birgün

14° PARÇALI BULUTLU

KÜLTÜR SANAT 06.03.2020 09:56

Rejimler yıkılmalı

Rejimler yıkılmalı! Taş üstünde taş koymayın. Durun, sağa sola saldırmaya başlamayın! Taş derken, iktidarın duvarlarını örerken kullandığı taşlardan bahsediyorum, yani bizlerden. Pink Floyd’tan mülhem, tuğla da diyebilirsiniz. Rejim derken de merkezi bir hükümetin toplumsal bedene hükmetme biçiminden, yani öznenin kendi bedenine uyguladığı rejimlerden söz ediyorum. Bedenler sömürgeler; özneler de merkez tarafından atanmış sömürge valileri. Biyo-iktidar kendi rejimini, bedenlere atadığı sömürge valileri aracılığıyla uygulatıyor: Yeme içme rejimi, görme rejimi, düşünme ve konuşma rejimi, ilişki kurma rejimi. Ve tüm bu rejimleri ya televizyonlarda ‘eller havaya’ların arasına sıkıştırılmış uzmanlardan ya da kitapçılardan seçtiğiniz kişisel gelişim kitaplarından, yaşam koçlarından edindiniz. İktidar sizsiniz. Sıkı düzenler, isyanları önlemek içindir. Bedenleriniz yeryüzünün çokluğunu içeriyor ve çokluğun, bedenin sesini bastırmak üzere atandınız. Bedenleriniz isyan etmesin diye, kendi rızanızla kendinizi durmadan kafeslerin içine kapatılıyorsunuz. Hiç şikayet etmeyin, rejim sizsiniz.

Milföyü, çok yağlı olduğu için beslenme rejiminizden çıkarmış olabilirsiniz, ama milföy sizsiniz, milföy hamuru gibi kat kat rejimlerle kaplı bedenleriniz, kat kat kafeslerle. Biyo-iktidarın empoze ettiği rejimleri, sıkı düzenleri bedenlerinize uyguladıkça sağlıklı olacağınızı düşünüyorsunuz, ama tüm çileci uygulamalar gibi, giderek yeryüzünden ve bedenlerinizden daha çok nefret ettiniz. Yeryüzü ve bedenleriniz sizi baştan çıkaracak şeytanlarla dolu; şeytanları çıkarmadan rahat edemeyecektiniz. Şeytan dedikleri, yeryüzünün ruhu Dionysos’tur; sizi yeryüzüyle birlikte esrimeye, yeryüzünün tüm bedenleriyle birleşmeye çağıran yaşam sevinci. Dayatılan tecrit koşullarına boyun eğdikçe, yaşamdan nefret ettiniz. Artık sizin için yeryüzünün bedenleriyle temas etmek, kirlenmektir; uzak durun bedenlerden! Ötekilerin bedenleri mikroplarla dolu. Ama unutmayın, mikroplar artık karantinada tutulamıyor. İktidar insanları yerinden ettikçe ötekiler her yere yayılıyor. O halde bir sömürge valisi olarak daha sert rejimler uygulamalısınız bedenlerinize ve içinizde bir nebze yaşam sevinci, yeryüzü sevgisi kaldıysa, öldürün ve faşistleşin! En sağlıklı beden, faşistin bedenidir.

Hijyenik beden, yeryüzünün tüm akışlarından yalıtılmış, ötekilerinin bedenlerine pislik olarak, nefretle bakan ve ötekilere dokunmamak için kendine sıkı düzen uygulayan bedendir. Rejimler, içinizdeki çokluğun isyanını bastırmak içindir. Despot sizsiniz, içinizdeki çokluğu kat kat kafes tellerinin içine kapattınız. Bedeniniz sizin bedeniniz, kapatılan sizsiniz. Kafes tellerinin içinden baktıkça tutsaklığı her yere taşıyor, her şeye bulaştırıyorsunuz. Buna rağmen hâlâ yaşanası bir dünyanın mümkün olduğuna inanabiliyorsunuz. Tuhaf, çok tuhaf! Kafes tellerinin ardındayken nasıl mümkün olabilir ki bu? Yaşanası bir dünya yeryüzünün tüm çokluğunu kucaklamakla mümkün. Çokluk sizsiniz, bedenleriniz. Ancak bedenleriniz özgürleştiğinde siz de özgürleşebilirsin. O yüzden yıkım işlemine önce algı rejimlerinden başlayın. Mevcut algılarımızı yıkmadığımız takdirde, dünya mevcut haliyle devam edecek ve biz hep başka bir dünyayı özlemekle yetineceğiniz. Başka bir dünya, dışsal olanın yıkılmasıyla kurulmuş olsaydı, şimdiye kadar çoktan kurulmuş olurdu. Her doğal ya da yapay yıkımdan sonra mevcut algı rejimleriyle özneler, hep aynı dünyayı yeniden kuruyor. Rejimleri dışarıda aramayın, rejim dedikleri sizsiniz, kendinizi yıkın; hiç değilse küllerinizden yeniden doğabilme fırsatı yakalayabilirsiniz.

Nereden başlamalı, bilemedim; baştan aşağı rejimlerle kaplı bedenlerimiz. O halde baştan başlayıp aşağı doğru ilerleyelim: Görme rejiminden. Gerçeği tüm çıplaklığıyla gördüğünüzü iddia etmeyin. Kafes tellerinin arkasından bakıyorsunuz. Baktığınızda kafes telleri yeryüzünü ızgara planına göre parçalara ayırıyor. Baktığınızda, en yabani olanı kafes tellerinin içine kapatıp evcilleştiriyorsunuz. Oysa o yabani bizi tutsaklıktan kurtarabilirdi. O yabani, kafesten kaçış yollarını gösterebilirdi bize. O yabani şimdi, kafesinin içinden dışarı bakmakla yetiniyor: Bedenlerimiz.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız