Google Play Store
App Store

Standart belgeli, 'saat gibi işleyen' kulüp, meğer mafyanın vize bürosu gibi çalışmış. Beşiktaş'ın Alaaddin Çakıcı'nın yurtdışına kaçışında kullanılması, sahip oldukları vizyonla övünenlerin ufkunu gösterdi. Çakıcı'nın akrabası Sinan Engin,...

Standart belgeli, 'saat gibi işleyen' kulüp, meğer mafyanın vize bürosu gibi çalışmış. Beşiktaş'ın Alaaddin Çakıcı'nın yurtdışına kaçışında kullanılması, sahip oldukları vizyonla övünenlerin ufkunu gösterdi. Çakıcı'nın akrabası Sinan Engin, basına yansıyan açıklamasında "Biz İbrahim Arı için vize talebinde bulunmuştuk. Arı'nın sonradan Çakıcı olacağını nerden bilebilirdik" demiş.

Çakıcı'yla ilişkisi nedeniyle polis tarafından bir buçuk yıldır 'teknik takibe' alınan, telefonları dinlenen Engin'in bu açıklamasına inanan var mı?

Diyelim ki inandık!

İtalya'da transfer faaliyeti yürüteceği için vize talebinde bulunulan İbrahim Arı kim?

Erol Evcil'in adamı... Sinan Engin, kulübün bu adama vize talebinde bulunduğunu kabulleniyor ve bundan dolayı her hangi bir rahatsızlık duymuyor.

Süleyman Seba'dan sonra kulübün nerden nereye geldiğinin bundan daha iyi bir göstergesi olamazdı, herhalde...

Başkanlık yarışında dört aday var. Vize skandalının basına yansımasının üzerinden bir hafta geçti. Henüz hiç bir adaydan, bu rezaletle ilgili tek bir cümle duymadık. Aksine, skandalın yaşandığı anda başkanlığı yürüten Serdar Bilgili ile kolkola poz verme yarışındalar...

Umarım, oy kullanacak kongre üyeleri, adayların bu ayıbını göz önünde tutar.

Gelelim adayların teknik direktör seçimine...

İlk hamle Yıldırım Demirören'den geldi. Halen Macar milli takımını çalıştıran Lothar Matthaus ile anlaştığını açıkladı. Önce sıkıntı yaşadıysak da Matthaus'un Macar gazetelerinde yer alan "Beşiktaş'tan teklif geldi ama kabul etmedim, amacım Macar milli takımını Dünya Kupası finallerine taşımak" açıklaması, bir nebze de olsa yüreğimize su serpti.

Sıkıntımızın nedeni, Matthaus'un Beşiktaş'ın teknik direktörlüğüne ne ölçüde yakışacağı konusunda duyduğumuz tereddüt... Bahsi geçen Alman, futbol kamuoyunda ırkçı tutum ve davranışlarıyla tanınır, hatta bu konuda kendi takım arkadaşları tarafından bile eleştirilmiştir. Kimileri bu durumu çok önemli bulmayıp "canım, biz adamın futbol kariyerine bakalım" diye geçiştirmek isteyecektir, ama o kadar basit değil. Avrupa'nın bir çok ülkesinde sadece bu özelliği nedeniyle iş bulması çok zor olan birinin Beşiktaş'ın başına getirilmeye çalışılmasından, müsade edin de rahatsızlık duyan birileri olsun.

Macar basınında yer alan haberlere rağmen, kendimizi hala yeterince rahat hissetmiyoruz. İçimizdeki kuşkunun nedeni, özellikle transfer konusunda, Macar spor basınının da tıpkı bizdeki gibi, masa başından uydurma haber yapma alışkanlığının olma ihtimali...

LUCESCU'YLA DEVAM?

Söz teknik direktörlükten açılmışken; tüm adayların Lucescu isminin üstünü çizmesi de dikkat çekici...

Lucescu meselesini 'takıntı' haline getirdiğimi düşünenler olabilir. Belki de öyledir ama lütfen meseleye bir de şu açıdan bakalım.

Romen teknik adam, Beşiktaş'ın son 17 maçı bir kenara bırakılacak olursa, Türkiye'de son üç buçuk sezonun en başarılı ismidir. Gerek yurtiçi gerek Avrupa performansının istatistikleri ortadadır. Çalıştırdığı iki takımda da sınırlı imkanlarla elde ettiği bu başarıya rağmen, Beşiktaş camiası Lucescu'ya karşı yaratılan linç ortamına maalesef direnememiş, kendi teknik direktörüne sahip çıkamamıştır.

Son 17 maça gelirsek... Yaşanan başarısızlıkta faturayı bütünüyle Lucescu'ya çıkarmak ağır bir haksızlık olduğu kadar akıl almaz bir şuursuzluktur. Bana kalırsa, herhangi bir teknik adam, çalıştırdığı takımın performansının bu kadar radikal bir düşüşe geçmesini istese de sağlayamaz. Hal böyle iken, Lucescu'yu Türkiye'den göndermeye and içmiş spor medyasındaki oligarşinin yaygarasına pabuç bırakmak yerine, takımın yaşadığı hezimetin, içerdeki ve dışardaki gerçek nedenleri üzerinde açık yüreklilikle ve cesaretle durulsa Beşiktaş için çok daha hayırlı olurdu.

Ama, Kapalı taraftarı bile düne kadar yere göğe koyamadıkları Luce'lerine "...tir git" diyebiliyorsa, yapacak fazla bir şey kalmamış demektir.