Saray doysun diye memleketi vermeyiz

Gökay BAŞCAN
AKP’li vekillerin Meclis’e sunduğu torba yasa teklifinin içeriği, komisyon toplantısı öncesinde ve içeride yaşananlar tek adam rejiminin karakterini net şekilde yansıtıyor. Yaklaşık çeyrek asırlık döneminde tüm itirazlara rağmen doğayı rant alanı olarak görüp sermayenin kullanımına açan tek adam rejimi şimdi de yağmada tek yetkili olmak için adım atıyor.
Tarladaki domates için, oksijen deposu ormanları için, bulunduğu bölgede yaşam kaynağı olan su için son sözü Saray söyleyecek. Çevresel etki değerlendirmelerin, denetimlerin, itirazların yok sayılacağı yeni düzende İliçlerin, Şebinkarahisarların, Akbelenlerin yaşanması sıradan hale gelecek.
REJİM EKONOMİSİNİN AMİRAL GEMİSİ
AKP iktidarı, rejim değişikliğiyle birlikte eğitimden sağlığa, çevre şehircilikten yargıya her alanı belirlerken aralarında Türkiye Varlık Fonu, TÜİK ve daha birçok kurumu da direkt Saray’a bağladı. Rejimi ayakta tutan, rantçı ekonominin amiral gemisi maden sektörünü, yasal engellemelerle, mahkemelerle uğraştırmak kuşkusuz ‘haksızlık' olurdu.
AKP iktidarı, Meclis'e getirdiği son torba yasayla birlikte ulusal/uluslararası maden tekellerinin istek ve talimatları doğrultusunda ‘prosedürler’ kaldırılarak Saray’dan icazet alınan yeni bir döneme geçiş için adeta ortalığı ateşe veriyor.
Hali hazırda ülkenin dört bir tarafında maden ve enerji tekellerinin büyük bir yağması yaşandığına tanık oluyoruz. Köylünün, çiftçinin tarlası, ormanı ve su kaynakları sermayeye kaynak olarak aktarılıyor. Tek adam rejimini doyurmak imkansız. Sistemi devam ettirebilmesi için her zaman daha çok kaynağa ihtiyaç duyuyor. İktidar bu yüzden az da olsa halen koruma kararlarıyla, yasalarla ve anlaşmalarla korunan alanlara kuralsız ve daha sert bir şekilde saldırıyor.
Bu kaynak ihtiyacı ve beraberinde gelen saldırganlığın sonucunun son örneği Meclis’in dışında ve hatta koridorlarında yaşandı. Ülkenin başat sorunları ekonomik krizi ve adaletsiz olunca sus pus olan AKP’li vekiller, konu bazılarının da içerisinde olduğu madencilik sektörüne yeni rant alanlarının açılması olunca hepsi birer kaplan kesiliyor. Komisyon toplantısında madencilik sektörünün temsilcilerine kırmızı halı seren iktidar, Karadeniz’in her köşesinde topraklarını savunan köylüyle kol kola mücadele etmiş Türkiye Barolar Birliği Çevre Komisyonu üyesi Avukat Yakup Okumuşoğlu’nu darp edip yerde sürüklenebiliyor.
ANADOLU’YU TANIMIYOR
AKP iktidarı kendini çok güçlü sanıyor ama Anadolu toprağını ve insanını çok fazla tanımıyor. Hiçbir karşılık beklemeden Karadeniz’i karış karış dolaşıp köylülerin avukatlığını yapan Okumuşoğlu’nu, Cerattepe’nin Havva Anası’nı, İkizköy’ün Nejla Işık’ını, Gerze’nin Ferhat Hançer’ini Saray’da hazırlanan Meclis’te kabul ettirmeye çalıştığınız torba yasalara sığdıramazsınız. Kazdağları’ndan Diyarbakır’a, Sinop’tan Akbelen’e uzanan birleşik yaşam mücadelesi, emperyalistlerin ve onun yerli işbirlikçilerinden daha güçlü. Çünkü bu mücadele bir mevziden ibaret değil; bu mücadele toprağına sahip çıkanların, ormanına ses verenlerin, suyunu çocuklarının hakkı görenlerin omuz omuza verdiği bir yaşam mücadelesi. Saray'da hazırlanmış, halktan kopuk, doğayı hiçe sayan her düzenleme karşısında yükselen bu irade, yalnızca bir çevre direnişi değil, aynı zamanda rejimin sömürü düzenine karşı büyüyen bir halk hareketi. Ve bu hareket, ne kadar susturulmak istense de ülkenin emperyalistler tarafından toprak bölüşümüne izin vermeyecek.
∗∗∗
VERMEYECEĞİZ!
Torba yasa teklifine konulan krokilerle Akbelen’deki zeytinlikler de hedef alınıyor. Uzun süredir ormanları için bugün de zeytinleri için mücadele eden Muğla Milas’a bağlı İkizköy halkı, Meclis’te komisyona katılmak istedi. İkizköylülerin birçoğu komisyon toplantısına alınmazken çıkan arbedede fenalaştı. Yaşananların ardından İkizköylüler başta olmak üzere ülkenin dört bir tarafından gelen yaşam savunucuları ile milletvekilleri nöbete başladığı komisyon binasının önünde açıklama yaptı.
İkizköylü Melahat Çulha, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Sabah kalkınca kömür koymuyoruz sofraya. Yeter bıktık artık şu zeytin yasasından. Bıktık nefret ediyoruz. Ben sabaha kadar hiç uyumadım duyunca. 1 haftadır ağlıyorum ben.”
