birgün

13° AÇIK

BİLİM 10.05.2020 07:45
author

Salgın, soru işaretleri ve normalleşme

Medyada ve kulaktan dolma haberlere inanmamak ve bilimin şu anda yanıtları bilinmeyen soruların yanıtlarını bulmasını beklemek gerekiyor. Normalleşme şu anda nahif bir önermeden öteye geçemiyor, çünkü normal nedir bilemiyoruz

Salgın, soru işaretleri ve normalleşme

COVID-19 salgınında dünyada tanımlanan vakaların sayısı 4 milyonu, yaşamını kaybedenler ise 275 bini aştı. Hastalığı en şiddetli yaşayan Avrupa’da vaka sayıları düşüşe geçmiş gibi görünse de tedirginlik devam ediyor. ABD’deki vaka artışı ise hız kesmiyor. Rusya ve Brezilya’da günlük tanımlı vakalarda önemli artışlar gözleniyor. Salgının başından itibaren günlük vaka sayılarının 90 bini geçtiği sekiz gün var ve bunların üçü son dört günde yaşandı. Dünyada salgın devam ediyor.

Epidemiyolojik projeksiyonlara göre salgının ilk dalgasında Avrupa’da bir düşüş var ancak sosyal mesafe (fiziksel mesafe) kurallarına uyulmazsa ve karantina önlemleri gerektiği gibi uygulanmazsa vaka sayıları daha da artacak. Bilimsel açıklamalara dayanarak ikinci ve üçüncü dalgaların olacağını kestirmek zor değil. Bu duruma rağmen birçok ülke tedbirleri gevşetmeye ve sosyal yaşama geri dönme planları yapmaya başlıyor. Peki bu “geri dönüş” nasıl olur? Okulların ve kamu alanlarının, işletmelerin açılmasında uyulması gereken kurallar nelerdir? Bu soruların yanıtında henüz bir mutabakat sağlanmış değil. İş yaşamının sekteye uğraması ve bunun işsizliği getirecek olması, bir an önce üretime geri dönülmesine dair kararların alınmasında önemli rol oynuyor. Türkiye’de de AVM ve iş yerlerinin açılması kararları da bu güdülerle alınmış görünüyor. Türkiye’de test sayılarının düşük olması tanımlanan vakalarla ilgili bütünlüklü bir tabloyu görmemizi olanaksız kılıyor. Verilerin şeffaf ve detaylı açıklanmıyor olması da gidişata dair bilim insanlarının sürece müdahale ve yorum yapma şansını ortadan kaldırıyor. Aceleci kararların bilim kurulu üyeleri tarafından da eleştirildiği bu günlerde yaz tatilleri, ligler, alışveriş merkezleri ve sosyal yaşama dair alınan kararlar büyük risk taşıyor.

TEDBİRLERİ ERKEN GEVŞETMEK, SALGINI ARTIRIR

Kesin olarak söyleyebileceğimiz şu var: Eğer önlemler erken kaldırılırsa, salgının yayılım dinamikleri göz ardı edilerek aceleci davranılırsa daha büyük bir fatura ile karşılaşabiliriz. Dünya Sağlık Örgütü, kısıtlamaların kaldırılmasına yönelik bazı öneriler yayınlamıştı1. En temel öneri ise aşı ve ilaç olmadan, salgının önlemenin yolunun yayılımı önleyici tedbirlerden vazgeçmemek, yani yüksek sayıda test, etkili vaka takibi ve sosyal mesafe uygulamaları olduğuydu. Oxford Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmaya göre DSÖ’nün önerdiği yolların hepsini takip eden ülke bulunmamakta. Bu kriterlere yaklaşan sadece birkaç ülke var2. Neredeyse hiçbir ülke COVID-19 vakalarının tahmin edilebilir öbeklere indirgenmesini başaramadı. Bu şu anlama geliyor: Salgının tam yaygınlığı belirlenemiyor ve dolayısıyla da kontrol altına alınamıyor. Test ve tanı metotlarındaki eksiklikler nedeniyle bulunamayan vakalar çoğunlukta. Bazı kaynaklara göre tanımlı vakaların 10 katına kadar çıkabilen tanımlanamamış ve bulunamamış vakalar var3,4,5. Bu vakaların bir kısmı asemptomatik yani kişiler kendilerinin de hastalığı geçirdiklerinden habersizler. Bu, elbette kontrol uygulamalarını oldukça zorlaştırıyor6. Özellikle okulların açılması konusunda önemli görüş ayrılıkları var.

İLAÇ ÇALIŞMALARI SÜRÜYOR, SONUÇ İÇİN DAHA ERKEN

Çocukların salgını yaymadaki etkileri konusu hâlâ büyük tartışmaları barındırıyor. Dünyada 15 yaşın altındaki çocuklardaki enfeksiyonların toplam enfeksiyonların küçük bir kısmını oluşturduğunu görüyoruz ancak bu sayıların gerçeği yansıtmaması olasılığı mevcut7,8. Yayımlanan bir çalışmada, 15 yaş altındaki her çocuğa karşılık üç erişkinin hastalandığını, bu nedenle de okulların kapanması tek başına salgını durdurmaya yetmeyeceğini ancak yavaşlatabileceğine dair bir önerme var9. Bir diğer yandan, çocukların da virüsü yetişkinler gibi taşıyabildiklerine ve en az erişkinler kadar etkilenebildiklerine ancak bağışıklık sistemlerinin genç ve güçlü olmasından dolayı ölümlerin az olduğuna dair çalışmalar var10. Bu nedenle virüsün dolaşımını azaltmak için çocukların bir araya gelmesinin önüne geçilmesi şart ancak bir yandan da eğitim sistemleri bu duruma nasıl adapte olacak bilinmiyor. Son haftalarda, çocuklarda COVID-19 enfeksiyonlarından sonra ortaya çıkan ikincil hastalıkların olduğu raporları da yayınlandı 11,12. Kreşlerin ve okulların açılmasının nasıl sonuçlar doğuracağını önümüzdeki zamanlarda göreceğiz.


Bir yandan belirsizlikler devam ederken, bir yandan da aşı ve ilaç çalışmaları hızla sürmekte. Geçen haftalarda umut veren ilaçlardan biri Remdesivir ile ilgili biri Çin’den biri ABD’den iki haber geldi. Çin’deki çalışmada Remdesivir’in hastalığın seyrini kısalttığı ancak ölüm oranlarını düşürmediğine dair bir açıklama yapılırken13 ABD’den de hastalığın seyrine dair benzer bir açıklama yapıldı ve ek olarak Remdesivir verilen hastalardaki ölüm sayılarında bir düşüş yaşandığı ancak bunun istatistiki olarak güçlü olmadığı açıklandı14. Daha geniş klinik çalışmaların yapılması ve sonuçların karşılaştırılmasına ihtiyaç duyuluyor. Sıtma ilacına dair ise farklı sonuçlar ortaya çıkıyor. İlacın hastalığa bir etkisi olmadığına dair yorumlar ve çalışmalar artmakta15,16. Henüz tüm ilaçlar için yorum yapmak için erken.

AŞI ÇALIŞMALARI ARTIYOR, PEK ÇOK YOL DENENİYOR

İlaçların yanı sıra, aşı çalışmaları da devam ediyor. Dünyada klinik çalışmalarda insanlarda denenmeye başlanan aşıların sayısı artıyor. En klasik metot, etkisi azaltılmış ya da inaktive edilmiş virüsleri kullanarak vücutta bağışıklığı sağlamak. Enjekte edilen virüs parçacıkları vücutta antikor üretmeye yardımcı olabilir ve bağışıklık geliştirilebilir. Dünya üzerinde kullanılan birçok klasik aşı bu şekilde. İkinci bir mekanizma ise viral aşılar. Yani kendisini üretebilen ancak hastalığa yol açmayan bir virüsün içine SARS-CoV-2’nin hücreye girmek için kullandığı S proteinini koyup bunu insanlara vermek ve bu şekilde vücutta SARS-CoV-2 olmamasına rağmen virüsün S proteininin olması. Bu şekilde vücut S proteinini bağışıklık hafızasına alacak ve gerçek virüs ile karşılaşırsa hemen tepki gösterip hastalığın oluşmasını engelleyecek diye düşünülüyor. Üçüncü bir metot ise DNA ve RNA’nın yapıtaşı olan nükleik asitlerin kullanılması. Burada virüsün belli bir parçasını oluşturan genler, insan hücrelerine çeşitli tekniklerle veriliyor ve virüs proteinini oluşturulması sağlanıyor. Bu, virüsün tamamı ortamda olmadığından insan için tehlikeli değil fakat bağışıklık sisteminin yabancı bir proteini görmesi nedeniyle kişiye bağışıklık kazandırabilir. Almanya ve ABD’de üretilmeye çalışılan aşılar bu teknikleri kullanıyor. Protein bazlı asılar da yapılmaya çalışılıyor. Burada, virüsün proteini laboratuvar ortamında üretiliyor ve aşı şeklinde insanlara veriliyor. Şu anda hangi teknolojinin başarılı olacağını bilemiyoruz ancak aşı uzun erimli ve hangi derecede bağışıklık hafızası yaratabileceği ise belirsiz.

