Google Play Store
App Store

TÜİK’e göre savaşın maliyeti enflasyonu etkilemedi. Mart ayında TÜFE’deki aylık artış yüzde 1,94 ile beklentilerin altında açıklandı; yıllık enflasyon yüzde 30,87 oldu.

Savaş bile TÜİK’i etkilemedi
Fotoğraf: Depo Photos
Havva Gümüşkaya
Havva Gümüşkaya
havvagumuskaya@birgun.net

Ekonomi Servisi

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Mart ayı enflasyon verilerini açıkladı. Buna göre Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), aylık yüzde 1,94 oranında artış gösterirken yıllık enflasyon yüzde 30,87 oldu. Küresel ölçekte savaşın ekonomik etkilerinin derinleştiği, enerji ve lojistik maliyetlerinin hızla yükseldiği bir dönemde enflasyon oranı, beklentilerin altında gerçekleşti. Ekonomistler, Mart ayında TÜFE'nin yüzde 2,40 oranında artmasını, yıllık bazda ise yüzde 31,46 seviyesine çıkmasını bekliyordu. Ancak savaş ortamında dahi enflasyonun beklentilerin altında gerçekleşmesi, hissedilen enflasyonun TÜİK’in hesaplamasına yansımadığını bir kez daha ortaya koydu. Mart ayında enflasyondaki kâğıt üzerindeki gerileme devam etti.

Savaşın etkisi ise ulaştırma kaleminde görüldü. Mart ayında aylık bazda en yüksek artış, yüzde 4,52 ile ulaştırma grubunda gerçekleşti. Ulaştırma, 0,75 puan ile aylık enflasyona katkısı en yüksek kalem oldu. Bu artış; üretimden tüketime kadar tüm zinciri etkileyen maliyet yükselişi anlamına geliyor.

TÜİK’in verilerine göre motorin fiyatı bir ayda yüzde 14,4; benzin ise yüzde 7,9 oranında zamlandı. Taşımacılık pahalandığında, gıdadan sanayi ürünlerine kadar her kalem yukarı yönlü baskılanıyor. Ancak TÜİK’e göre aynı dönemde gıda grubunda sınırlı bir artış yaşandı. Gıda fiyatlarındaki aylık artış yüzde 1,8, TÜFE’deki aylık değişime olan katkısı ise 0,46 puan oldu.

Yıllık veriler ise enflasyonun asıl ağırlığının ertelenemeyen ve en temel harcamalarda yoğunlaştığını ortaya koydu. Gıda ve alkolsüz içeceklerde yıllık yüzde 32,36; ulaştırmada yüzde 34,35 ve konut giderlerinde yüzde 42,06’lık artış kaydedildi. Yurttaşın karşı karşıya olduğu gerçek enflasyon, bu temel giderlerdeki artışlar üzerinden şekilleniyor.

DİSK-AR tarafından yapılan hesaplamaya göre, 2005 yılına kıyasla genel fiyat düzeyi 33,6 kat artarken gıda fiyatları 50,6 kat arttı. Bu durum, özellikle gelirinin büyük kısmını gıdaya ayırmak zorunda kalan düşük gelirli kesimler açısından enflasyonun çok daha yüksek hissedilmesine yol açıyor. Gelir dağılımı bozuldukça enflasyonun yükü daha da adaletsiz bir biçimde paylaşılıyor.

EMEK GELİRLERİ ERİYOR

Yılbaşından bu yana en düşük emekli aylığı 2 bin 8 lira, 28 bin 75 TL olan asgari ücret de 2 bin 818 lira eridi. TÜİK’e göre fiyatlarda artış hızı yavaşlasa da temel harcama kalemlerindeki yüksek artış, yurttaşın alım gücünü reel olarak geriletmeye devam ediyor.

∗∗∗

TÜİK ELİYLE TEZGAH KURULDU

Zeynel Abidin ERGEN - Tüm Emeklilerin Sendikası Genel Başkanı

TÜİK’in açıkladığı enflasyon oranlarının yaşamda hiçbir karşılığı yok. Mart ve şubat ayları Türkiye’de enflasyonun en yüksek olduğu dönemlerdir. Buna rağmen rakamların gerçekte olduğundan düşük gösterilmesi ekonomik bir veri değil, siyasi bir karardır. Yılın ikinci yarısında emeklilere ve çalışanlara yapılacak artış miktarını düşürmek amacıyla şimdiden kurulan tezgâhtır. Aynı zamanda asgari ücrete "yılda bir sefer zam" baskısını üzerlerinden atabilmek için kurdukları bir tuzaktır.

