Roeg da gitti
SEVİN OKYAY SEVİN OKYAY

Bu hafta içinde sevdiğim bir yönetmenle (Bertolucci) en sevdiklerimden biri olan Nicolas Roeg öldü. İkincisi, bir dönemin çok parlak yönetmeniydi ama tahtını çabuk kaybetti. Her şeyden önce, hırslı değildi, hiçbir zaman ‘yıldız’ olmayı düşünmedi. Açıkçası, aldırmadı. İsteseydi bile, talihi yoktu zaten. “The Man Who Fell to Earth/Dünyaya Düşen Adam” herkesin hafızasına kazınacak bir ‘uzaylı’ (David Bowie) sunsa da, bir yıl sonra “Star Wars/Yıldız Savaşları” efsanesi fantastik uzay filmlerinin seyrini değiştirdi.



Film okuluna gitmedi, kamera ekibinde en aşağıdan başladı, dünyanın en iyi görüntü yönetmenlerinden biri oldu. Ona, kendisinin işçi sınıfından olduğunu söyleyerek hava atan meslektaşı Alan Parker’a, “Sen işçi falan değilsin, Alan,” demişti. “Sanat okulundan dosdoğru reklam şirketlerine geçtin. Ben işçiyim, her şeyi tepelere ben taşırdım.”

Görüntü yönetmeni olarak, çok iyi yönetmenlerle çalıştı: David Lean’le iki film yaptı: “Lawrence of Arabia” (1962) (ikinci ünite kameramanıydı) ve “Doctor Zhivago/Doktor Jivago” (1965) (filmin yarısından çoğunu çekti ama Lean’le anlaşamayıp ayrılınca Oscar ödülü, diğer görüntü yönetmeninin oldu. Sonra François Truffaut ile “Fahrenheit 451” (1966), “Far from the Madding Crowd/Bir Aşk Yetmez”de (1967) John Schlesinger gibi. Roger Corman’ın “The Mask of the Red Death”ini de (1964) unutmayalım.

Roeg belki yönetmen olmak da istememişti de kendini yönetmen olmuş buldu. “Performance”ın (1970) yönetmeni değildi. Yönetmen Donald Cammell’di, o da görüntü yönetmeni. Ancak, Cammell’ın ne yapacağını bilmediğini görünce (yönetmen Bernard Rose’un yalancısıyız), işe müdahale etmek zorunda kaldı. Mick Jagger’ın adına güvenilen bir gangster filmi bekleyen yapımcılar, “Performance”ın şiddet ve cinsellik dozunu görünce neye uğradıklarını şaşırdılar. Filmi iki yıllığına rafa koydular. Hayli kesilip biçilmiş olarak gösterme girdi.

Aslında “Walkabout/Sonsuz Çöl” gerçek anlamıyla yönetmen olarak ilk filmi, görüntü yönetmeni olarak da son filmidir. Bir maceraydı, küçük bir ekiple çöle çıkmışlardı. Çifte görevle Roeg, küçük oğlanda oğlu Luc, ablasında harikulade Jenny Agutter ve onlara yardım eden aborijinde, sonradan hatırı sayılır bir Avustralyalı aktör olacak David Gulpilil. Doğrusu bu filme “Roeg’ün yaptığı bir Disney filmi” diyenlere hep şaşmışımdır. Her şeyden önce, bir çocuk filmi değildi, iki büyük çocuk arasındaki erotik gerilim yer yer vurgulanıyordu. Hayli de hayvan öldürülüyordu. Ama önemli yanı, Nicolas Roeg filmlerinde daha sonra geliştirilecek her tema ve görsel mecazı içermesidir.

Art Garfunkel’li “Bad Timing: A Sensual Obsession”ı da (1980) severim ama benim favori Roeg filmim, ilk izleyişimden beri aklımdan çıkmayan “Don’t Look Now/Karanlığın Gölgesi”dir (1973). Donald Sutherland ve Julie Christie, küçük kızları boğularak ölmüş bir karı-kocadır. Bir restorasyon işi için Venedik’e giderler. Yönetmen de hiç vazgeçmediği psişik fenomenler sunar bize. Onları ustaca birbirine bağlar. Filmi, neredeyse sessiz bir filmdir. Müzik hariç, müziğe önem verir çünkü. Ama görsel olanı konuşmaya tercih eder.

Şöyle diyor:
“Film, senaryo değildir- film, filmdir. Kitap da değildir, tiyatro da. Tamamen farklı bir disiplindir, başlı başına varlığını sürdürür. Bence güzelliği tiyatro olmayışından, defalarca tekrarlanmamasından gelir. Parça parça yapılır. Çünkü bir daha elde edemeyebileceğin şeyler olup biter filmde.”

Burda da öyle işte. Roeg’un ışığı hep üstümüze vursun!