birgün

18° PARÇALI AZ BULUTLU

GÜNCEL 17.04.2021 04:00

Savaş koşullarında entelektüellik zor iş!

Ne zaman bir sanatçı ya da entelektüelin düzenle ilişkisi gündeme gelse ilk döndüğüm kaynak Edward Said ve onun entelektüellere ilişkin esaslı kitabıdır! Kendi yaşamı ve duruşu yazdıklarının asıl kaynağı olsa da Said kitabında başka sanatçı, düşünür ve edebi eserlere yer verir.

Said’in taktir ederek başvurduğu düşünür C. Wright Mill, 2. Dünya Savaşı sona ererken gerçek entelektüellerin iki seçenekle karşı karşıya olduğunu söyler; umutsuz bir güçsüzlük duygusu eşliğinde marjinalleşme ya da kurumların, şirketlerin ya da hükümetlerin kadrolarına katılıp, içerdekiler olarak kendi başına ve sorumluluk almadan önemli kararlar alan küçük bir grubun parçası olmak! Mill, bu iki seçenek karşısında direniş çağrısı yapar;

Bağımsız sanatçı ve entelektüel, klişeleştirme ve klişeleşmenin gerçek anlamda yaşayan şeylerin ölümüne yol açışı karşısında direnmek ve savaşmak için donanıma sahip sınırlı bir kesim içindedir. Yeni algı, maskeleri artık kesintisiz biçimde kaldırmayı ve modern iletişimin …bizi bataklığına çektiği düşünme ve görme klişelerini parçalamayı içerir.

Said, “bu kolay bir görev değildir; entelektüel her zaman “yalnızlık” ya da “uyumlanma” arasında bir noktada kalmıştır” dedikten sonra, gerçek entelektüelin karşı karşıya olduğu durumu şöyle tasvir eder;

Ve ne korumak zorunda oldukları makamları ne de güçlendirip, koruyacak toprakları olmayan entelektüellerde esaslı biçimde huzursuz edici bir şey var; kendilerine yönelen ironileri bu nedenle gösteriş sevdalarından daha sık, dobralıkları ise kem küm etmelerinden daha baskın. Ancak, entelektüellerin bu tür bir temsilinin, onlara ne yüksek mevkilerde dost ne de resmi bir paye kazandırmadığı da ıskalanacak bir gerçeklik değil. Evet bu bir yalnızlık, ama böylesi, işlerin her zamanki gibi devam etmesine gösterilen dostane hoşgörüden her zaman çok daha iyidir.

Entelektüeller ve sanatçılar açısından işaret edilen bu ikilem ve gerilimi bugünlerde iliklerimize kadar yaşıyoruz! Birçok sanatçı ve entelektüel, yalnızlaşma ve marjinalleşme korkusuyla iktidar ilişkilerine yamanmayı tercih ediyor. İç burkucu olsa da Said ve Mills’in de altını çizdiği gibi karşı karşıya olduğumuz aslında sıkça karşılaşılan bir durum! O nedenle asıl marjinalleşme ve yalnızlaşma pahasına direnenlerin karşı karşıya olduğu zorlu dünya üzerinde durmak gerekiyor.

Tam da bu noktada, bu duruşu zaman zaman tartışma konusu haline getiren temel bir yanılgıya işaret etmek önemli! İçine itildiğimiz savaş mantığının belirlediği siyaset ve tariflediği kutuplaşma, iktidar ilişkilerinin son derece sığ bir tanımlamasını dayatıyor. Bu iki kutuplu siyaset dayatması, bazı durumlarda örneğin Kanal-İstanbul örneğinde olduğu gibi yaşamda karşılığı olduğu için sorun yaratmıyor. Gerçek bir entelektüelin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yanında olmaması mümkün mü? Ama bazen saflar bu derece net olmuyor; örneğin İstanbul, Ankara ya da bir başka yerde, belediyelerin ranta geçit verdiği ya da katlı kavşak mantığına uyumlandığı noktada gerçek bir entelektüel sessiz mi kalacak? Bu konuyu gündeme getirişimin gerisinde son zamanlarda bazı konularda meslek insanları ve odalardan yanlış uygulamalara gelen eleştiri ve bu eleştirilerin yol açtığı rahatsızlık var.

Konuya taraf biri olarak sorduğum sorunun yanıtını bir kez daha Edward Said’e bırakıyorum;

Diğer bir anlatımla; entelektüel, uygun biçimde ifade etmek gerekirse, hükümetin, ya da büyük bir şirketin ve hatta entelektüele yakın meslek insanları loncasının politika hedeflerine kitlenmiş bir memur ya da çalışan değildir. Bu tür durumlarda ahlaki duygulara kilit vurmak ya da tümüyle uzmanlığın içinden düşünmek ya da şüpheciliği uyum göstermek uğrunda bir yana bırakmak çok daha cazip hale gelebilir. Birçok entelektüel, bu çekiciliğe tümüyle boyun eğer ve bu teslim oluşu sınırlı ölçülerde hepimiz yapıyoruz.

Kanımca asıl hayal kırıklığı tam da bu tür profesyonel teslim oluşlardan doğuyor. İşte o yüzden, yukarıdaki tespitinin arkasından Said hemen ekliyor; şunun altını zaten çizmiştim, entelektüel bağımsızlığı koruyabilmek için, amatör yaklaşım, profesyonellikten daha iyi bir yoldur!

Amatör ruhlu meslek insanlarını ve entelektüelleri selamlıyorum…

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol