birgün

28° AÇIK

‘Romeo ve Jüliet Doğu’da

KÜLTÜR SANAT 22.05.2022 06:30
‘Romeo ve Jüliet Doğu’da
Abone Ol google-news

Kadir İNCESU

Nevra Bucak, Artshop Yayınları’nca yayımlanan “Jüliet’in Gölgesinde” ile çıktı okurlarının karşısına. Bucak, Güneşli Prensliği’nden Yusuf ile kardeş bir ırktan gelen Yıldız Prensliği’nden Melike’nin imkânsız gibi görünen aşkını anlatırken, asıl dikkat çekmek istediği konuları da ustalıkla serpiştiriyor satır aralarına… Bucak ile yeni romanı üzerine konuştuk.

“Jüliet’in Gölgesinde” romanınız için neden, W. Shakespeare’e gönül borcunuz olduğunu düşünüyorsunuz?

Her yazarın Shakespeare’e, az ya da çok bir gönül borcu olduğunu düşünüyorum. Yüzyıllardır onun şiirleriyle besleniyor, her biri dünyaca ünlü oyunlarını ilgiyle, hayranlıkla izliyoruz. Yüreklerimizde taht kurmuş bir Othello, bir Macbeth, bir Kral Lear, bir Hamlet ve diğer yapıtları nasıl unutulabilir. Son yıllarda Batılı pek çok ünlü yazarın, Shakespeare’in yapıtlarını günümüze uyarlayıp değerlendirerek, konusundan uzaklaşmadan, kendi yorumlarını da katarak kitaplar yazdıklarını biliyoruz. Ben de Romeo ve Jüliet’in Doğu versiyonunu yazdığımda, duyumsadığım gönül borcumla ona ithaf ettim.

“Romeo ve Jüliet”in Doğu versiyonunu yazmak bir risk değil miydi?

Yazmayı düşündüğümde bunun bir risk olduğu hiç aklıma gelmedi. Her ne kadar, Romeo ve Jüliet’ten esinti alsam daz bu benim kafamda kurduğum Yusuf ile Melike’nin öyküsü olacaktı; Doğu’ya özgü bizim Romeo ve Jüliet’imiz.

romeo-ve-juliet-dogu-da-1018708-1.
Nevra Bucak

Farklılıkları nedir iki eserin?

İki eserin arasında farklılıklar var, elbette bire bir yazmadım. Shakespeare’in eserinde kavgalı iki ailenin çocuklarının anneleri Lady Capulet ve Lady Montague gölgede kalmışlardır, sesleri pek çıkmadığı gibi kocalarının sözünden de çıkmazlar. Benim romanımda, özellikle Melike’nin annesi Prenses Aliye, pasif gibi durmasına karşın, sonradan kızının mutsuz olmaması için, elinden ne geliyorsa yapmaya çalışır, yapar da. Kendisi, istemediği mutsuz bir evlilik yapmıştır, kızı Melike’nin de aynı kaderi yaşamaması için, kocası Prens Hasan’a karşı koyar. Yusuf’un annesi Prenses Gülnaz Sultan ise, kocasına sözünü geçiren bir kadındır. Her iki kadın da iki prensliğin barış yapması için uğraşırlar, birbirlerini çok seven çocuklarının istediklerini yerine getirmeye çalışırlar; öte yandan Romeo ve Jüliet’teki Rahip Lawrence’ın yerini ise Rıza Hoca adını verdiğim saygın, dürüst bir din adamı aldı. Bu iki din adamının arasındaki fark; Rahip Lawrence, Romeo ve Jüliet’in evlenmesini, kavgalı her iki ailenin barışması için ister. Rıza Hoca ise, yıllarca sürmüş savaşlar nedeniyle, iki oğlunu yitirmiş, karısı da ağlamaktan gözlerini kaybetmiştir. Savaşın ne olduğunu çok iyi bilmektedir, üstelik yitirdiği oğullarından birini Yusuf’a benzettiği için de yürekten iki gencin birleşmelerini ister. Ben, ‘Jüliet’in Gölgesinde’yi daha farklı bir sonla bitirdim.

Dikkat çektiğiniz sorunların aradan geçen onca yılda geldiği durumu nasıl değerlendirirsiniz?

Değişen bir şey olmadığını görüyorum. İnsan, sürekli aynı kalmış. Dudak uçuklatan teknolojilere, yapay zekâ gibi önemli buluşlara karşın hem de. Liderlerin egosu, diğer ülkelere yayılma politikaları, sudan bahanelerle hırs ve açgözlülük savaşları hiç bitmemiş. Bu romanı yazarken aile içi ve toplumsal sorunlara da değindim. Romanımın kahramanları Yusuf ile Melike’nin aşklarını ön plana çıkarmama karşın, savaşların nasıl acı sonuçlar verdiğini dile getirmeye çalıştım. Bu romanım yayımlandıktan çok kısa bir süre sonra, Rusya-Ukrayna savaşı başladı. Demek, değişen pek bir şey olmamış, bu savaşlar bir türlü bitmiyor, bitmeyecek gibi de görünüyor, yine de şimdilik diyelim. Biz yazarların, sanatçıların umutsuz olmamamız gerektiğine inanıyorum, her şeye karşın.

Yeni bir çalışmanız var mı?

“Bitirip demlenmesini beklediğim bir romanım var. Korona günlerinde yazmıştım. Zaten Jüliet’in Gölgesinde’yi yazdıktan sonra iki yıl bekletip yayımcıma vermiştim. Yeni romanım, ‘Bir İstanbul Rüyası’, bu kez düşsel bir ülkede geçmiyor, bir dönem romanı. 50’li yılların, Kadıköy ve Beyoğlusu’nda geçiyor. Sonra da, 70’li yılların Bağdat Caddesi’ne gidiyoruz. O yıllarda cadde kendi dünyasında yaşardı

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

Birgün'e Abone ol