birgün

14° PARÇALI BULUTLU

YAŞAM 09.02.2020 07:35

Savaş günlerinde BirGün okumak!

Eğri oturup doğru konuşalım. Basbayağı savaştayız. Hem içeride hem de dışarıda.

İktidarın Suriye macerası, sonunda İdlib sahasında açık savaşa dönüştü. Adını koymasalar da, yapılanlar ortada. Erdoğan’ın yapmak istedikleri de!

İçeride ne noktada olduğumuz ise, MHP’nin / Bahçeli’nin de ‘ağır’ desteği ile ağırlaştırdığı politik iklimden anlaşılıyor: “Bizden olmayana ARTIK tahammül etmeyeceğiz.”

Çıkarılan her yasa, atılan her adım, İHVAN’cı derneklere akıtılan her kuruş, iktidarı, DAVA dedikleri hedefe biraz daha yaklaştırıyor.
İşte böyle zamanlarda, ‘GERÇEK’ geçmişle kıyaslanamayacak bir önem taşıyor, değer kazanıyor.

***

Efsane Moğol hükümdar Cengiz Han, tarihin gördüğü en yıkıcı ama aynı zamanda kimi yöntemleriyle bugüne bile ışık tutan yaratıcı bir liderdi.

Gerçeğin paylaşılmasından, ya da tam tersine eğilip bükülerek değiştirilmesinden söz ederken aklıma Cengiz Han gelir. Dönemine göre ‘olağanüstü’ bir alanda hâkimiyet kurarken tek güvencesi askerleri değildi. O askerlerin gücü hakkında abartılı öykülerle efsane yaratacak... Onunla savaşmaya hazırlananların cesaretini kıracak... Yani, daha savaşmadan fethetmeyi bilecek bir başka ordu kurmuştu: Moğol ajanları.

Rivayet muhteliftir. Kimi rivayete göre, Mevlana o ajanlardan biridir. Dedim ya, rivayet! Ancak, dönemin imparatorluklarında üst düzey isimler bile Cengiz Han’ın ajanı olduğu, tarihin yazdığı bir gerçek.

Ondan yüzyıllar sonra benzer yöntemlerle -başta kendi ülkesindeki insanları hedefleyerek- gerçeği altüst eden Hitler’i de hatırlarız.

O da tankları, füzeleri, denizaltıları kadar propaganda savaşına da güveniyordu. Yıllar boyunca Almanlar, resmi ünvanıyla Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanı Goebbels’in kontrolündeki yayınları dinlediler.

Onun bakanlığında üretilen filmleri izlediler.

Ne duyup gördüklerini biliyoruz: Yenilmez Alman ordusu ve Führer’in zaferleri!
O karanlık günlerde, kimi batılı radyoların verdiği haberler Nazizm’e karşı savaşta en büyük ‘silahtı’ elbette. Direnişçilerin mücadele gücünü tazeliyordu.
Hitler’in ‘yenilmez’ olduğu masalını parçalayacak bilgilerle umut aşılıyordu.

***

Dünya değil belki ama bugün bir BÖLGE SAVAŞI yaşıyoruz. Ve artık cihatçı çeteler üzerinden vekâleten değil, doğrudan savaşıyoruz.

Saray medyasının propagandaları Suriye’de, İdlib’de neler olduğunu anlatmıyor. Milliyetçi duygulara yönelik ağdalı bir aktarımla kitleleri savaşa hazırlıyor / ikna ediyor.

Örneğin; Saray medyasını izleyenler, okuyanlar, İdlib’de El Kaide yavrusu El Nusra’nın mutasyona uğramış hali HTŞ (Heyet Tahrir el-Şam) ile kol kola olduğumuzu bilmiyor.

Türkiye’nin kontrolündeki ÖSO ile HTŞ’nin Esad’a karşı savaşta birlikte hareket etme kararı aldığını… Ve bunu bizzat ÖSO sözcüsünün açıkladığını bilmiyor.

Ya da diyelim ki, Elazığ’da depremzedelerin her ihtiyacının karşılandığını... Bakan Zehra Zümrüt Selçuk’un ifadesiyle “Türkiye’nin ultra sosyal devlet olduğunu” zannediyor.

Saray medyası, içerdeki yaşam savaşının da üstünü örtüyor... Onca işsizlik, enflasyon verisine rağmen Türkiye’nin ‘büyüdüğü’ masalı anlatıyor.

Masal dediğime bakmayın. Parasızlık, işsizlik… Yani açlık yüzünden ölenler için iğrenç saçmalıklar uyduruyorlar. O kadar alçalıyorlar.

Yazmadan, kayda geçirmeden yapamayacağım.

Çocukları aç olduğu için kendisini yakarak ölen adam için bir AKP belediye meclis üyesi şöyle bir şey yazabildi:

“Kimse açlıktan kendini yakmaz. Öyle olsaydı Nijerya, Çad, Zambiya, Haiti, Madagaskar, Yemen ve Sierra Leone gibi ülkeler de (yazım hatası bana ait değil!) insan kalmazdı. Böyle ucuz siyasi manevraları millet yemez.”

Ölen bir baba için yazıyor bunu. Zavallı adamın ‘siyasi manevra’ olsun diye kendisini yaktığını düşünüyor.

Yok, hayır! Elbette böyle düşünmüyor. Yurttaşların böyle düşünmesini istiyor. Son derece ucuz bir siyasi manevra ile bir ölümün üzerinden ‘mutlu Türkiye’ tablosu yaratmaya çalışıyor.

***

BirGün, işte böyle korkunç günlerde... SAVAŞ GÜNLERİNDE gerçeğe açılan pencerelerden biri.

Gazetenin yaşaması, Goebbels gibi değil ‘gerçekten’ ‘halkı aydınlatmaya’ devam etmesi gerekiyor.

BirGün’ün ayakta kalması, sizlerin / hepimizin / Türkiye’nin nefes alması, umuda tutunması, mücadele gücü bulması demek.

Yani, aslında gazete için değil SİZİN İÇİN BİR ÇAĞRI bu: BirGün’e abone olun. Gerçeklerin sizden saklanmasına izin vermeyin.

Anlaştık mı!!!

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız