birgün

25° AÇIK

SAĞLIK 11.06.2021 08:34

Şarlatanlara değil bilime güvenin

Son yıllarda insanların sömürülmesine yol açan yaşam koçluğu, bioenerji uzmanlığı gibi ‘meslekler’ türedi. Bu sözde mesleklerin artışında modern tıp karşıtı akımlar, sağlık sisteminin yetersizliği gibi birden fazla sebep var.

Şarlatanlara değil bilime güvenin

HAZIRLAYAN: Hande Gazey - Pınar Yüksek

Son yıllarda insanları sömüren ve birkaç saatlik dersle sertifika verilen yaşam koçluğu, bilinçaltı temizliği, nefes terapistliği, bioenerji uzmanlığı gibi sözde meslekler virüs gibi çoğaldı. Bilimsel kanıtı olmayan bu mesleklerin türemesinin en önemli sebeplerinden birisi de modern tıp karşıtlığı ve sağlık sisteminin nicelik ve nitelik bakımın yetersizliği.

Yazı dizimizin beşinci gününde yaşam koçluğu, kişisel danışmanlık, kuantum terapisi, bilinçaltı temizliği, NLP gibi uygulamaların yaygınlaşma nedenlerini ve bunların birey ve toplum sağlığına etkilerini konuştuk.


Türkiye Psikiyatri Derneği (TPD) Merkez Yönetim Kurulu:

Ruhsal ve bedensel sağlık alanını istismar ediyorlar


Aslında bunlar sözde meslekler, yani alışıldık anlamda bilimsel altyapısı ve sistematik bir eğitimi olmayan, son yıllarda dünyada ve ülkemizde artan sadece reklamını yapanlarca meslek olarak adlandırılmış şeyler… Bazıları kişisel gelişim-kariyer ve iş yaşamı için başta öne çıkmış iken sonradan çağdaş, bilimsel ve kanıta dayalı modern tıbbi uygulamalar hakkında olumsuz vurgular yaparak kısa sürede iyileştirme, değiştirme ya da başarma vaatlerinde bulunuyorlar. Aslında hem ruhsal hem de bedensel sağlık alanını istismar ediyorlar. Zaten adında danışmanlık olan kişisel danışmanlık, manevi danışmanlık gibi gruplar bir şekilde kişilerin ruhsal sorunlarına, zorluklarına hatta hastalıklarına bile -yetkin ve yetkili olmamalarına- rağmen müdahale etmeye çalışıyor. Hatta “terapi” -ki aslında tedavi demek- ekleyerek sınırları aşıyorlar… Bırakın psikopatojiyi, psikoloji temel bilimi eğitimi bile almamış kişiler, insanları maddi ve manevi olarak sömürüyorlar ve onlara zarar veriyorlar. Son yıllarda sağlık ile ilgili olmayan ve insanların sömürülmesine yol açan yaşam koçluğu, kuantum terapisi, bilinçaltı temizliği, nefes terapistliği, bioenerji uzmanlığı gibi sözde meslekler türedi. Bunlar insanları tedavi ettiklerini, onların ruhsal, bedensel iyiliklerini, ilişki sorunlarını hallettiklerini iddia eden ve onların sömürülmesine yol açan güya yeni uygulamalar getiriyorlar. Yeterince denetlenemiyorlar maalesef. Türkiye Psikiyatri Derneği ve Tabip odaları bu konuda gayret göstermeye çalışıyoruz fakat ne yazık ki büyük bir pazar haline geldi. O kadar büyük bir pazar ki bu hatta anlı-şanlı bazı üniversiteler bile bu bilimsel kanıtı olmayan ve zararlarını bildiğimiz şeylere sertifika vermeye çalışıyorlar.

Bu sözde mesleklerin artışında modern tıp karşıtı akımlar, sağlık sisteminin nitelik ve nicelik bakımından yetersizliği, sağlık okur-yazarlığının yetersizliği gibi birden fazla sebebi var. Örneğin kamuda sağlık hizmetlerinin günümüz yöneticileri tarafından düzenlenen haliyle, çok anılan “sağlıkta dönüşüm programı” sonucunda, hekimler çok sayıda hastayı kısa sürede değerlendirmek zorunda bırakılmaktadır. Oysa hastaya nitelikli sağlık hizmetini 10 dakikada poliklinikte veremezsiniz. Az sürede dinleme, anlama, değerlendirme yapılamazsa yeterli danışmanlık, psikoeğitim veya psikoterapi ya da tedavi yapılamazsa kişi zorluklarına ya da hastalığına çare bulamazsa arayışlara girer, en kısa sürede çözmeye çalışmak ister ya bilimdışı şeylerden medet umar ya da şarlatanların eline düşer… Dolayısıyla sağlık politikaları önemli burada…

Bu gruplarca istismar edilen kişilerin hastalıkları ilerliyor, kronikleşiyor, tablo değişiyor, ağırlaşıyor. Basit sebeplerle gittiklerinde travmatik bazı yaşantıları ortaya çıkıyor. Bu yaşantılarından dolayı daha da örseleniyor bu kişiler ve sonrasında yine modern tıptan çare bulmaya çalışıyorlar. Hastanelere geliyorlar, yine modern tıbba başvuruyorlar. Ruh sağlığında da maalesef bizlere gelip de kötüleşen ve hastaneye yatması bile gereken bazı olgular ile karşılaşıyoruz. Kısacası hem bireysel hem de toplum sağlığı bakımından zararlı etkileri var.

İçlerinde sadece ülkemizde yasal olarak mevzuatı olan ve yapılabilen aile danışmanlığı ki o da birden fazla meslek grubunun (tıp, psikoloji, sosyal hizmet uzmanı, psikolojik rehber ve danışman vb.) belirlenmiş bir içerik ve süre ile yeniden eğitim aldıktan sonra sertifikalı olarak yapılabilen bir danışmanlık hizmeti… Aile danışmanlığı yapabilme yetkisi almanız bile aile terapisi yapma yetkisini vermiyor size… Maalesef içeriği ve kuralları belli olmasına rağmen bunda bile “terapi” diye tanıtılabiliyor. Oysa aile terapisi yapabilmek için çok farklı bir eğitim sürecinden geçmek gerekiyor. Bunu da sadece psikiyatristler ve klinik psikologlar bu eğitim sürecinden sonra yapabilir.


sarlatanlara-degil-bilime-guvenin-886402-1.

Cinsel Eğitim Tedavi Ve Araştırma Derneği (CETAD) Başkanı Prof. Dr. Ejder Yıldırım:

Sağlık alanı romantik liberal yaklaşıma terk edilemez

Maalesef dünyanın birçok yerinde bu dejenerasyonlakarşılaşılmakta. Bu biraz da liberal ekonomik düşüncenin sağlık alanındaki arz-talep dengesini kutsaması ile ortaya çıkan bir halk sağlığı sorunu. Sağlık alanı klasik arz-talep ilişkisi ile yönetilemez. Asimetriktir her şeyden önce. Arzı sunan talebi de kontrol eder çünkü bilgi asimetrisi ile yönetmektedir alanı. Sağlık alanı örneğin aşı kararı romantik liberal yaklaşıma terk edilemez. Bu yaşam koçluğu, NLP, kuantum terapisi, bilinçaltı temizliği ya da adına ne dersek gibi uğraşlar biraz da genel sağlık talebinin olduğu yere bilim dışı arz sunarak ve bu arzın kültürel ve toplumsal arka planda “ne de olsa tıbbi değil o zaman zararı da yoktur” düşüncesi ile kolay kabul edilmesi ile virüs gibi çoğalmaya başlamıştır. Aile danışmanlığını ve eğer bir ruh sağlığı profesyoneli etik ilkeler ile yapıyor ise danışmanlık hizmetini dışarda tutmak kaydı ile halkımızın bu tür yerlerden uzak durması en hayırlısı. İnsanın zihni kirlenen bir yer değil ki temizliği olsun. Saçma saçmaisimler ile birçok insanımız sömürülmekte ve zarar görmekte. Sadece bunlar değil fitoterapi, bio feedback, çay-çorba-turşu tedavisi, bitkisel adı altında ne olduğu belirsiz maddeler verilerek insanlarımızın aldıklarıtedaviler bıraktırılarak onlara umut satılmakta. Son dönemlerde buna bazı hekim arkadaşlarımızın da bulaştığı gözlenmekte ki bu asla kabul edilemez bir durum. Cinsel terapiler ile başlayan fütursuz terapi yapma artık kontrolden çıkmış durumda. Bunda psikoterapi kursları düzenleyen dernek ve akademisyenlerin de büyük suçu var. Kurs ile cerrah olunamaz ise kurs ile psikoterapist de olunamaz ama ne de olsa insanlar doğrusunu bilemediklerinden önüne gelen vajinusmusterapisti oldu. Elbet bu yanlış gelecekte anlaşılacak ve bu işi etik dışı yapanlar için kara bir leke olacak ama olan insanımıza ve işini etik değerlerle yapanlara olmakta.


sarlatanlara-degil-bilime-guvenin-886403-1.

Psikiyatrist Prof. Dr. Yankı Yazgan:

Bilimin sesinin net biçimde duyulduğundan emin olmalıyız

Bu iyileştiricilik, şifa dağıtıcılık rolünü oynamak istemek anlaşılabilir bir durum olmakla beraber, gereken formasyonu yeterince sağlamadan yapıldığında, yapılanları denetleyici bir otorite olmadığında zararlı olma potansiyeli taşıdığını ve birçok konuda zarar verdiğini görüyoruz. Örneğin, kişilere yararlı olan tedavilerin kesilip mucizevi bir şekilde toparlanma ihtimali vaat edildiğinde, örneğin rahatsız edici etkileri olan ilaçlardan bir an evvel kurtulma arzusuyla geçici ve kısa bir süre iyilik yaşayan ama sonrasında tekrar eski haline dönen birçok bireye ben ve birçok meslektaşım tanık oluyoruz. Bu sadece ilaçlar için geçerli değil. Yerleşik ve kanıta ya da yüzyılların deneyimine dayalı terapötik çalışmalar, örneğin bilişsel davranışçı terapiler, iç görüodaklı psikoterapiler, çift ve aile terapileri gibi teknikler ve beceriler yerine daha kestirme ve büyük vaatleri olan “formatlayıcı” tarzların bayraktarı çok. Tabii ki, hiç kimse bireylerin yaşamlarını daha iyiye götürmek ya da yaşamın acılarından sıyrılmak için hangi yöntemleri kullanacakları üzerinde bir tekel sahibi değil. Diğer yandan bireylerin bu konuda geçerli bilimsel standartlardan haberdar olmaları ve kararlarını bilinçli bir şekilde veriyor olmaları kritikönem taşıyor. Bu tercihin özellikle ağır ruhsal hastalıklarda birey adına sağlık kurumları tarafından ve toplum tarafından yapılması mümkün, hatta gerekli. Ama daha hafif sayılan ruhsal bozukluklarda kişinin tercihini kendisinin yaptığı durumlarda bu konuda bilimin sesinin net biçimde duyulduğundan, bilimin ortaya koyduğu verilere insanların anlaşılabilir bir dille sunulduğundan emin olmamız, mümkün kılmamız lazım. Bu ruh sağlığına sınırlı değil, başka sağlık sorunlarında da böyle; kanser, diyabet, kalp hastalığı gibi durumlarda kişilerin kendilerine yararı olmayı bırakın zararı olabilecek uygulamalara mucize vaatleriyle başvurduklarında sonunun hüsran olduğunu biliyoruz.


sarlatanlara-degil-bilime-guvenin-886404-1.

Öğretim Üyesi-Psikiyatr Prof. Dr. Mustafa Sercan:

Bu tür uygulamalar modadan ibaret

Dördüncü sorunun yanıtında değindiğim belirsizliğin bir sonucu bu. Bu tür uygulamaların bir moda niteliği var. Bu yönden bakıldığında icat edildiği ülkelerde bu modası geçmekte. İyileştirici bir sonuç vermediği görüldükçe balonu sönmekte. Ama belirsizliğin yol açtığı bir boşlukta her türlü doğrunun yanında, her türlü yanlış da yayılıyor. Ama bir tarlada buğday tohumunun başak vermesi daha uzun zaman alırken, birçok yabani tohumun hızla çoğalıp, buğday tohumunun kaynaklarını da tükettiğini göz ardı etmemek gerekir. İnsana yararları üzerine açıklama gerekmez.


sarlatanlara-degil-bilime-guvenin-886405-1.

Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği (SHUDER) Yönetim Kurulu Üyesi Fatma Tokmak Yüksel:

İnsan hakları ve sağlık hakkı bağlamına yönelik bir suç

Bilimsel temeli olmayan, kanıta dayanmayan, uygulaması yapılmayan, denetime tabi olmayan ve gerekli eğitimi almış ruh sağlığı çalışanlarınca yapılmayan uygulamalar bilimsellikten uzak olduğu kadar esasen suç olarak görülmelidir. Ruh sağlığı profesyoneli de olsalar psikoterapi bir üst eğitim gerektirir. Bilgi, uygulama ve çaba gerektiren, etik ilke ve sorumlulukları olan teknikleri uygulamak konusunda yasal bir düzenleme yapma ve yaptırım uygulama gereği ortadadır. Bu durum; bilimsel bir temele ve kanıta dayanmayan kimi eğitim ve sertifikasyon programlarından geçtiğini iddia eden veya hiçbir eğitim almaya ihtiyaç dahi duymayan kişilerin, “yaşam koçu, NLP uzmanı, manevi rehber, bilinçaltı temizliği veya kuantum terapisti” vb. gibi unvanlarla, çeşitli yöntem ve tekniklerin denetim dışı bir şekilde uygulanması itibariyle, insan sağlığına kontrolsüz bir şekilde müdahale etme serbestliğine ve bu örneklerin sayısının gittikçe artmasına kaynaklık etmektedir.

Bu koşullarda ruhsal sağlığın sağaltımının, alanda yetkin olmayan kişiler tarafından sürdürülmesi danışanlar açısından sorunun kronikleşmesi ve tedaviye güven duyulmaması, intihar ya da başkasına zarar verme gibi düşünce ve davranışların ortaya çıkması, işlevsellikte azalma ve engelliliğin oluşması gibi telafisi güç sonuçlar doğurabilmektedir. Verili durum, birey ve toplum sağlığı açısından herkesi ilgilendiren kamusal bir soruna ve dolayısıyla insan hakları ve sağlık hakkı bağlamına yönelik bir suça zemin oluşturmaya devam etmektedir. Konunun bir diğer boyutu ise kişilerin böyle bir hizmeti almaya neden ihtiyaç duyduğudur. Burada ruh sağlığı alanında çalışanların sayısal olarak az oluşu kadar toplumun ihtiyacını karşılayacak kamusal ruh sağlığı kurumlarının yetersizliğinden de söz edilebilir. Bu anlamda toplumun bu konuda bilinçlendirilmesi ve toplum temelli ruh sağlığı hizmetlerinin güçlendirilmesi ve hizmete erişimin sağlanması öncelikli hedef olmalıdır.

Ülkemizde ruh sağlığı alanıyla ilgili meslek derneklerinin yürüttüğü ruh sağlığı yasası hazırlıkları bu açıdan son derece anlamlıdır. Alanda istenmeyen durumların ortadan kaldırılması, diğer ruh sağlığı meslek mensuplarının olduğu kadar sosyal hizmet uzmanlarının da öncelikli endişe kaynaklarından birini oluşturmaktadır. Bu bağlamda; Sağlık Bakanlığının Ruh Sağlığı Yasası konusunda gerekli adımları atması oldukça önemlidir.


sarlatanlara-degil-bilime-guvenin-886406-1.

