Google Play Store
App Store

Venezuela, ABD’nin Karayipler’deki askeri yığınağına karşı seferberlik ilan etti. Trump, Amerikan halkına ABD hegemonyasının tekrar tesisinde askeri müdahaleler için şimdi “uyuşturucuyla mücadeleyi” gösteriyor.

Savaşa kılıf gerek
Fotoğraf: AA

Umut Can FIRTINA

ABD Başkanı Donald Trump’ın Beyaz Saray’daki ikinci dönemini üzerine inşa ettiği “Güçlü bir Amerika’dan” kastının yurtdışında güç yoluyla emperyalist çıkarlarını kovalamak, yurtiçindeki kamuoyunu da buna göre şekillendirmek olduğunu son günlerde Karayipler’de yükselen gerilim gözler önüne seriyor.

Trump, salı günü ABD ordusunun Karayipler’in güneyinde “Tren de Aragua” kartelinin üyelerini ve uyuşturucu taşıdığını iddia ettiği bir tekneyi havaya uçurduğunu açıkladı. Beyaz Saray, resmi sosyal medya hesaplarında geminin paramparça olduğu videoyu yayımlayarak 11 kişinin öldürüldüğü saldırıyla övündü.

Trump ise paylaşımında Tren de Aragua çetesinin “Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun kontrolü altında faaliyet gösterdiğini” ve “ABD ve Batı Yarımküre’deki şiddet ve terör eylemlerinden” sorumlu olduğunu iddia etti.

TEKNE KATLİAMINI KUTLADI

Saldırı, Venezuela kıyılarında 7 savaş gemisi, 1 denizaltı ile 5 bine yakın deniz piyadesinden oluşan ve giderek büyüyen bir ABD askeri yığınağının yapıldığı sırada gerçekleşti. Dahası, küçük bir sürat teknesini havaya uçurmak için uzun menzilli gelişmiş füzeler kullanıldı. Pentagon saldırıya herhangi bir suç delili sunmazken bu, herhangi bir suçtan mahkûm edilmemiş kişilere karşı, birçok uzmana göre uluslararası hukukun yanı sıra ABD hukukunu da ihlal eden, ağır bir savaş suçuna kılıf örülen bir katliam oldu.

ABD’nin ilk Latin Amerika kökenli Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, Meksika ziyareti sırasında eleştirilere yol açan bu tür saldırıların süreceği mesajını “Onu engellemek yerine havaya uçurduk ve bu tekrar olacak” dedi.

Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) adını "Savaş Bakanlığı" olarak değiştiren Trump, tekne saldırısını savunurken Dışişleri Bakanı Rubio, "kartellere karşı savaşta" müttefiklerine işbirliği çağrısı yaptı. Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro, Latin Amerika ve Karayip Devletleri Topluluğu (CELAC) üyelerinin çoğunluğunun ABD’nin askeri yığınağına karşı olduğunu açıkladı.

MADURO’DAN SEFERBERLİK

Venezeula lideri Nicolas Maduro, ABD’nin bölgede artan askeri varlığına karşı ulusal savunma sistemini güçlendirmek amacıyla şimdiye kadar on binlerce kişinin gönüllü olduğu Ulusal Bolivarcı Milis Gücü’nün genişletilmesi için yeni seferberlik ilan etti. Maduro, ülke genelinde ilk kez 15 bin 751 halk savunma üssü ve 5 bin 336 komünal milis biriminin seferber edileceğini açıkladı.

Trump, daha önce imzaladığı kararnameyle Latin Amerika kökenli uyuşturucu kartelleriyle yerinde mücadele iddiasıyla “ordunun daha fazla ve etkin kullanılması” talimatını vermişti. Beyaz Saray, 8 Ağustos’ta ABD’ye uyuşturucu kaçakçılığından sorumlu “Cartel de los Soles’in” 10 yılı aşkın süredir liderliğini yaptığını öne sürdüğü Maduro’nun başına koyduğu 25 milyon dolarlık ödülü 50 milyon dolara yükseltmişti. 29 Ağustos’ta ise Trump’ın talimatıyla Karayipler’e askeri yığınak başlamıştı.