İkizköy Mahalle Muhtarı Nejla Işık, şunları söyledi:
“İkizköy’den, Akbelen’den, Karacahisar köyünden, Çamköy’den, Milas’tan, Yatağından, Muğla’dan yollara düştük. Niye düştük? Tek bir şey anlatmak için yollara düştük yine. ‘Bu kaçıncı’diyoruz. Bu kaçıncı torba yasa? Öyle bir yasa takılmış ki kafaya… Madenlere ne zeytin bırakılacak, ne toprak bırakılacak, ne mera bırakılacak, ne doğa orman bırakılacak. Biz de şunu tekrar hatırlatmak istiyoruz; üreten çiftçiler olarak bizleri görün diyoruz. Biz de insanız diyoruz. Biz vermek istemiyoruz bu toprakları diyoruz. Biz bu topraklarda doğduk, burada üretmek istiyoruz ve yine burada bu toprakla buluşup bu toprağa canımızı teslim etmek istiyoruz. Ve siz inatla elimizden almaya çalışıyorsunuz. Biz bunu kesinlikle istemiyoruz.”
∗∗∗
SERMAYENİN ÇIKARI İKTİDARIN ÖNCELİĞİ
Doğa talanın önündeki tüm engelleri kaldıran ve tüm yetkiyi Saray’a devreden torba yasa teklifine karşı uzmanların, meslek odaları, çevre örgütleri ve demokratik kitle örgütlerinin tepkileri sürüyor.
• KESK-DİSK-TMMOB-TBB:
Hazırlık süreci kapalı kapılar ardında; halktan, meslek örgütlerinden, bilim insanlarından, doğrudan etkilenecek milyonlardan gizlenerek yürütülmüştür. Ne bir kamuoyu istişaresi yapılmış ne bir uzman görüşü alınmıştır. Meslek kuruluşlarının, sendikaların, bilim insanlarının dışlandığı bir yasa süreci, halkın değil sermayenin çıkarlarını korur. Bu keyfilik, Anayasa'nın eşitlik ve katılımcılık ilkeleriyle açıkça çelişmektedir. Bu da bize açıkça göstermektedir ki yasa, şirketler için, şirketlerle birlikte yazılmıştır.
BU YASA NE GETİRİYOR?
• Projeler için gerekli olan çevresel etki değerlendirme (ÇED) süreci devre dışı bırakılıyor.
• Kurumların görüş süresi kısaltılıyor, yanıt verilmezse “olumlu” sayılıyor.
• Yöre halkının ve toplumun itiraz hakkı pratikte ortadan kaldırılıyor.
• Taşınabilir kabul edilerek zeytinlik alanlarda maden ve enerji projeleri yapılabilecek.
• Danıştay’ın daha önce iptal ettiği yönetmelik değişikliği bu kez yasa ile geri getiriliyor.
• 3573 sayılı Zeytincilik Kanunu fiilen askıya alınıyor.
• RES, GES, HES ve JES projeleri için meralar kolayca tahsis edilebilecek.
• Hayvancılığın belkemiği olan bu alanlar, kırsal yoksulluğu derinleştirecek şekilde tasfiye ediliyor.
• Ormanlarda yatırımcılara uzun süreli, düşük bedelli kullanım hakkı veriliyor.
• Ağaçlandırma, doğa koruma yükümlülükleri geriye itiliyor.
• Akbelen gibi örnekler yasallaştırılmak isteniyor.
• 2035 yılına kadar enerji projeleri için köylünün toprağı “acele” kamulaştırılacaktır.
• Kamulaştırma artık kamu yararı için değil, özel şirketlerin önünü açmak için kullanılacaktır.
• 2024 öncesinde ruhsatsız yapılmış enerji ve maden tesisleri yasal hale getiriliyor.
• Kaçak yapılaşma ödüllendiriliyor, hukuk devleti ilkesi zedeleniyor.
• Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG), diğer kamu kurumlarının yerine karar verecek yetkilere kavuşuyor.
• Görüş alınmadığında “olumlu” sayılacak uygulamayla, doğrudan şirketlerin çıkarını koruyan bir süper kurum yaratılıyor.
• Kurumlar izin vermezse, Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın başkanlık edeceği bir kurul, tek başına izin verebilecek.
• Yerinden yönetim, halk iradesi ve bilimsel görüş yok sayılıyor.
• Teklifteki haritalar ve koordinatlar; Akbelen, Yatağan gibi somut bölgeleri hedef alıyor.
• Bu yönüyle teklif, şirketlerin taleplerine özel olarak şekillendirilmiş “kişiye özel yasa” niteliğindedir.
• Yasa, fosil bağımlılığı süren enerji ve maden projelerini teşvik ederek iklim krizini derinleştiriyor.
• Türkiye’nin taraf olduğu çevre sözleşmeleriyle çelişiyor.
• ÇİFTÇİ-SEN:
Bu yasanın geçmesi halinde binlerce dönüm zeytinlik alan ve tarım arazisi yok edilecek, köylünün geçim kaynağı elinden alınacaktır. İklim değişikliğine karşı mücadelede her bir zeytin ağacının 2-10 ton CO2 emdiği bilinmektedir. Doğanın, tarım arazilerinin şirketlere peşkeş çekilmesine hayır demek zorundayız. Yasa değişiklik önerisi derhal geri çekilmelidir. Birlikte olduğumuzda güçlü olduğumuzu zeytinliklere yönelik her saldırıda gördük. Daha önce yaptık, yine yaparız. Üreticiler, tüketiciler, ekolojistler, çevreciler olarak birlikte bu kanun değişikliğine karşı da mücadelemizi yükseltmeliyiz.