Enflasyonu hem gıda hem de genel olarak iki türlü düşünmek lazım. Bize göre gıda enflasyonu yüzde 115-120 civarında. Antalya’da yaşıyorum, pazar hemen yanı başımda. Dün pazarı dolaştım; normal biberin kilosu 250 lira, 350 liraya olan da var. Hayatım boyunca böyle bir pahalılık görmedim. 20-25 gün önce 30-40 lira olan domates şimdi 60 liradan aşağı değil. Kümülatif olarak düşündüğümüzde aylık enflasyonun %4-5 aralığında olduğu kesin.

Altı aylık enflasyonu baz alıp üzerine kendi öngördükleri farkı ekleyerek bize cüzi bir miktar verecekler. Ancak bunun bir çözüm olmadığını biliyoruz. Cevdet Yılmaz’ın açıklamasına göre kişi başı millî gelir 70 bin lira civarında. Ortalama emekli maaşı ise 23 bin 500 lira. Arada tam 3 kat fark var. Bu yüzdelik zamlarla millî gelirdeki paya yaklaşmamız mümkün değil. Bu nedenle yüzdelik oyunları bir kenara bırakıp reel bir gelir sağlanmalı. Temmuz ayında en az 20 bin liralık seyyanen zam yapıldıktan sonra enflasyon oranında artış uygulanmalı. Bu 20 bin lira mutlaka yapılmalı; çünkü artık yoksulluk bitti, açlık başladı. İnsanlar gerçekten aç ve bir yerden medet umuyorlar.

Emeklilerin demokratik bir yapı içerisinde örgütlenmesi şart. İktidarın da bu örgütlenmeye engel olmaması gerekir. En büyük talebimiz budur.

Zeynel Abidin ERGEN

∗∗∗

ZAMMIN ÖMRÜ ÜÇ AY SÜRMEDİ

Ahmet KARAGÖZ - KESK Eş Genel Başkanı

2026 Mart ayı enflasyon rakamları, hükümetin talimatıyla manipüle edilerek kamuoyuyla paylaşılmıştır. Enflasyonu kâğıt üzerinde düşük göstermek, halkın yaşadığı gerçekliği değiştirmiyor. Siyasi söylemlerle "enflasyon düştü" demekle alım gücü artmıyor; aksine emekçinin sofrasındaki ekmek küçülüyor. Toplumun geniş kesimleri, temel ihtiyaçlara erişimin zorlaştığı ağır bir yaşam mücadelesine mahkûm ediliyor. Pazarda, markette, faturada ve kirada gördüğümüz gerçek enflasyon karşısında, açıklanan oranların hiçbir inandırıcılığı yoktur. Orta Doğu’daki bölgesel gelişmelere bağlı olarak akaryakıt ve gıdaya her gün zam gelirken, aylık yüzde 1,94’lük rakam gerçeği yansıtmıyor. Enflasyon ancak üretimi artırarak ve üretileni adil bir şekilde dağıtarak düşer; yoksulun sofrasından lokma çalarak ekonomi düzelmez.

Bu kemer sıkma politikalarıyla ne toplumsal barış sağlanabilir ne de ekonomi düzeltilebilir. Açlık sınırının 45 bin lirayı, yoksulluk sınırının 110 bin lirayı aştığı bir dönemde; kamu çalışanlarının, asgari ücretlilerin ve 20 bin liraya mahkûm edilen emeklilerin ücretleri derhal düzeltilmelidir. İnsanları sefaletle terbiye etmeye çalışmanın sonuçları zaten sokaklara yansımış durumdadır.

Temmuz ayına kadar mevcut artışlar zaten enflasyon karşısında tamamen tüketilirse, manipüle edilmiş rakamlarla yine çok düşük bir zam oranıyla karşı karşıya kalacağız. 2026’nın ikinci altı ayı için öngörülen yüzde 7’lik oran, daha şimdiden ilk üç aylık yüzde 10,04’lük enflasyonun gerisinde kalmıştır.

Devlete 40 yıl hizmet vermiş bir emeklinin 20.000 lira aldığı, ancak açlık sınırının 45.000 lirayı geçtiği bir düzen kabul edilemez. 10 milyonu aşkın insanımız açlık sınırının altında yaşamaya zorlanıyor. Biz TÜİK bünyesinde sahada veri toplayan emekçi arkadaşlarımıza güveniyoruz; ancak bu verilerin sansürlenmeden, samimiyetle paylaşılmasını talep ediyoruz.

Ahmet KARAGÖZ