Avrupa’da malumun ilamı gerçekleşti, aşırı sağcı partiler Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinden güçlenerek çıktı. En büyük darbeyi alan Fransa’da Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron parlamentoyu feshederek erken seçim kararı alırken Belçika Başbakanı Alexander De Croo istifa etti.

Sağ rüzgâr fırtınaya döndü
Fotoğraflar: AA

Dış Haberler

Avrupa Birliği (AB) üyesi 27 ülkede AP’deki 720 sandalyenin sahibinin belirlenmesi için sandığa gidildi. Sandık çıkış anketlerine göre Avrupa’daki en büyük uluslararası siyasi parti olan merkez sağ Avrupa Halk Partisi (EPP), kazandığı 184 sandalye AP’deki çoğunluğunu korudu.

Merkez sol çizgideki Sosyalistler ve Demokratlar İttifakı (S&D) ikinciliği koruyarak 135 sandalyenin sahibi oldu. Aşırı sağda yer alan iki grup, Muhafazakârlar ve Reformistler (ECR) ile Kimlik ve Demokrasi (ID) ciddi şekilde güç kazandı. ECR sandalye sayısını 73’e çıkarırken ID de 58 sandalye kazandı. Öte yandan Almanya’dan Almanya için Alternatif (AfD) ve Macaristan Başbakan Viktor Orban’ın Fidesz partisi gibi herhangi bir gruba üye olmayan aşırı sağcı partiler de seçimden güçlenerek çıktı. Avrupa’nın “belkemiği” sayılan ülkelerde aşırı sağcı partilerin seçimden güçlenerek çıkması, kıta ve dünya kamuoyunda deprem etkisi yarattı.

• ALMANYA:

AFD İKİNCİ SIRADA

AP’ye en çok üye gönderen Almanya’da Hristiyan demokrat CDU/CSU ittifakı, oyların yüzde 30’unu alarak 29 sandalye kazanarak birinci sırayı aldı. ID grubu ile yolları ayrılan aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) ise 2019’daki seçime göre oylarını 5 puan artırarak 17 milletvekili kazandı. Hükümet koalisyonunun büyük ortağı ve Başbakan Olaf Scholz’un partisi Sosyal Demokratlar (SPD) ise 14 milletvekili ile üçüncülüğe geriledi. Koalisyonun diğer ortaklarından Yeşiller ise 8,6 puan kaybıyla seçimdeki en büyük hezimeti yaşadı. Sahra Wagenknecht İttifakı-Anlayış ve Adalet İçin (BSW) ise yüzde 6 ile 6 milletvekili kazandı.

ERKEN SEÇİM ÇAĞRISI

Seçimde koalisyon hükümetinin aldığı tarihi yenilgi, meşruiyetinin sorgulanmasına neden oldu. Muhalefet temsilcileri, Scholz’u erken seçim kararı almaya ya da güven oylamasına davet etti. Sonucu “bir felaket” olarak nitelendiren CDU Başkanı Friedrich Merz, “Koalisyon hiçbir şey olmamış gibi devam edemez. Sonuc, halkın hükümete güveninin bittiğini gösteriyor” dedi. CSU lideri ve Bavyera Başbakanı Markus Söder de “seçmenin erken seçime gidilmesini istediğini” kaydetti.

KRAH LİSTEDEN ÇIKARILDI

Almanya’nın doğu eyaletlerinde ve gençler arasında giderek popülerleşen AfD, seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından liste başı adayı Maximillian Krah’ı AP listesinden çıkardı. Göçmenler ve yabancılar hakkında tartışmalı açıklamalar yapan Krah’ın “Her SS subayı suçlu değildi” sözleri, partinin ID’den ihraç edilmesine neden olmuştu.

• FRANSA:

FRANSA’DA ERKEN SEÇİM KARARI

Fransa’da aşırı sağcı Marine Le Pen’in Ulusal Birlik (RN) partisi, oyların yüzde 31’ini alarak en yakın rakibi Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Rönesans partisinin oylarını ikiye katladı. Aşırı sağın tarihi zaferini tanıyan Macron, Ulusal Meclis’i feshederek erken seçime gidileceğini duyurdu. Macron seçimin ilk turunun 30 Haziran’da, ikinci turunun ise 7 Temmuz’da yapılacağını kaydetti. Le Pen seçim kararını "İktidarı devralmaya hazırız" sözleriyle değerlendirdi. Paris’te sokaklara inen göstericiler, sol partilere anlaşmazlıklarını bir tarafa bırakarak aşırı sağın yükselişine karşı birleşme çağrısı yaptı.

