Google Play Store
App Store

Konuşmalardan, sunumlardan, tartışmalardan anlaşıldığı üzere ‘çözüm’e ilişkin yol haritasında net bir görüş ve öngörü yok, daha da önemlisi fazlaca bir beklenti de.

Savaşın ortasında barış olmaz
Fotoğraf: MA

Politika Servisi

Suriye ve Ortadoğu’daki sarsıcı gelişmelerin tesiriyle başlayan İmralı-Ankara görüşme süreci nereye evrilecek? Kapalı kapılar ardında sürdürülen bu trafiğe ve buradan çıkacak kararlara dair kafalarda pek çok soru işareti var. Belirsizlik, beklenti ve senaryoları da çeşitlendiriyor. Kaygılar, endişeler ve beklentiler iç içe geçerken gözler 15 Şubat’ta yapılması beklenen Öcalan açıklamasında. Görüşmeler ve sürece dair farklı okumalar, Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK) organize ettiği hafta sonundaki “Çözüm barışta” konferansında da görüldü.

BEKLENTİ MİNİMUM

Yurt içi ve yurt dışından pek çok akademisyen, siyasetçi ile uzman ismin katıldığı İstanbul Florya’daki konferans sürecin muhataplarının haleti ruhiyesine ilişkin bir ön okuma için önemli doneler sundu. Sürece dair temkinli duruş, konferansı düzenleyenler, sürecin aktörleri ve katılımcıların tamamına yakınına hakimdi. Aktörlerin hiç biri net bir şeyler bilmiyor, konferansa katılımcıları devlete değil, Öcalan’a güveniyor.

Türk-Kürt ittifakının “barış” kaygısından değil, Saray rejiminin Ortadoğu’da etkin olma niyetinden kaynaklandığı konusunda genel bir konsensüsün oluştuğu konferansta, ortak vurgu barış sürecinin masada değil, asıl barışın toplumsallaşmasıyla sonuç vereceğiydi. Bu bakış olumluydu. Konuşmalardan, sunumlardan, tartışmalardan anlaşıldığı üzere yol haritası konusunda net bir görüş ve öngörü yok, daha da önemlisi fazlaca bir beklenti de. Kürt sorununa dair akademik sunumların, sorunun arka planına dair tarihsel perspektifin bolca yer aldığı buluşmada en dikkat çekici tespitler akademisyen Dr. Arzu Yılmaz’dan geldi. Savaşın ortasında olduklarını kaydeden Dr. Yılmaz’ın şu ifadeleri çarpıcıydı: “Çözüm süreci yok ortada. Barış zamanında değil, savaşın ortasındayız. Savaşın ortasında barış olmaz ama ittifak olur. Türk-Kürt ittifakı kurulacak mı, mesele bu. Kürtlerle ittifak kurarak Ortadoğu’da etkin olmak istiyorlar, esas motivasyonları bu. Türkiye’nin Kürtlerle barışı gündeme almasında Kürt sorununa çözüm ya da Kürtlerle barıştan ziyade, Ortadoğu’da Türkiye’nin etkin bir aktör olarak hareket etmesine imkan sağlamaktır. Barış için değil, savaş için ittifak istiyorlar.”

ALEVİLER NEREDE?

DEM Parti’nin önemli isimlerinden Meral Danış Beştaş’ın konuşması ağırlıklı olarak dışarıya yönelikti. Emperyalistlerin cihatçılar üzerinden bölgeyi dizayn etmek istediğini kaydeden Beştaş’ın, bunun halklar lehine olmayacağını vurgulaması önemliydi. Tarihçi-yazar Erdoğan Aydın’ın DEM Parti’nin laiklik ve Alevi kesiminin duyarlılıkları konusunda tavır alamaması eleştirisi de oldukça dikkat çekiciydi. Buluşmada da gericiliğin kuşatması altındaki Ortadoğu’da en temel ihtiyaçlardan olan laikliğin yeterince yer bulmaması eksikliklerden biri olarak ele alınabilir.

İTTİFAK İLE NEREYE?

HDK temsilcilerinden Sebahat Tuncel’in Öcalan’dan ne karar çıkarsa çıksın, asıl zorlu sürecin ondan sonra başlayacağını söylemesi, bir gerçekliğe işaret ediyordu. Türk-Kürt ittifakı yeniden kurulacak mı? Kurulacaksa bu neyin karşılığında olacak?

Tuncel, tarihte üç kez “Türk-Kürt ittifakı”nın kurulduğunu -1071 Malazgirt, 1514 Çaldıran, 1919 Kurtuluş Savaşı- ve üçünde de Türklerin kazandığını, Kürtlerin kaybettiğini söyleyerek, bu yeni olası ittifaka olan bakışlarını özetledi. Konferansın sonuç bildirgesinde yer alan şu sözler, "Sürecin kötüye kullanılmasını Kürt halkını yalnız bırakmayarak önleyebiliriz" AKP-MHP rejiminin planlarına dair endişeleri açıkça dillendirildi. Özetle; İçerideki siyasal İslamcı otoriterleşmenin gölgesi altında başlatılan süreç, adına ne konursa konsun, muhataplarına dahi güven vermiyor. Rejimin bu “açılımı” kendi bekası için gerçekleştirdiğine dair genel bir mutabakat hakim. Sürece dair endişeler olsa da buna rağmen Kürt tarafı, sorunun yeniden ülke gündemine gelmesinden, tartışılmasından oldukça memnun.