HEGEMONYANIN TESİSİ

Karayipler’deki yükselen tansiyon, Brezilya’ya uygulanan yüzde 50’lik gümrük vergileri, Meksika’ya yönelik tehditler, Panama Kanalı’nı işgal etme tehditleri ve bölgedeki diğer provokasyonlarla paralel ilerleyen, “Küresel Güney’e” karşı Üçüncü Dünya Savaşı’nda Latin Amerika cephesini açma politikasının bir parçası. Küresel ekonomik ve siyasi etkisi günden güne artan Çin, Latin Amerika’nın ana ticaret ortağı haline gelirken Güney Amerika’daki toplan ticareti son çeyrek yüzyılda 30 kat arttı.

Bu bağlamda saldırı, Venezuela’da bir darbe veya iç savaş çıkarmak için uzun süredir devam eden çabaların bir parçası olan emperyalist bir saldırı eylemiydi.

TRUMP’IN GÖZÜ PETROLDE

ABD’nin amacı kukla bir rejim kurarak dünyanın en büyüklerinden birine sahip olan Venezuela’nın petrol rezervlerini kontrol altına almak. Maduro’nun açıklamaları da buna işaret ediyor. Çarşamba günkü açıklamasında Maduro, “ABD’nin asıl niyetinin Venezuela’nın petrolünü ele geçirmek olduğunu” söyledi. Maduro, Venezuela’nın işgal edilmesinin mümkün olmadığını ancak denizdeki askeri yığınakla hedefin “rejim değişikliğine yönelik” olduğunu ifade etti. Yaşanan gerilimden Rubio’yu sorumlu tutan Maduro, “Rubio askeri tehdit yoluyla rejim değişikliği istiyor. Bunun için Trump soyadını kanla lekelemeye hazır” dedi.

Maduro, ABD’nin “uluslararası uyuşturucu karteli lideri” iddialarını “Bu kendi ağırlığıyla çöken, çok saçma bir anlatı. Zira Venezuela uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadelede rekor başarı sahibi” sözleriyle reddetti. Her ne kadar tek sebebi olmasa da zengin petrol kaynakları, ABD yönetiminin Venezuela’daki artan baskısının en büyük sebeplerinden. Ayrıca Venezuela, ABD’li petrol devleri ExxonMobil ve Chevron’un zengin petrol yataklarını işlettiği İngiliz Devletler Topluluğu üyesi Guyana’nın Essesquibo bölgesinde hak iddia ediyor. ExxonMobil’in 2015’ten bu yana keşfettiği petrol rezervleriyle, Essequibo’ya yönelik de gerginlik artıyor. Hafta başında düzenlenen genel seçimde ABD yanlısı Devlet Başkanı Irfaan Ali’nin ikinci dönemini elde etmesi, buradaki tansiyonun daha da yükseleceğinin işaretlerini veriyor.

İŞGALE KILIF LAZIM

“Dünyadaki savaşları bitirme” ve “Amerika’ya altın çağını yaşatma” vaatleriyle seçilen Trump yönetimi, gerçek yüzünü gösteriyor. Trump’ın 20 Ocak’taki yemin töreninde bir kez daha dile getirdiği bu yeni “Altın Çağ” söylemi, içe dönmek yerine arkasında Amerika’nın hegemonyasını tesis etmek için yolunda duran herkesi ezip geçen, kanlı bir emperyalist zihniyeti barındırdığını ilk günden bu yana artarak göstermeye başladı.