Son olarak, kamuoyunda sıkça dillendirilen mutasyonlar ve virüsün güçlenmesi konusunda da şunları söyleyebiliriz. Virüsün genetik dizini her insanda çoğaldığında değişme şansı yakalıyor. Halihazırda yüzden fazla mutasyon SARS-CoV-2’nin dizinlerinde bulunabiliyor. Bazı mutasyonlar proteinlerin dizinlerindeki yapıtaşları olan aminoasitleri değiştiriyor ve örneğin bunlardan bir tanesi virüsün hücreye girmekte kullandığı S proteininde17. Ancak bu değişikliğin virüsün yayılmasında, insanları enfekte etmesinde ve öldürücülükte herhangi bir etkisi var mı bilinmiyor. Bunu bilebilmek için geniş çaplı moleküler ve biyokimyasal çalışmalar yapmak gerek. Aynı şekilde bazı mutasyonlar da virüsün etkisini azaltabilir mi sorusu da akıllarda. Elbette bu imkân dahilinde ancak şu ana kadar herhangi bir mutasyonun virüsün etkisini azalttığı gösterilmedi. Arizona’da bir hastadan alınan virüste belli bir bölgenin yok olduğu söylense de18 bu sadece bir örnek ve bu değişikliğin virüsün moleküler işleyişini değiştirip değiştirmediği bilinmiyor. Medyada ve kulaktan dolma haberlere inanmamak ve bilimin şu anda yanıtları bilinmeyen soruların yanıtlarını bulmasını beklemek gerekiyor. Normalleşme şu anda nahif bir önermeden öteye geçemiyor, çünkü normal nedir bilemiyoruz.


1https://www.who.int/publications-detail/considerations-in-adjusting-public-health-and-social-measures-in-the-context-of-covid-19-interim-guidance
2https://www.bsg.ox.ac.uk/research/research-projects/coronavirus-government-response-tracker
3https://www.businessinsider.com/real-number-of-coronavirus-cases-underreported-us-china-italy-2020-4?r=DE&IR=T
4https://www.dw.com/en/millions-of-coronavirus-infections-left-undetected-worldwide-study/a-53066134
5https://science.sciencemag.org/content/368/6490/489
6https://www.nature.com/articles/s41586-020-2293-x
7https://theintercept.com/2020/05/01/coronavirus-children-undercount/
8https://www.cdc.gov/mmwr/volumes/69/wr/mm6914e4.htm
9https://science.sciencemag.org/content/early/2020/05/04/science.abb8001
10https://www.thelancet.com/journals/laninf/article/PIIS1473-3099(20)30287-5/fulltext
11https://www.thelancet.com/journals/lancet/article/PIIS0140-6736(20)31094-1/fulltext
12https://www.bmj.com/content/369/bmj.m1710
13https://www.thelancet.com/journals/lancet/article/PIIS0140-6736(20)31022-9/fulltext
14https://www.nih.gov/news-events/news-releases/nih-clinical-trial-shows-remdesivir-accelerates-recovery-advanced-covid-19
15https://www.nejm.org/doi/full/10.1056/NEJMoa2012410
16https://www.medrxiv.org/content/10.1101/2020.04.16.20065920v2
17www.nextstrain.org
18https://jvi.asm.org/content/early/2020/04/30/JVI.00711-20

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız