birgün

14° PARÇALI AZ BULUTLU

GÜNCEL 10.02.2020 09:41

Şam’a giderken Hatay’ı kaybetmek

TSK’nin 8 üssü kuşatılmışken Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) duyurdu: “Türkiye, İdlib’e bin 250 askeri araç ve 5 bin asker soktu.” Türkiye’nin 12 gözlem noktasından sadece 4’ü kalırken bir hafta önce 7 asker ve 1 sivil personel, Suriye’nin topçu ateşi sonucu yaşamını yitirmişti.

Rusya Federal Ajansı (RIAFAN), geçen hafta İdlib çıkmazına yönelik birbirlerini bütünleyen 2 haber yayımladı. Birinde; “Türkiye’nin İdlib’i teröristler için vahaya dönüştürdüğü ifade ediliyor, diğerinde ise Erdoğan’ın el Nusra’yı kurtarmak için TSK’yi ateşe attığının altı çiziliyordu.

“Tükiye’nin Suriye’de ne işi var?” Aslında soru 2011’den geliyor. Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi raporuna göre İdlib, Afganistan’ı bile geride bırakan dünyanın en büyük radikal İslamcı çöplüğü. Çöplüğün en büyük etkeninin Erdoğan iktidarı olduğunu artık tüm dünyanın dilinde.

Defalarca yazılıp klişeye dönüştü. Neo Osmanlıcılık, Halifelik tutkusu, Müslüman Kardeşler aşkı ve Esad’ı devirme takıntısı çöplüğün yaratılmasının en büyük nedeni. Türkiye’nin oynadığı kumar henüz Suriye’de iç savaş hızlandığında kaybedilmeye başlamıştı. Geri adım atılmadı. Artık karılacak kart yok!

Şüphesiz, ‘şahsa’ ait kumarın bedeli olacak. Ama bunu, Türkiye halkları ödeyecek. Dimyata pirince giderken eldeki bulgurdan olmak budur. “Türkiye’nin, orada ne işi var?” sorusunun, ne İhvancılıkla, ne halifelikle ne de neo Osmanlıcılık ile ilgisi kalmadı. AKP iktidarı da yaklaşan büyük tehlikenin farkında.

İdlib nüfusu, savaş öncesi yaklaşık 1.5 milyonken rejimin ülkeyi, cihatçılardan arındırmaya başlaması ile farklı bölgelerden ittiği radikaller ve aileleriyle 3 milyonun üzerine çıktı. Bu, Hatay’ın paralelindeki resmi olmayan küçük bir El Kaide devleti demekti.

Şimdi bu devlet ya da cihatçı çöplüğü, Türkiye’ye taşınmak üzere. CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, 18 Ocak’ta Parti Meclisi’ndeki konuşmasında, “Öncekiler masum Suriyelilerdi. İdlib’den gelecekler, eli kanlı terör örgütü üyeleri. Bu bir milyon kişi gelirse asıl felaket yaşanır” diyordu.

‘1 MİLYON YÜRÜYOR’

İktidar ve medyasının tepkisini çeken konuşma, ne alandaki gerçeklik ne de BM raporu ile çelişkiliydi. Ağustos’ta İdlib’den 10 binler Türkiye sınırına itildi. Sayı, Aralık’ta 312 bine ulaştı ve 2020’nin ilk ayında 480 bin oldu. Erdoğan geçen hafta ağzından baklayı çıkardı: “1 milyon sınırımıza yürüyor.”

Türkiye sınırında biriket evler ve çadırlar kurulurken cihatçıların çektiği videolar yansıyor. Hatay, Altınözü’nde sınır duvarını merdivenle aşanlar Türkiye’ye geçiyor. Türkiye’ye Reyhanlı, bitişiğindeki Atme Kampı’ndan giren çıkan belirsiz. İstihbaratın, emniyet birimlerinin ‘kimlere’, ‘hangi amaçla’ yol verdiği meçhul.

Güncel göç verileri, Suriye’ye komşu şehirlerin değişen demografisini gösteriyor. Mülteciler Derneği’nin, Şubat başındaki raporu çarpıcı: Hatay’ın yüzde 27’si Suriyeli. Reyhanlı’daki sayı Türkiye nüfusunu çoktan katlamış durumda. Antep’in yüzde 22’si, Kilis’in ise, yüzde 81’i mülteci.

MAALESEF PEŞAVER GERÇEĞİ BU!

Şimdiye kadar eğitim, kültürel ve halkların entegrasyonuna yönelik hiçbir yaklaşım sergilenmedi. Suriyeliler, iktidar tarafından iç kamuoyunda bir merhamet, Avrupa ilişkilerinde para unsuru ve Esad’a karşı potansiyel savaş malzemesi olarak görüldü.
Cihadizm ve göç konusu ile toparlayalım.

İdlib içindeki sınır yerleşimi kalıcı olmayacak. Rusya destekli rejim, İdlib’in her karışını Türkiye’ye doğru itmeye kararlı. Libya’ya cihadist transferi ve Afrin’e aktarılan nüfus sınırlı. Erdoğan, İdlib konusundaki ‘B planını’, ‘1 milyon’ ifadesi ile ısıtıyor. Başka çaresi de yok!

Dimyat’ın ötesinde. Şam’a giderken Hatay’dan olmak bu! Ekonomik bedel ağır olacak. Bunun yanı sıra ülke, AKP iktidarı gitse de yıllar boyunca, miras bıraktığı gerçekle uğraşacak: “Radikal İslamizm. Üstelik radikallerin ‘satılmışlık’ hissi ile silahlarını Türkiye’ye döndürmeleri mümkün. Yenildikçe nefret üretiyorlar. Yayımladıkları bir görüntüde sadece Suriye bayrağını değil Türk bayrağını da ayakları altına aldıkları görülüyor.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız