Rektörün çirkin ve ‘derin’ ifadeleri
ERK ACARER ERK ACARER

Çocuk öldü… İki kelimelik, dünyanın en uzun cümlesini, 11 Mart 2014 sabahı bir arkadaşımız yazıya döktü. Berkin Elvan, Gezi Direnişi’nde, 16 Haziran 2013 tarihinde, polisin hedef gözeterek attığı gaz kapsülü sonucunda ağır yaralanıp, aylarca direndi… Katilleri hala belli değil. Türkiye’nin gördüğü en kalabalık çocuk cenazesiydi.
Kimisi çarpıcı izler bırakıyor. Bu biraz Türkiye’nin içinde bulunduğu durumla da ilgili. Toplum “Her şeye rağmen direniyor, ölüme bile karşı koyuyor” duygusunu seviyor. Tüm hücreleri ile ölüme karşı koymaya çalışanlardan biri Neslican Tay’dı. Kanseri 3 kez yendi, aynı hastalıkla mücadele edenlere umut oldu.



2017’de bir bacağını tümörden kaybettiğinde, “Hayallerime koşmak için bacaklarıma ihtiyacım yok” diyordu: “Dördüncü evrede, beşinci evrede bana ne!” Yapacak işi çoktu. Vazgeçmemeyi öğretti: “Belki kaybedeceğim ama savaşırken kaybedeceğim.” Öyle oldu; Neslican çirkin kaybedene, ‘kötü kaybedecek’ olana inat güzel kaybetti.

Dün Rize’de, toprağa verilen Tay’ın ölüm toplumu derinden etkilese de genç kadının kelebek olmuş bedenine basanlar da çıktı. Kimi sözler kamu vicdanını yaraladı: “Ölmüş. Herkes cennete kavuştu diyor. Orasını Allah bilir, yalnız bu çıplaklıkla zor.” Tepki çeken mesajlardan biri de özel Üsküdar Üniversitesi Rektörü Nevzat Tarhan’a aitti:“Neslican Tay kızımız çok çile çekti ama ümidini kaybetmedi. Ölümle yüzleşebilseydi, ölüm bilincine sahip olsaydı, seküler dünyanın dünyalaşma rüzgârına kapılmasaydı, dinlerin hayata anlam katma ve teselli gücünden faydalanabilseydi, hastalığı düşman gibi görmezdi diye düşündüm.”

Eğitimci ve psikiyatrist. Gençlerin emanet edildiği eğitim kurumunun üst düzey yöneticisi. Bunları yazdı, yazabildi. Fakat kimliğine bakınca şaşırtıcı gelmiyor. “Her şeye rağmen direniyor” duygusuna tutunan toplum umudunu öfkeye çevirmek, inanç ile vicdanları bölmeye çalışmak; işi, eğitimden çok ‘özel harp’ olan birine tam olarak uygun.



Tarhan, 1969’da Kuleli Askeri Lisesi’ni bitirdi. 1975’te İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Haydarpaşa GATA'da psikiyatri uzmanı, doçent ve klinik direktörü olarak çalıştı. Askerlik ve psikiyatri eğitimini beraber götürdü. 1993’te albay, 1996’da profesör oldu. Askeriyeden kendi isteği ile emekliye ayrıldı!
Tarhan, bellek merkezi olarak tanımlanabilecek Memory Center of America’nın Türkiye temsilcisi. İman ile bilimin, fikir ve düşünce hayatının birleşimi! Aynı zamanda Üsküdar Üniversitesi kurucu rektörü. Askeri okuldan devre arkadaşı Milli Savunma Bakanı Hulisi Akar ile ilgili şöyle bilgi veriyor: “Darbeden önce ‘Parallelci’ mi? diye çok soran oldu. Bir Anadolu çocuğudur.”

‘Eğitimci’ Tarhan’ın, Erdoğan’a bağlı paramiliter güçler yetiştirdiği iddialarıyla gündeme gelen SADAT ile ilişkileri de eskiye dayanıyor. Sözleri, ordudan ‘emekliliğinin’ nedenini de açığa vuruyor: “…Adaleti Savunanlar Derneği (ASDER) var. 28 Şubat sürecinde kurduk…” ASDER, SADAT’ın altındaki yapılardan biri.

SADAT kurucusu Adnan Tanrıverdi ise ordudan kadrosuzluk gerekçesi ile emekli edilen eski bir paşa. Halen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başdanışmanı. Emekliği sonrası 5 yıl ASDER’de görev alıp sonra SADAT’ı kurdu. Kurum, ilginç bir tesadüf olarak 2012’nin 28 Şubat’ında faaliyetlerine başladı. Tarhan, ‘danışmanın, danışmanı’ çarkının içinde. 15 Temmuz darbesine ilişkin ASDER, dolayısı ile SADAT konusunda şunları anlatıyor:



“O derneğin üyeleri bu süreçte, binin üzerinde subay astsubay. Bunlar ne yaptılar? Tankın paletini takozlamayı biliyorlardı. Periskopun üzerine çıkıp köreltmeyi biliyorlardı. Tankın mazot hortumunu kesmeyi biliyorlardı. Bunlar o gece hepsi sahaya çıktılar kendiliğinden. Çünkü geçmişin acısı var, güvensizlik var…”

Neslican, vazgeçmedi. Sonuna kadar savaştı. Toplumun umudu ve Neslican’ın direnci örtüştü. Genele yayıldı. Din üzerinden vicdanları bölmek ve umudu kırıp öfkeye çevirmek denildiğinde ise… Kimi zaman 3 satırlık bir cümlenin ardında çok daha ‘derin’ anlamlar olabiliyor. Tarhan’ın çirkin 3 satırı da öyle işte!