Google Play Store
App Store
Sağlık Bakanlığı 2026 bütçesi yetersiz, dağıtım tercihleri yanlış!
Fotoğraf: DHA

Kayıhan PALA*
 
Sağlık Bakanlığı’nın 2026 yılı bütçe teklifi 21 Kasım 2025 Cuma günü TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülecek ve karara bağlanacak. Meclis’e sunulan teklif, Sağlık Bakanlığı bütçesinin yetersizliğini ve bütçenin dağıtımındaki tercihlerin yanlışlığını, önceki yıllarda olduğu gibi, yine açık olarak ortaya koyuyor.

Sağlık Bakanlığı’nın kendisine verilen bütçe ile iki temel işlevi yerine getirmesi beklenir:

  1. Erken ölümleri önleyerek yaşam süresini ve
  2. Yaşam süresi içerisindeki sağlıklı geçen süreyi uzatmak.

Ancak 2026 bütçesinin bu işlevleri yerine getirmek bakımından yeterli olamayacağı, yukarıda sıralanan gerekçeler nedeniyle çok açık.

Türkiye’de doğumda beklenen yaşam ümidi, 2000-2013 yılları arasında Dünya Sağlık Örgütü Avrupa bölgesindeki ülkelerden yüksekti. 2007’den itibaren duraksamaya başladı, 2014 sonrasında ise Dünya Sağlık Örgütü Avrupa bölgesindeki ülkelerden aşağı düştü. COVID-19 pandemisi sonrasında, ara giderek açıldı.

Oysa Türkiye, OECD ülkelerinde 1960-2000 yılları arasında doğumda beklenen yaşam ümidi en çok artış gösteren ikinci ülkeydi. Doğumda beklenen yaşam ümidi 2023’te Türkiye’de OECD ülkeleri ortalamasından 3,8 yıl daha az ve Türkiye, Pandemi sonrasında doğumda beklenen yaşam ümidinin en fazla azaldığı ülke. TÜİK verilerine göre, pandeminin çok etkili olduğu üç yılda (2020, 2021, 2022) fazladan ölüm sayısı Türkiye’de 309 bin kişiyi aştı.

Türkiye’de son yıllarda solunum sistemi hastalıklarından ölümler artıyor, bulaşıcı hastalıklardan ölümler Avrupa’dan yüksek ve COVID-19 pandemisiyle ilişkili ölümlerin oranı Avrupa’nın iki katı. Bu koşullarda Sağlık Bakanlığı’nın 2026 bütçesini tartışıyoruz.

Türkiye’de bebek ölüm hızı ve beş yaşın altındaki çocuk ölüm hızı çok yüksek ve hem bölgeler arasında hem de iller arasında büyük eşitsizlik var. Örneğin bebek ölüm hızı 2024 yılında Artvin’de binde 3,7 iken Gaziantep’te binde 16,7.

Türkiye’de “kaçınılabilir nedenlere bağlı ölüm hızı” da Avrupa Birliği ve OECD ortalamasından hem “Önlenebilir nedenlere bağlı ölüm hızı” hem de “Tedavi edilebilir nedenlere bağlı ölüm hızı” bakımından yüksek.

Sağlık Bakanlığı 2026 yılı bütçe teklifi “1 trilyon 474 milyar 947 milyon 780 bin TL”. Bakanlık bütçesinin merkezi yönetim bütçesi içindeki oranı yüzde 7,8 olarak teklif ediliyor. Geçen yıl yüzde 6,9 olan oranın yükseltilmesi önemli ama yetersiz; Sağlık Bakanlığı’na ayrılan bütçenin en az yüzde 10, kamu bütçesi çerisindeki tüm sağlık harcamalarının oranının ise en az yüzde 15 oranında olması gerekiyor. OECD ülkeleri arasında hükümet harcamaları içerisinde sağlık harcaması en düşük ülkelerden biri Türkiye. Bu durum, Türkiye’de sağlık harcamalarının yükünü ağırlıklı olarak prim, katkı/katılım payı, özel sağlık sigortası, cepten sağlık harcaması vb. kalemlerle yurttaşın sırtına yüklüyor. Parası olan, parasının yettiği ölçüde sağlık hizmetlerine erişebiliyor…