Eski ABD Başkanı George W. Bush’un 11 Eylül saldırılarını bahane ederek ilan “terörle savaş”, Irak ve Afganistan’dan Gazze’deki soykırıma kadar kanlı bir dönemin Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) adını "Savaş Bakanlığı" olarak değiştiren Trump, tekne saldırısını savunurken Dışişleri Bakanı Rubio, "kartellere karşı savaşta" müttefiklerine işbirliği çağrısı yaptı. Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro, Latin Amerika ve Karayip Devletleri Topluluğu (CELAC) üyelerinin çoğunluğunun ABD’nin askeri yığınağına karşı olduğunu açıkladı. kapılarını araladı. Beraberinde küresel güvenlik politikalarında köklü değişiklikler getiren bu yeni dönemde yüz binlerce masum sivil kurban edilirken Amerikan kamuoyunun, sonu gelmeyen savaşlara ve buna yatırılan kaynaklara tepkisi giderek arttı.

ABD SAVAŞ HALİNDE

Trump yönetiminde bu yeni emperyalist hegemonyacı zihniyetin benzer toplu katliam yöntemlerine başvurmaya hazır olduğunu gösteren saldırı, ABD’nin savaş halinde olduğunu gösteriyor. Ancak, Trump’ın bu savaşı sürdürmek için talep ettiği yetkiler, Amerikan kamuoyunun rızasını gerektiriyor.

ABD, 2 Aralık 1823 tarihli “Monroe Doktrini” ile “arka bahçesi” ilan ettiği Latin Amerika’da sayısız askeri istilaya, CIA destekli darbelere neden oldu. Latin Amerika’daki şiddet ve suçun ana kaynağı da ABD’nin bu politikası oldu. Şimdi, ABD’nin eski Başkanı Barack Obama zamanında dönemin Dışişleri Bakanı John Kerry “Monroe Doktrini öldü” dese de bunun tam tersinin yaşandığını görüyoruz. MSNBC yazarı Julio Ricardo Varela’nın dediği gibi uyuşturucu yüklü olduğu iddia edilen tekneye saldırının zamanlaması tesadüf değil.

RIZANIN ŞEKİLLENDİRİLMESİ

Varela, “Bu, Amerikan kamuoyunu şekillendirmek ve savaş yanlısı duyguları körüklemek için denizde meydana gelen denizde gizemli bir patlamanın kullanıldığı ilk sefer değil” diyor. Monroe Doktrini’nin ilk yıllarında, 1898’de İspanya’dan bağımsızlık mücadelesinin sürdüğü Küba’nın Hava Limanı’nda ABD vatandaşlarını ve mülklerini korumak için gönderilen USS Maine savaş gemisi, gizemli bir şekilde havaya uçtu. Basının da büyük katkısıyla ABD kamuoyunda Küba’ya müdahale isteğini körükleyen bu patlama, İspanya’nin Amerika kıtasındaki kolonilerini yitirerek ABD’nin Pasifik’in batısında ve Latin Amerika’da yeni bölgeler elde etmesiyle sonuçlanan İspanya-Amerika Savaşı’nın başlaması için bir bahane oldu. Birkaç ay içinde ABD, Karayipler’de Küba Krizi’nin yaşandığı Soğuk Savaş’ta bile koruduğu gücünü tesis etmiş oldu.

Son birkaç on yılda olduğu gibi sözde “uyuşturucuyla savaş”, Trump yönetimi için de iç kamuoyunu tahkim etmek için bu kılıfı sağlıyor. ABD’nin 2000 yılında dönemin sağcı Kolombiya Devlet Başkanı Adres Pastrana Arango ile “uyuşturucu kartelleri” ve “sol isyancı gruplara” karşı mücadele için imzaladığı, silahlanmaya milyarlarca doların akıtıldığı ve aslında ABD emperyalizminin bölgedeki çıkarlarına en büyük tehdit olarak gördüğü halk hareketlerini boğmak için hazırladığı “Plan Colombia”, yüz binlerce cana ve yerinden edilmeye mal oldu.

Varela, “Boş verin Amerika’nın inanılmaz kazançlı bir uyuşturucu pazarı olmaya devam etmesini; kaçakçılıkla mücadele, Amerikan müdahaleciliği için iyi oldu” diyor.