MACRON’UN SEÇİM KUMARI

Le Monde gazetesinin İstanbul temsilcisi Nicolas Bourcier, Fransa’da aşırı sağın tarihi zaferini ve Macron’un erken seçim kararını BirGün’e değerlendirdi: Macron ateş ile oynuyor ve bunun sonuçları ağır olabilir. Macron’un parlamentoyu feshetmesi ve seçim çağrısı yapması bir poker oyununa benziyor ve bu oyunda pullar maalesef Fransızlar olacak. Erken seçimde Le Pen’in başbakan olma şansı var. Bu gerçekleşirse hem hükümet hem ülke demokrasisi için büyük bir yenilgi olacaktır.

Her şeyden önce Macron erken seçim kararını AP seçimlerinin sonuçlanmasından yalnızca dakikalar sonra yaptı. Bir özeleştiri ve tartışma ortamına izin vermedi. Bu hızla alınan karar sonrası Anayasa’ya göre 20 ila 40 gün içinde Fransa bir seçime gitmek durumunda. Buna gerekli reaksiyonu vermesi gereken partiler bu kadar kısa sürede bunu başarabilir mi henüz belli değil.

Nicolas Bourcier
Le Monde gazetesi İstanbul Temsilcisi

SOLUN BİRLEŞMESİNİ ENGELLEMEK İSTİYOR

Macron’un bu hamlesinde bu kadar acele etmesinin sebebi ise Fransa solunun birleşmesini engellemek. 1936 yılında yapılan seçimlerde birleşen Fransa solunun iki savaş arasında hükümete gelmesine benzer bir durum özellikle bu aşırı sağ tehlikesinde tekrar mümkün olabilir. Bu konu ile ilgili çalışmalara başlanılmış gözüküyor.

Bu noktada Macron, Avrupa seçimlerinde alınan büyük yenilginin bir testi olarak Fransa’da yapılacak seçimleri göstermiş oldu. Bunun nedeni elbette Fransa seçimlerinin Avrupa seçimlerine göre halka çok daha doğrudan etkilerinin olması. Macron’un partisi bu seçimlerde sadece 14 puan alırken Le Pen’in partisi 16 puanı buldu. Bu sonuç görev süresinin bitimine iki buçuk yıl kalmış ve artık halkı ikna edemeyen “güçsüz” bir Macron imajını bize gösteriyor.

Avrupa’nın karşı karşıya kaldığımız risk aşırı sağ. RN partisinin Le Pen’i başbakan yapması çok olası gözüküyor. Kendisini başbakan olarak görmemizi engelleyecek yegâne güç ise ancak birleşmiş bir sol olabilir.

Bu noktada Almanya’nın da Fransa ile benzer sonuçlara sahip olmasına rağmen erken seçim kararı almamasını daha akılcı buluyorum. Avrupa genelinde her ülkede aşırı sağ mevcut ve güçlenmekte ancak aralarında bir fikir birliği olduğu şüpheli. Bu grupların birbirleriyle çatışan gruplar olduğunu da biliyoruz. Parlamentodaki yüzde 25 ancak birleşirse büyük bir tehlikeye dönüşebilir. Avrupa, bu risklerin karşısında demokratik bir düzeyde birleşmezse geleceğimiz karanlık görünüyor.

• İTALYA:

MELONI GÜÇLENEREK ÇIKTI

İtalya’nın aşırı sağcı Başbakanı Giorgia Meloni ise, Almanya ve Fransa’da gerileyen iktidarların aksine seçimden güçlenerek çıktı. AP seçimlerinde yakından takip edilen ülkelerden İtalya’da Başbakan Giorgia Meloni’nin faşist hareketlere dayanan İtalya’nın Kardeşleri (FdI) partisi, yüzde 29 ile birinci parti oldu. Bir önceki seçime göre yüzde 20’den fazla artış kaydeden Meloni, 2019’daki seçimde yüzde 6,4 ile 5’inci parti olabilmişti. Muhalefetteki merkez sol Demokratik Parti (PD) ise bir önceki seçime göre 5 puan artışla yüzde 24 oyla ikinci oldu. Meloni, seçim sonuçlarını “sansasyonel” olarak değerlendirirken seçime düşük katılımın “AB kurumlarının halktan uzaklaştığını gösterdiğini” kaydetti.

• BELÇİKA:

BAŞBAKAN İSTİFA ETTİ

AP seçimlerinin yanı sıra federal ve bölgesel parlamento seçimlerinin yapıldığı Belçika’da aşırı sağcı Vlaams Belang (Flaman Çıkarı) partisinin birinci çıkacağı öngörüsü gerçekleşmese de sonuçlar hükümette kriz yarattı. Başbakan Alexander de Croo'nun partisi Flaman liberal Open Vld ise yüzde 2,6 oranında gerileme kaydetti ve yüzde 5,7 oy oranı ile 9’uncu oldu. Başbakan Alexander De Croo, “Seçim sonuçları hayal kırıklığı oldu ve bunun sorumluluğunu üstleniyorum” diyerek istifa etti.

Genel seçim sonuçlarına göre ülkede sol partilerin oy oranı azalırken Flaman kanadında sağ ve aşırı sağ partilerin ilk sıralarda gittiği görülüyor. Başbakan De Croo'nun partisinin federal hükümette veya Flaman kesiminde kurulacak hükümetlerde yer alması beklenmiyor.

• İSPANYA:

SAĞ YERİNİ KORUDU

İspanya'da seçimi az farkla da olsa mevcut durumda ana muhalefette bulunan merkez sağ Halk Partisi (PP) kazanırken Başbakan Pedro Sanchez’in Sosyalist Parti’si (PSOE) ikinci oldu. PP, AP’de İspanya’ya ayrılan 61 sandalyenin 22’sini, PSOE 20’sini, aşırı sağcı Vox ise 6’sını kazandı. İspanya'da Temmuz 2023'te yapılan son genel seçimlerde alınan oy oranlarına göre kıyaslama yapıldığında birinci parti olmaya devam eden PP'nin yüzde 33,06 olan oy oranını yüzde 34,18'e çıkardığı, ikinci büyük parti PSOE'nin oy oranının ise yüzde 31,68'den yüzde 30,19'a düştüğü görüldü.

∗∗∗

BİRLİK’İN GÜCÜ ZAYIFLAYACAK

Gazeteci Yücel Özdemir, AP seçimlerini BirGün’e değerlendirdi: “Seçimler, ibrenin sağa kaydını gösteriyor. Bu da yeni değil. Aşırı sağ partiler, özellikle ECR ve ID grubu ve aşırı sağ popülist hareketlerin bir yükseliş içerisinde olacağı belliydi.

Bu denklemde tabii ki asıl problem geleceğin Avrupa’sı ne olacak sorusu. Serbest dolaşımdan AB’nin küresel güç olması söylemler artık çok zayıflayacak. Çünkü sağ ve aşırı sağ partiler, AB yerine ulusal çıkarları ön plana koyuyor.

Fransa ve Belçika örneğinde olduğu gibi, hükümette olan ve merkezde bulunan partilerin güç kaybettiği bir süreçteyiz. Özellikle 2019-2020’den bu yana pandemi, ardından gelen Ukrayna Savaşı, hayat pahalılığı, ekonomi gibi ağırlaşan sorunlara bu partilerin bir çözüm getirmeyeceklerini geniş kitleler gördü artık. Merkez partilerden bir kopuş var. Tepki doğru yere yani sol, ilerici, antikapitalist, savaş karşıtı dinamiğe akmıyor. Bu dinamik zayıf ve böyle olunca da kısmen solun argümanlarını kullanıyorlar.  Örneğin Ukrayna konusunda Almanya’daki AfD’den Fransa’daki RN’ye kadar savaşa daha mesafeli davranıyorlar. Uluslararası ilişkilerin bozulmamasını sağlıyorlar, kısmen eleştirel davranıyorlar.

Yücel Özdemir
Gazeteci

‘ULUS’ ÖN PLANDA

Hepsi ulus devletin çıkarlarının Avrupa Birliği’nin çıkarlarında üstün olduğunu savunuyor. Siyasal süreç Avrupa’yı entegrasyondan çok deentegrasyona doğru götürüyor. Bu seçim bu konuda çok ciddi bir dönemeç olabilir. Bundan 5 yıl sonra yapılacak seçimlerde, 2029’da seçimlerin olduğu ve mevcut sorunların böyle devam ettiği takdirde, bugün bu kadar çıkış yapan hem muhafazakâr partiler hem aşırı sağ partiler bugünkünden daha da artmış olacak. Geçtiğimiz döneme göre aslında 24 vekil fazla kazanmış durumdalar.

SERMAYE TEMKİNLİ

Dışarıdan bakınca Avrupa’ya faşizm geldi gibi anlaşılıyor. Bu hareketlerin ve partilerin arasında görüş ve çıkar farklılıkları var. Faşizmin geldiğini söylemek zor.

Şu anda bire bir ‘30’lardaki gibi bir görüntü yok, toplumsal direniş hareketleri yüksek. Faşistlerin hızlı davranıp o bildiğimiz klasik faşizm yönetimiyle iktidarı ele geçirmesine olanak yok. Şu anki Avrupa sermayesindeki uluslararası tekeller böyle bir opsiyon tercih etmiyorlar. Mesela içe kapalı olsa da dünya pazarlarından yararlanmak isteyen Almanya ya da İtalyan sermayesinden bahsedebiliriz. Onlar da temkinli davranıyorlar. Çünkü diğer partiler şu anda burjuvazinin istediği her şeyi yerine getiriyor zaten. İster Yeşiller ister sosyal demokratlar ister Hristiyan demokratlar olsun bugün militarizm, emekçileri sömürme ve yoksullaştırma neoliberal politikasında sermayenin dediklerini yapıyorlar.