günümüzde sol siyasetin sermayeye bakışı, düşmanlık ve husumet olmak zorunda değildir” diyor. Uçum ayrıca şu tespitleri de yapıyor:
“(…)kapitalizmin son elli yıllık dönüşümü toplumsal yapıları kökten değiştirdi. Bu değişimde teknoloji, iletişim ve ulaşımdaki gelişmeler, dünyayı küresel sermayenin nesnesi haline getirdi.”
“Emek sermaye temel çelişkisinin yerini, insanın özgürleşmesiyle, baskıcı otoriteler arasındaki çelişki aldı.”
“Bu noktada, sınıf esaslı solculuktan toplum esaslı solculuğa geçildiği söylenebilir. Sol siyasetin sosyolojik kapsamının genişlediği tespiti tam da buna yöneliktir.”
Uçum’un yazısından 1 hafta önce PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın DEM’in İstanbul’daki Barış ve Demokratik Toplum Konferansı’na gönderdiği mesajdaki sosyalizm analizleri de tartışma yarattı. Öcalan’ın kabaca, sınıfın ve sınıfsal taleplerin reddine dayalı argümanlarının yeni değil, yıllarca devam eden liberal anlatıların bir devamı olduğu sol medyada yayımlanan çeşitli yazılarla hatırlatıldı.
ZAMANLAMA MANİDAR
Sola “akıl veren” çıkışların zamanlamasının manidar olduğunu da not düşmek gerekir. Ülkede etkisini her geçen gün artıran yoksulluk, derinleşen geçim sıkıntısı, işsizlik ve geleceksizlik toplumun fay hatlarında uzun süredir bir öfke biriktiriyor. 31 Mart seçimlerinden çıkan sonuçları da 19 Mart operasyonlarına karşı ülkeye yayılan itirazları da bu öfkeden ayrı düşünmek mümkün değil.
Öte yandan ülkedeki eşitsizlik ürküten bir boyuta ulaştı. Türkiye’de zengin nüfusun yüzde 10’u tüm servetin yüzde 68’ine sahip. Artan vergiler, yüksek enflasyon, asgari ücret masasından milyonları sevindirecek haberin çıkacağına dair en ufak bir umut kırıntısının dahi kalmadığı bir dönem yaşanıyor. Üstelik tüm kozlarını masaya süren iktidar, her gün yeni bir hukuksuzluğa imza atıyor. Belediye başkanları tutuklanırken gazeteciler cezaevlerine atılıyor. Eğitimde gericileşme, sağlıkta piyasalaşma, rant uğruna ağacın, suyun, toprağın bile talan edildiği, MESEM’ler yüzünden çocuk işçi ölümlerinin yaşandığı, yeni nesil çetelerin türediği, uyuşturucu ve kara para trafiğinin ortasında piyasacı, gerici, baskıcı bir sistem inşa ediliyor.
Rejimin bugünkü ihtiyacı sınıfsal taleplerden ve emek-sermaye çelişkisinden kopartılmış bir sol kimliği. Kimliklere indirgenmiş, uzlaşmaz çelişkilerini yitirmiş, anti-emperyalist yönü tamamen törpülenmiş, hatta emperyalizmin adının dahi anılmadığı bir sol arzu ediliyor. Ancak özü çıkartılmış, içi boşaltılmış bir sol, toplumsal öfkeyi soğuracak, gerçek talepleri baskılayarak rejim için “makul” hale gelebilir.
HAYATIN SOLA ÇAĞRISI
Hal böyleyken tabandaki öfkenin akacağı bir kanal bulma ihtiyacını da sürekli kendini daha derinden hissettiriyor. Ülkedeki en temel çelişkinin emek-sermaye çelişkisi olduğu, toplumun en can alıcı taleplerinin ise sınıfsal talepler etrafında şekillendiği su götürmez bir gerçek. Hayat, aslında hiç de yeni olmayan ideolojik saldırılara rağmen siyasetinin merkezine emeği, sınıfsal çelişkileri, bütün bir sömürü mekanizmasının başat unsurlarından olan emperyalizme karşı mücadeleyi yerleştiren bir solu çağırıyor. Yani tüm bu yıkım ve çürümeye ancak toplumun asıl taleplerini kucaklayan, rejimle uzlaşmayı reddeden, talana ve sömürüye karşı çıkan, yani rejimin asla istemeyeceği bir sol yanıt üretebilir.