Sağlık bütçesi içerisindeki tercihler de yanlış. Türkiye’de sağlık harcamaları içerisinde hastanelerin payı çok yüksek (yüzde 58), bu oran OECD ülkelerinde yüzde 39. Sağlık Bakanlığı bütçesinden koruyucu hizmetlere ayrılan pay ise (yüzde 27,5) çok yetersiz! Üstelik 2023 yılının (yüzde 28,6) bile gerisinde. AKP iktidarı, koruyucu hizmetleri geri plana bırakan ve tedavi edici hizmetleri önceleyen, böylece sağlık alanındaki sermayeye birikim ve kar maksimizasyonu sağlayan tercihini sürdürüyor.
Bu arada, aşılama hızı düşüyor. Sağlık Bakanlığı kayıtlarına göre 2023 yılında Türkiye’de yüzde 98,8 olan DaBT3 aşılama hızı, 2024 yılında yüzde 96’a gerilemiş durumda; aynı hız İstanbul’da ise yüzde 98,5’ten yüzde 92’ye düşmüş durumda. Kızamık aşılama hızı da ülke çapında yüzde 94’ün altına gerileyerek, son yılların en düşük aşılama hızı olarak karşımıza çıkıyor. Bu durum, birkaç yıl içinde başta İstanbul olmak üzere yeni kızamık salgınlarının habercisi de olabilir.

Türkiye’de 2024 yılında boğmaca da 1588 vaka ile 2000 yılından bu yana en yüksek vaka sayısı olarak kayıtlara geçti. Aşıyla korunulabilir bir hastalık olmasına rağmen boğmacadan ölen çocuklar da raporlanmaya başlandı maalesef.

Yaşlıları koruyucu önlemlerin yetersiz kaldığını, yüksek risk grubundaki kişiler için yeni kuşak COVID-19 aşılarının ülkemize getirilmediğini ve grip aşılama oranının da çok düşük olduğunu ekleyelim.

Sağlık Bakanlığı 2026 bütçesinin en sorunlu yanlarından birisini de -yine- şehir hastanelerine yapılacak ödemeler oluşturuyor. Şehir hastaneleri, Sağlık Bakanlığı bütçesini geçmiş yıllarda olduğu gibi rehin almış durumda. 2026 yılında şehir hastanelerine Sağlık Bakanlığı bütçesinin yüzde 9,23’ü oranında, toplam olarak “136 milyar 148 milyon 659 bin TL” ödenmesi planlanıyor. Şehir hastanelerinin günlük maliyeti 373 milyon TL’yi bulacak ve belki de geçecek. Geçebilir çünkü şehir hastaneleri için bütçe başlangıç ödeneklerine konulan tutarlar yılın sonuna doğru aşılabiliyor. Örneğin, şehir hastanelerine 2025’te bütçe başlangıç ödeneğinden yüzde 16,8 daha fazla kaynak aktarılıyor. 2025 bütçe ödeneği 104,6 milyar TL iken 2025 yılının ilk 10 ayında bu ödeneğin 101,8 milyarı harcandı; 2025 yılında toplam olarak 122,2 milyar TL ödeme yapılacağı tahmin ediliyor.

Sağlık hizmetlerine erişim ve hizmetin kalitesinin sağlık harcamaları ile yakından ilişkili olduğu biliniyor. Türkiye’de sağlık hizmetlerinden memnuniyet (Yaşadığı bölgede elde edebildiği kaliteli sağlık hizmetlerinden memnun olan nüfusun oranı) giderek azalıyor. Öyle ki 2024 yılında sağlık hizmetlerinden memnun olanların oranı 2014 yılına göre 30 puan azalarak, yüzde 41’e kadar düştü. Bu oran OECD ülkeleri içerisinde Yunanistan’dan sonra en düşük memnuniyet oranı.

AKP tarafından 2003 yılında duyurulan ve uygulamaya konulan “Sağlıkta Dönüşüm Programı” iflas etti. Sağlığı ticarileştiren ve hak olmaktan çıkartan neoliberal sağlık politikalarının, yurttaşların sağlık gereksinimlerine yanıt vermesi olanaklı değil.

Her yurttaşın, ihtiyaç duyduğu sağlık hizmetlerine (koruyucu sağlık hizmetleri, tedavi edici hizmetler ve rehabilitasyon hizmetleri) ülkemizin her yerinde ve her zaman erişebilmesini sağlamak için, kamunun, yurt çapında ve her basamakta etkili bir sağlık hizmeti sunacağı kamucu, eşit, ücretsiz, erişilebilir ve nitelikli bir sağlık sistemine ihtiyaç var!

*Tıp Doktoru, Halk Sağlığı Profesörü, CHP Bursa Milletvekili