birgün

25° AÇIK

BİLİM 12.01.2020 07:27
author

Seçici Şüphecilik

Seçici Şüphecilik

Gerçeğe burun kıvırmanın revaçta olduğu bu post-truth çağında, bilimsel gerçeği aramanın önemini ne kadar vurgulasak az gelir. Neyse ki bir yandan da sorgulayıcı düşünce kök salıyor; gitgide daha fazla insan iddialara bilimsel kanıt soruyor, daha fazla uzman bu kanıtları paylaşmak için konuşuyor, yazıyor.

Sorgulayıcılığın çeşitli dereceleri olabiliyor. Bilimsel kuşkucular, makul derecede inandırıcı kanıtlara sahip iddiaları doğru kabul ederler. Belli bir hata payı bırakarak elbet, ve yeni kanıt gelince görüşünü gözden geçirmeye hazır olarak. Felsefi kuşkucular bu kadarla yetinmeyebilirler. Duyularımızla algıladığımız her şeyin yanlış olabileceğini, o yüzden hiçbir şey hakkında hüküm veremeyeceğimizi savunabilirler. Bence kısır bir bakış açısı, ama tutarlı şekilde uygulamak isteyene itiraz edilemez.

Asıl kötü olan, kuşkuculuğunu seçici olarak uygulayanlar. Sözde-kuşkucular bir iddiaya sıkı sıkıya sarılırlar ve o iddiaya karşı öne sürülen her kanıtı aşırı bir sorgulamaya tabi tutarlar. Sorun şu ki, benimsedikleri savları desteklerken aynı standartları uygulamazlar. “Güdümlü akıl yürütme” uygularlar: Önce inanırlar, sonra inançlarını savunmak için düşünürler.

Sözde-kuşkuculara sık rastlarız. Mesela evrimin olağanüstü güçlü kanıtları olmasına rağmen, yaratılışçılar sürekli “ara fosil” sorarlar; sonra o ara fosillerin arasındakileri, sonra onların arasındakileri… Evrim konusunda tatmin olmaz bir kuşkuculukları varken, bir yaratıcı bulunduğu hipotezini aynı titizlikle değerlendirmezler.

Hiçbir kanıttan tatmin olmazlar

Düz dünyacılar dünyanın yuvarlaklığına dair hiçbir kanıttan tatmin olmaz; keza aya gidilmediciler ve genel olarak komplo teoricileri de öyle. Bu tür aşırılıkların sonunda “sana söylenenlere sorgulamadan inanıyorsun” suçlaması gelir. Kastedilen, insanlığın gizli bir örgüt tarafından topyekün aldatıldığıdır. Elbette hiç bir şeye sırf birileri söylüyor diye inanılmaz, ama bu derece büyük bir aldatmacayı yıllar boyu sürdürme gücüne sahip bir organizasyona inanmak çok daha zordur. Bu komploları savunanlar “saklı yöneticilerin” varlığına dair hiç bir sağlam kanıt sunmazlar. Kendileri de birilerinden duymuştur, ama bunu sorgulamazlar. Şüphecilikleri seçicidir.

Bazıları da işlerine gelmeyen bir gerçeği, şüphe tohumları ekerek güvenilmez kılmaya çalışırlar. Bu özellikle çıkar çevreleri için yapılır. İyi bilinen bir örnek, fizikçi Fred Seitz’ın yönlendirdiği bir gruptur. Sigaranın kanser yaptığına dair güçlü deliller ortaya çıkınca, bu grup 1980’lerde bu araştırmalara gölge düşürme amacıyla bilinçli yanıltmalar yaymıştı. Aynı grup 1990’larda küresel ısıtma araştırmaları için de aynı şeyi yapmış, ABD’de iklim krizinin ciddiye alınmasını çok uzun zaman geciktirmişlerdi.

Güncel bir örnek olarak, Soner Yalçın ve benzerleri önlerine konan tıbbi araştırmalar ve yayınlara karşı “biz şüphe etmeye devam edeceğiz” derken, homeopati, aşı karşıtlığı ve daha nice zırvayı bir nebze şüphe duymadan savunmaya devam edebiliyor. “Bilimsel yayınlarda sahtekârlıklar olabiliyor, onları sorgulayalım” dedikten sonra “bilimsel yayını olmayanlara inanabiliriz” diye bir safsataya girebiliyor.

Bütün bu örneklerin ortak noktası aslında ispat yükümlülüğünü karşıya atma çabası. Sağlam delillerle ispatlanmış gerçeklere zıt bir iddia ileri sürülürse, o iddianın en az aynı kuvvette yeni delillerle desteklenmesi gerekir. Bunu yapmadan iddiasında ısrarcı olanlar, karşı tarafı sürekli savunmada bırakmak için “sen benden kanıt soruyorsun, ama senin kanıtların sağlam mı bakalım” gibi bir retorik numarasına başvurabiliyorlar.

Sözde-kuşkuculara cevap yetiştirmek yorucu olabilir. Karşınızdakinin amacı gerçeği bulmaktan ziyade önceden benimsediği fikre bahane bulmak ise, gösterdiğiniz her kanıta karşı makul şüphe seviyesini çok aşan salvolar gelecektir sürekli. Savunmada kalmak yerine asıl konudan ayrılmamak, ısrarla “senin iddianın ispatı nedir?” sorusunu sormak en doğrusu.

cukurda-defineci-avi-540867-1.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız