Google Play Store
App Store

Reklamcılar Platformu, Reklamcılar Derneği’ne sorduğu sorularla Effie Türkiye 2025 Ödül Töreni’nin yapıldığı mekândan bilet ücretlerine birçok konuyu tartışmaya açtı.

Kaynak: Haber Merkezi
Reklamcılar, Effie Türkiye 2025’i sorguluyor

Effie Awards’un Türkiye ayağı, 22 Nisan’da Reklamcılar Derneği ve Reklamverenler Derneği’nin organizasyonuyla Rixos Tersane İstanbul’da düzenlenecek.

Effie Türkiye 2025 Ödül Töreni, 22 Nisan’da belediye başkanlarının, siyasetçilerin ve bürokratların çeşitli suçlamalarla tutuklu bulunduğu, bu tutuklamalara birçok kesimin boykot ve sokak eylemleriyle tepki gösterdiği bir dönemde gerçekleşecek.

FAHİŞ FİYAT POLİTİKALARI

Effie Türkiye 2025 Ödülleri’ne katılabilmek için ajans ve markaların iş başına 35.000 TL+KDV ödemesi gerekiyor. Ödülünü törende almak isteyenlerden ayrıca kişi başına 21.000 TL’lik bir ücret daha isteniyor. Reklamcılar Platformu bu rakamlarla kendi zamlarını ve işten çıkarılan arkadaşlarını hatırlatarak “Bu rakamlar normal mi?” diye soruyor.

KENT SUÇU

En itibarlı reklamcılık ödüllerinden Effie Türkiye 2025’in düzenlendiği mekân otoritelerce kent hafızası için tehlike oluşturan ve kent suçu kabul edilen bir mekân.

Reklamcılar Platformu da Haliç Dayanışması’ndan T. Gül Köksal ve Ekin Sarıca ile gerçekleştirdiği ropörtajla bu duruma dikkat çekiyor. Yapılan açıklamalar şöyle:

"Tersane Rixos projesi, eski ismiyle Haliç Port, güncel ismiyle de Tersane İstanbul projesinin bir parçasıdır. Beyoğlu İlçesinde, Haliç’in kuzey kıyısında yer alan Tersane İstanbul, Haliç Tersanelerinin, Camialtı ve Taşkızak Tersanelerinin bulunduğu alan üzerinde inşa edildi.

Bu alan İstanbul’un oluşumunda rol oynamış, karşısında Tarihi Yarımada, arkasında Galata-Pera/Beyoğlu, Kasımpaşa, Okmeydanı gibi yerleşimlere doğrudan etki etmiş bir kültürel değer. Ulusal envanter listesine kayıtlı, tescilli bir endüstri mirası.

Kamu tersaneleri olan Camialtı ve Taşkızak Tersanelerinde 1993 yılından itibaren çeşitli gerekçelerle üretim sonlandırıldı. Alan önce atıllaştırıldı, ardından farklı sermaye gruplarının kültür, turizm projelerine konu edildi. Son olarak da 2013 yılında, kamuoyunda yoğun tepkiye neden olan Haliç Port projesi ihalesiyle yeniden gündeme getirildi.

Dünyanın ikinci en eski tersanesinin büyük bir bölümünün dönüşmesi sonucu, ulusal ve uluslararası gemicilik tarihi ve arkeolojisinin, tarihi üretim yapılarının yoğun tahribi ve üretimin sonlandırılması ile kamu yararını gözetmeyen bir özelleştirme projesi gerçekleştirildi.

Diğer yandan inşa sürecinden başlayarak kültür, turizm ve hizmet endüstrisi üzerinden işlevlendirilen proje alanında, emek sömürüsü, iş kazaları-cinayetlerine sebep olan ihmaller vb. hak ihlalleri halen devam ediyor.

Proje esnasında alanda bulunan üretim araçlarının hurdacılara satılması gündeme gelirken, gemi üretimine dair teknik çizimlerin akıbeti soru işareti içeriyor.

Sadece yapı, belge ve üretim makinaları değil, burada yıllarca varlığını sürdürmüş olan emek gücünün yarattığı değerler korumaya alınmadı ve tahrip edildi.

Diğer taraftan tersane atölyelerinin formundan üretilen devasa Tersane Rixos Oteli, tarihi üretim atölyelerinin canına okuyan lüks konut projeleri, gemi üretimi için kullanılan kızak alanlarına yerleştirilmiş kağıttan yapılmış gemi görünümlü nesne gibi alanı tüketim kurgusuyla “disneyleştiren” bir yaklaşım söz konusu.

Kamu yararı içermeyen, tüm kentliler için adil, eşit, sağlıklı bir kent tahayyülünü sakatlayan kent suçu projeler, yatırımcısı olan sermayenin çıkarlarını maksimize etme amacı taşıyor.

Bu tür projelerin içermedikleri kamusallığın ve kamu faydasının çoğunlukla kültür sanat etkinlikleri ile perdelemeye çalıştığını görüyoruz. Tersane İstanbul projesinde müze fonksiyonu hem kamuya açık erişilebilir bir proje yanılgısı yaratırken, diğer taraftan kent suçu niteliğindeki projenin aklanmasında rol oynuyor.

“Art-washing” (ya da cultur-washing) kavramı ile ifade edilen kültür-sanat ile aklama/yıkama durumunun en tehlikeli yanı, kent suçu niteliğinin kültür-sanat söz konusu olduğunda askıya alınabilir olduğuna dair yaygın yaklaşım.

Kent ve mekân üzerinden düşünülen kültür-sanat fonksiyonlarının rekabet, markalaşma, turizm potansiyeli ve pazarlama işlevleri söz konusu. Dolayısıyla aktörleri kim olursa olsun kültürel yatırımların şehirde yaşayan insanların yaşamları açısından ne anlama geldiği sorusu önem kazanıyor.