Türk Psikologlar Derneği (TPD) Yönetim Kurulu Üyesi Psk. Ercan Başal:

Meslek kuruluşları iş birliği içinde olmalı

Burada adı geçen ve bunların dışında da farklı isimler altında çok sayıda kişisel gelişim uygulaması söz konusu. Farklı isimlerde çok sayıda merkezde faaliyetler yürütülüyor ve alanlarında uzman olduğu söylenen kişilerce hazırlanan eğitim, terapi, kitap vb. ürünlerin yaygın bir alıcı kitlesi olduğu görülüyor. Söz konusu uygulamalara gösterilen ilgi pek çok nedenden kaynaklanabilir. Belki de bunların en başında da günümüz insanının gündelik yaşamın koşturmacası içerisinde kolaycı çözümlere yönelme eğilimi geliyor olabilir.

Nedeni ne olursa olsun birey ve gruplara verilecek ruh sağlığı hizmetlerinin bilimsel bir dayanağının olması gerekir. Bilimsel kanıta dayalı olmayan söz konusu yöntemlerin bireylerin sağlığını ve dolayısıyla toplum ruh sağlığını olumsuz yönde etkileyebileceği açıktır.

Bu noktada, bilimsel dayanağı olan yöntemlere işlerlik kazandırmak için ruh sağlığı alanındaki ilgili meslek kuruluşlarının iş birliği içinde olması önem kazanmaktadır. Geçmişte Türk Psikiyatri Derneği ve Türk Psikologlar Derneği arasında bu amaçla bir protokol imzalanmıştı. Buna benzer işbirlikleri yeniden gündeme getirilebilir.


sarlatanlara-degil-bilime-guvenin-886407-1.

Ruh Sağlığı Uzmanı, Psikoterapist Prof. Dr. Şahika Yüksel:

Zorlukların terapisi bir süreç işidir

Sorun zor durumları inkâr etmek kestirme bir yol aramak daha kolay geliyor. Bir zorluğumuz olduğunda o zorluğu kabul etmek ve çözmek için sistemli ve uzun bir süre gayret etmek zordur. Eğer bunu inkâr etmenin yolları varsa, inkâr etmeden kendimizle yüzleşmek zorundayız. Yeterlilik ve yetkinlik gerekir, bunların belgelenmesi gerek. Okul diplomaları bunun bir belgesidir.

Sayılan yöntemler, bizi yormadan umut vaat eden otorite konumundalar.

Ruhsal zorlukları olan kişilerin psikoterapi süreci kısa zamanda bir rahatlık “mutluluk” vadetmez. Zorlukların tanınması, değerlendirilmesi ve terapisi bir süreç işidir. Bu bilimsel olmayan mutluluk vadeden gruplar hasta olup tedavi ihtiyacı olanların işe yarayacak tedavisini de geciktirerek zarar veriyor.


DİPNOT 1: Tartışmanın yazı dizisi ile sınırlı kalmaması için açık foruma dönüştürmek, ruh sağlığı alanında hizmet verenleri bu tartışmaya katkı yapmak üzere davet ediyoruz. Konuyla ilgili görüşlerinizi pinaryuksek@birgun.net adresine e-posta olarak gönderebilirsiniz.


DİPNOT 2:

TürkiyeRuhSağlığıTartışması kapsamında, toplumda ruhsal sıkıntı ve sorunlarda yardım alma süreçlerindeki yönelimlere ilişkin ankete katkınızı bekliyoruz. Anketimiz kimlik ve iletişim bilgilerinizi içermemekte; sadece süreçlere yönelik genel eğilime ilişkin bir örnek sağlamak için katkınızı istemektedir.

Anket linki:

https://forms.gle/9jmsjvVXsp2CHxzF9

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol